Her ikisinin de öne sürdükleri şey, davranışın, duyguları belirlediğidir.Ove dvije funkcije uzajamno se kompenziraju, isto kao što to rade mišljenje i osjećaji.
Başlangıçta Burton, önceki filme dair karışık duyguları olduğu için devam filmini yönetmeyi istemedi.Burton isprva nije htio režirati nastavak zbog podijeljenih mišljenja o prethodnom filmu.
Diğerlerinin duygularını hissederim.Osebujna su osjećaja vremena.
Jackson Rathbone, Jasper Hale: Cullen ailesinin duyguları yönlendirebilen üyesi.Jackson Rathbone kao Jasper Hale, je član obitelji Cullen koji može upravaljati emocijama.
Deyimler bazen ele aldıkları konular bakımından ve anlattıkları duygular bakımından sınıflandırılabilirler.Pravne norme se mogu podijeliti na različite načine, ovisno o aspektu s kojega im pristupamo.
Örneğin farklı duygular yaşadığı zaman saç rengini değiştirebilmektedir.Može imati razne varijacije boje dlake.
O anki görünüşleri o an hissetikleri duyguları yansıtır.Njene fotografije iz ovog perioda reflektiraju njezin tadašnji način života.
Samimi duygulardan uzaklaşma.Vyhýbaj sa zmysovým pôžitkom.
Manon ayrılırken Des Grieux ona karşı duygularını açıklayan bir şarkı söylemeye başlar.Manon odchádza a Des Grieux spieva o svojich citoch k nej.
Zamanla Oscar'a beslediği duygular aşka dönüşür.Einsteinov vzťah k nej prerástol časom do ľúbostného.
Karakterlerinin konuşmalarında sıklıkla varoluşçu duygulara rastlanır.Jej postavy majú často v konverzáciách existenciálny podtón.
Jackson Rathbone, Jasper Hale: Cullen ailesinin duyguları yönlendirebilen üyesi.Jackson Rathbone ako Jasper Hale, člen rodiny Cullenovcov, ktorý vie manipulovať emóciami.
Duygularımı tarif edemiyorum.Kráľ nedal najavo svoje pocity.
Örneğin farklı duygular yaşadığı zaman saç rengini değiştirebilmektedir.Pri zmene teploty sa však môže jej farba líšiť.
Ülkede milliyetçi duyguların güçlenmesine katkıda bulundu.To veľmi posilnilo nacionalistické nálady v krajine.
Wordsworth'a göre şiir duyguların akışıdır.Múdrosť sa podľa Wordswortha rodí v básnikovej obrazotvornosti.
Duyguları harekete geçiren.Zvládanie emócií.
Yazdıklarından, ona yönelik karşılık göremediği bazı duygular beslediği anlaşılmaktadır.Nemôže si domyslieť a doplniť to, čo sa mu zdá, že chýba.
Aşkın tarafında yer tutan Murat aslında kendi duygularının farkında değildir, tıpkı Duygu gibi.Prekvapený Simplicius si jeho vplyvom uvedomí, že on vlastne ani nevie čo je to láska.
Şarkı, her iki sanatçının da diğerinin sesini duymaktan duygularını anlattığı şarkının gücüyle ilgileniyor.Slová piesne sú rozprávaním toho, čo obaja počas tanca cítili.
Mello sıklıkla duygularının onu mutlu etmesine izin verir.Napriek tomu má Amélia niekoľko vecí, ktoré jej spôsobujú radosť.
Duyguların bu kadar güzel ve derin hissedildiği.Jej poézia sa vyznačuje hlboko prežívanými a citovými zážitkami.
Düşünce ve duyguların merkezi, beyin değil, kalp olarak görüldü.Središče razmišljanja in čustev je bilo v srcu in ne v možganih.
Anne karşı derin duygular beslese de henüz bunu dile getirmemiştir.Mami se še danes ne upa tega povedati.
Birilerinin duygularını bir şekilde istismar ettiysem çok özür dilerim.Torej lahko interpretacijo čustev delno sugeriramo .
Bunu vokal, performans ve duygular için yapıyorum.""Rastje, Revija za literaturo, ustvarjalnost in družbena vprašanja".
Yazdıklarından, ona yönelik karşılık göremediği bazı duygular beslediği anlaşılmaktadır.Kot je dejal, je lahko prek njega povedal stvari, ki si jih sicer ne bi upal.
Figürlerindeki pozlar ve duygular Canovanınkilerden daha resmi ve serttir.Ostaja torej nedorečeno mnenje, ali so kateri starejši in točnejši od kanoničnih evangelijev.
Duygularımı tarif edemiyorum.Nesugebėjimas išreikšti savo minčių.
Onların gerçek duyguları oldu.Čia jis atskleidžia tikruosius savo jausmus.
Bizler, bunu ancak bazı özel durumlarda, duygularımız aracılığıyla sezebiliriz.Drovumas gali pasireikšti tik kai kuriose situacijose, kai kuriomis aplinkybėmis.
Bu mektup Elizabeth’in Darcy’ye de Wickham’a da olan duygularını yeniden şekillendirmesine neden olur.Samuti usub Elizabeth endiselt härra Wickhami süüdistusi härra Darcy kohta.
Fakat duygular sıklıkla korundu.Modellide näod on tihti varjatud.
18 yaşındayken, erkek arkadaşlarım duygularını ifade edemiyorlardı.18살때, 제 이성친구들은 그들의 감정을 표현할 수 없었고
18 yaşındayken, erkek arkadaşlarım duygularını ifade edemiyorlardı.Când la 18 ani prietenii mei de sex masculin nu puteau să îşi exprime sentimentele...
18 yaşındayken, erkek arkadaşlarım duygularını ifade edemiyorlardı.Cuando, a los 18, mis amigos eran incapaces de expresar sus sentimientos....
18 yaşındayken, erkek arkadaşlarım duygularını ifade edemiyorlardı.Da jeg var 18, kunne mine mandlige venner ikke udtrykke deres følelser...
18 yaşındayken, erkek arkadaşlarım duygularını ifade edemiyorlardı. Feminist olduğuma karar verdim.Ked v 18tich moji mužský kamaráti neboli schopní vyjadriť svoje pocity som sa rozhodla, že som feministka.
18 yaşındayken, erkek arkadaşlarım duygularını ifade edemiyorlardı.Když v osmnácti moji mužští kamarádi nebyli schopní vyjádřit své pocity.
18 yaşındayken, erkek arkadaşlarım duygularını ifade edemiyorlardı.Ketika pada usia 18 tahun, teman-teman pria saya tak mampu menyampaikan perasaan mereka...
18 yaşındayken, erkek arkadaşlarım duygularını ifade edemiyorlardı.Khi lên 18 tuổi, những bạn nam không thể để lộ cảm xúc của họ
18 yaşındayken, erkek arkadaşlarım duygularını ifade edemiyorlardı.Lorsqu"à 18 ans, mes copains étaient incapables d'exprimer leurs sentiments.
18 yaşındayken, erkek arkadaşlarım duygularını ifade edemiyorlardı.När jag var 18 var mina killkompisar oförmögna att uttrycka sina känslor.
18 yaşındayken, erkek arkadaşlarım duygularını ifade edemiyorlardı.Op m'n 18de sloten jongens zich af.
18 yaşındayken, erkek arkadaşlarım duygularını ifade edemiyorlardı.Quando a 18 anni i miei amici maschi non erano in grado di esprimere i propri sentimenti...
18 yaşındayken, erkek arkadaşlarım duygularını ifade edemiyorlardı.Quando, aos 18, meus amigos homens eram incapazes de expressar sentimentos.
18 yaşındayken, erkek arkadaşlarım duygularını ifade edemiyorlardı.Όταν στα 18 μου οι φίλοι μου δεν μπορούσαν να εκφράσουν τα συναισθήματα τους...
18 yaşındayken, erkek arkadaşlarım duygularını ifade edemiyorlardı.В 18 мої друзі-хлопці не могли висловити свої почуття...
18 yaşındayken, erkek arkadaşlarım duygularını ifade edemiyorlardı.В восемнадцать мои друзья-парни не способны были выразить свои чувства.
18 yaşındayken, erkek arkadaşlarım duygularını ifade edemiyorlardı.כשבגיל 18 חברי הבנים לא יכלו לבטא את רגשותיהם...
21 yıl oldu, ama bu duygular hala yerli yerinde duruyor.21년 전 일인데도 여전히 생생하게 살아있습니다.
21 yıl oldu, ama bu duygular hala yerli yerinde duruyor.Ça fait 21 ans, mais ils sont encore tous là.
21 yıl oldu, ama bu duygular hala yerli yerinde duruyor.Đã 21 năm, nhưng chúng vẫn còn cả đây.
21 yıl oldu, ama bu duygular hala yerli yerinde duruyor.É algo que vem do passado. Foi há 21 anos, mas eles ainda estão cá todos.
21 yıl oldu, ama bu duygular hala yerli yerinde duruyor.E ceva legat de trecut. Au trecut 21 de ani, dar amintirea lor e încă vie.
21 yıl oldu, ama bu duygular hala yerli yerinde duruyor.Es algo que viene del pasado. Son 21 años, pero aún están presentes.
21 yıl oldu, ama bu duygular hala yerli yerinde duruyor.Es sind 21 Jahre, aber die sind noch alle da.
21 yıl oldu, ama bu duygular hala yerli yerinde duruyor.Het is iets dat uit het verleden komt. Het is 21 jaar geleden, maar ze zijn er nog steeds allemaal.
21 yıl oldu, ama bu duygular hala yerli yerinde duruyor.Je to něco, co přichází z minulosti. Je to 21 let, ale stále to tu všechno je.
21 yıl oldu, ama bu duygular hala yerli yerinde duruyor.Je to už 21 rokov, ale stále to tu všetko je.