Diğer yazarlardan ayrılan özelliği, kendi içinde iki karşıt görüşü veya duyguyu aynı anda barındırabilmesiydi.En følelse af ambivalens opstår når man samtidig har to modstridende følelser eller holdninger.
Carey’e göre beraber takıldılar ancak cinsel veya duygusal anlamda bir yakınlaşmaları olmadı.Hun fortæller at de bare hang ud og intet seksuelt eller intimt fandt sted.
Bu süreçte Klein duygusal sorunlar yaşamıştır.Fra nu af er Mikkel følelsesmæssigt afstumpet.
"Duygu Müzik"."Musikalsk mørkeleg".
Duygusal Tuzaklar, 2006.Politisch-psychologischer Versuch, 2006.
Çok duygusal bir an.Le Temps sensible.
Bunun yanında açlık duygusunu ve yeme miktarını da düzenler.Som et svar på dette spiser personen og reduceres følelserne af sult.
Düşünsel ve duygusal yapı.Geoteknikk og fundering.
Çeşitli duygusal durumlar öz farkındalık ile pekiştirilir.Store beslutninger træffes med følelserne.
Bu durum onu derinden etkilemiş ve bu yalnızlık duygusu sanatının ilham kaynağı olmuştur.Hans stil byggede på symbolismen, og han var selv en stor inspirationskilde til ekspressionismen.
Sanki,bir anlik tüm duygularını unutur.Et certifikat der viser at en person har mestret alle aspekter af sin stil.
Örneğin sevinç bir duygu, açlıksa bir duyumdur.Et simpelt eksempel er "jeg er hundesulten".
Aşkın gözü kör olabilir, ama duygularının olduğu yadsınamaz.De kan sidde stille, men de er ikke opmærksomme på, hvad de laver.
Sevinç duygusu bizi sarmıştı".Det frarøvede mig helt glæden over karaktererne."
Şarkı, hayatına yönelik duygularını anlatan bir balad.Ham, der synger soundtracket til dit liv.
Diğer kişilerin duygularını anlayabilir.Han kan læse andres tanker.
"Bugüne kadar futbolda hissettiğim en iyi duyguydu.«Den beste fotballkampen jeg noensinne har sett.
Duygusal dengesizlik olarak da adlandırılır.Defekten kalles da ubalansert.
Suçluluk duygusuna kapılan Bobby, bir gün annesinin kendisini kabul edeceğini umarak kuzenine taşınır.Bobby får likevel stor skyldfølelse og håper at at Mary en dag vil ta imot ham.
İntikam duygusu hala yanmaktadır.Tanker om hevn dukket opp.
Duygusal Sahnede Rol Yapmak.I scener med stor følelse.
Çünkü o zaman işin duygusu olmuyor.Arbeidet føles meningsløst.
Merhamet, acıma duygusudur.Medlidenhet er et synonym for sympati.
Konya Ayaklanması Din duygusu kullanılarak kışkırtmalarla çıkmıştır.Bruk av dominanten skaper en følelse av spenning.
Japon İmparatorluğu askeri liderleri saldırı hakkında karışık duygulara sahipti.De japanske militære lederne var splittet i synet på angrepet.
Minnet duyguları bir başka insana yönelik olabileceği gibi bir tanrıya yönelik de olabilir.Guddommen blir oppfattet som en person som en kan ha et forhold til.
Bu tablo onda daha önce hiç hissetmediği duygular uyandırır.Filmen inneholder animasjon som aldri er gjort før.
Daha sakin ve duygusal bir albüm oldu.Det som kom var et veldig seriøst og følelsesladd album.
Zaman zaman Emir'in duygu dünyasına hitap etmiştir.Og fra tid til annen fornemmes omen fra den store verden.
Kendi duygularını başka nesnelere yansıtmak anlamında da kullanılır.Enda viktigere er imidlertid at vi kan dele våre ideer med andre.
Ulaşılmaz bir duyguydu bu o zamanlar, adı henüz konmamıştı.Dette forsøket var dog ikke vellykket da hans navn fortsatt er kjent i dag.
Roma'dan gitmeden önceki son gecelerinde duygusal bir cinsel ilişki yaşarlar.De prøver å holde romantiske følelser utenfor.
Bu olay Polonya soylularının yurtseverlik duygularını kamçıladı.Dette skandaliserte den innfødte nobilitet.
Birilerinin duygularını bir şekilde istismar ettiysem çok özür dilerim.Som artist er det vanskelig å plassere ham i en bestemt sjanger.
Çartist Hareket'e katılmak, işçi sınıfına kesinlikle bir öz güven duygusu getirdi.Partiet forstod imidlertid behovet for å sikre seg en viss støtte i arbeiderklassen.
Duygusal ve fiziksel yetersizliklerini keşfeder.De reagerer lett på fysiske og emosjonelle ubehageligheter.
Hafızası da duyguları kadar kuvvetlidir Ceylan’ın.Versene hans er fulle av nostalgi, akkurat som tangoen.»
Duygularına göre kafasını değiştirir.Hun gjengjelder hans følelser.
Mefistofeles, Faust'u gençleştirir ve ona aşk duygusunu tattırır.Mefistofeles griper Faust og drar ham ned til Helvete.
Sahiplenme, bir şeyi veya birini sahiplenme duygusudur.Hjemmel angir at noe tilhører, hører hjemme i, noe.
Psikolojide bazen duygusal öz-düzenleme ya da öz-düzenleme olarak adlandırılır.Emosjonell støtte har også noen ganger blitt kalt følelsesstøtte eller evalueringsstøtte.
Sevinç içinde bulunduğu durumdan tam anlamıyla hoşnut olma duygusudur.Det eneste stedet hvor hun følte seg virkelig lykkelig.
Fast Times 1980'lerin başında teenage jenerasyondan birçok erkek duygusal aşkla bağlanmıştır.Tidlig i 1980 kom singelen Love Will Tear Us Apart.
Bilim insanları fillerin ne derecede duyguları olduğunu tartışmaktadır.Ilmuwan masih memperdebatkan sejauh mana gajah dapat merasakan emosi.
Marx duygusal olarak babasına çok yakındı ve ölümünden sonra babasının anısına çok saygı gösterdi.Marx telah menjadi sangat emosional kepada ayahnya dan mengenang kenangannya setelah kematiannya.
İçinde hiç acıma duygusu hissetmez.Tidak ada rasa gentar dalam dirinya.
Bu özel sahne için, Chazelle şehrin ne kadar geniş olduğunun duygusunu vermek istedi.Khusus adegan ini, Chazelle ingin menunjukkan betapa luasnya kota Los Angeles.
Diğerlerinin duygularını hissederim.Jadi ikut merasakan perasaan orang lain.
Tony suçluluk duygusuyla mahvolur.Mengetahui hal itu, Tony didera rasa bersalah.
Tablo van Gogh'un kendisi için aradığı huzur duygusunu iletir.Lukisan ini menampilkan esensi keheningan yang van Gogh rasakan sendiri.
Bazı psikologlar, bir kişinin kişilik özellikleri ve duygusal işleyişini incelemek için bu testi kullanır.Beberapa psikolog menggunakan tes ini untuk mengetahui karakter dan emosional seseorang.
Duygusal hallerin hızlı değişimi.Perubahan suasana hati yang cepat.
Her şeyden önce duygudaşlık (empati) kurun.Sayang hanya empati saja.
Duygusal olarak algılanışının yanı sıra akıl ile de kavranabilir.Di samping bisa membaca pikiran orang, juga banyak akal.
Aynı zamanda aşırı derecede duygusaldır.Ia juga sangat sensitif.
Bu konuda hissettiğim suçluluk duygusunu tarif etmeye kelimeler yetmez.Tak bisa dilukiskan lagi betapa merasa bersalahnya aku atas hal-hal tersebut.
Duygusal gerçekliği sembolize ettiğini düşündüğü sarı rengin onun için önemi çok büyüktü.Kuning merupakan warna yang paling penting baginya, karena dianggap melambangkan kebenaran emosional.
Yanıklar aynı zamanda duygusal ve psikolojik rahatsızlığa da neden olabilmektedir.Luka bakar juga bisa menyebabkan gangguan emosional dan psikologis.
Başkalarını rahatsız etmekten çekinme duygusu.Mendorong orang lain untuk melecehkan korban.
Film bir cinayet ve bu cinayetin arkasından gelişen olayları duygusal bir biçimde anlatmaktadır.Film ini mengisahkan peristiwa sekitar serangan itu dan pergumulan hidup setelahnya.