Demek istediğim, böyle şeyler duydum.I mean, I've heard about that.
Hukuk fakültesine girdiğini duydum.I heard you got into the law program.
Oldukça zor olduğunu duydum.I heard it was really hard.
Ne? Ne dediğini duydum,Hazel.- I heard what you just said.
Bunun da yürürken rüzgar çanı gibi ses çıkardığını duydum.I've heard this dress actually sort of sounds like wind chimes as they walk through.
Ben keyiflerini kaçırmak istemiyordum ama konuyu gerçeklere geri getirme ihtiyacı duydum.I felt that I had to kind of bring back the discourse to reality.
Ayrıldığınızı duydum.I heard that you guys have broken up.
İngiltere'de çok çalıştığını duydum.I heard that you made a big effort in Britain.
Bir yüzük aldığını duydum.I heard you bought a ring.
Çok yüksek maaş aldığını duydum.I heard a little... her pay is really high too.
Damat Park'ın Kore'ye geldiğini duydum.I heard Park suh-bang* is in Korea. [*son-in-law]
Onun Ingrid Bergman'la ilgili çılgınlıklarını duydum.I heard he had some kind of a fling with Ingrid Bergman.
Ve tüm diğer hikayeleri yerle bir eden hikayeler duydum.And I heard stories that shattered all the other stories.
Bedenimin içine işleyen hikayeler duydum.I heard stories that got inside my body.
Ve onur duydum.And I was honored.
Hiç bir şey yapmasan bile, en azından bu kadarını yapman gerekirmiş öyle duydum.I hear even if you do nothing, this is something you have to do.
Yeni bir iş üzerinde çalıştığınızı duydumI hear you're working on a new business.
Oranın da çok hoş bir yer olduğunu duydumI hear it's totally fun there.
Okulda olanları duydumBy chance, I heard what's going around school.
Ben Ha Ni'yi kurtardığını duydumI heard that you saved Ha Ni.
İkinizin birlikte yaşadığınızı duydum.I heard you two live together.
Çünkü acı çeken bir sineğin sesini duydum.Because I've heard a fly in pain.
Austin, "Austin" dediğini duydum.Austin, I hear you saying "Austin."
Bu yüzden, çok gurur duydum.So, I'm flattered.
Ve orada oturuyorken, uzaktan alkış sesi duydum ve oraya doğru bakıyordum.And we're sitting there, and I hear [clapping] from a distance, so I look over.
Başvuruyu geçsek bile, çok seçici bir kurul olduğunu duydumEven if the application goes through, I heard the interview process is very picky.
Üniversite sınavının olduğu sabah Seung Jo oppya uyku ilacı verdiğini duydum.I heard you gave Seung Jo Oppa sleeping pills on the morning of the college entrance exam.
Ona bu sabah uyku hapları verdiğini duydum.I heard you gave him cold medicine this morning.
New York'ta olduğunu duydum.I heard that you were in New York.
Ne oldu? Ayrıldığın için sarayın karma karışık olduğunu duydum.I heard the palace has been put upside down when you came out.
"Yani benim yeğeni Bay Wooster biliyorum," Onu söylemek duydum."So you know my nephew, Mr. Wooster," I heard him say.
Ben daire ulaştığında Jeeves inine hareket duydum.When I reached my apartment I heard Jeeves moving about in his lair.
Dedi duydum.You heard what he said.
Sen, her şeyi duydum, değil mi?You heard it all, didn't you?
Ben onu uluması bir tür duydum.I heard him give a sort of howl.
Snap duydum.I heard the snap.
Seyahat kısıtlaması olduğunu duydum.I heard about your suspension.
Kaza olduğunda arabayı senin kullandığını duydum.I heard the general story and that she was in your car when the accident happened.
Çok zorlandığınızı duydum.I've heard you've been through many ordeals.
Sadece...bir hayranım, öyle duydum.Just... A fan of mine, I hear.
Duydum ki... güzel şarkı söyleyen bir hayat kadınıyla... çok yakın bir ilişki içindeymişsinI heard that you're very close with a prostitute who can sing.
Hindistan'da pek de sevilmeyen bir politikacıdan şunu duydum.I heard this little thing from a politician, not a politician that was very well respected in India.
Kırılmış kemiklere bire bir diye duydum!I hear this is the best for healing broken bones!
Senin Parang Üniversitesine girdiğini duydum.I hear you got into Parang University.
- Ama sizin yeni sisteminizi duydumI heard about your internship program... ...for young hot blondes with impressionable minds.
Lavabodaydým da duydum sizi.I, uh, heard it while I was in the bathroom over the speaker and...
Seninle gurur duydum evlatI'm proud of you, kiddo.
"Bip, bip." sesini duydum.I heard "Beep, beep."
Sanırım sadece beş sayı duydum.I think I only heard five numbers.
Ve sonra bir parıldayan, çatı duydumAnd then in a twinkling I heard on the roof,
Ama ben o görüşte kovdu onu haykıracak, ere, duydumBut I heard him exclaim, ere he drove out of sight,
Ama bir kez o yazdığı özür duydum, bana gözyaşı getirdi.But once I heard the apology that he had written, it brought me to tears.
Şimdiden hakkınızda çok şey duydum.I've heard so much already.
Bir Güçlü Al'in trilyonlarca dolar edeceği hakkında bir tahmin duydum.I heard an estimate that strong AI would be worth a trillion dollars a year
Su boyunca tuhaf bir yaratığın uğuldadığını duydum.I heard some queer beast howling back there along the water.
Dün gece kayıkhaneden ayrılırken sesini duydum.I heard it leave the boathouse last night.
Adamı duydum, bütüm kelimelerini duydum.And I heard him, I heard all the words.
Ben, şey, şakaları elden çıkarabildiğini duydum.I, ah, heard you can move jokes.
Ben aynı şeyi yıllar önce duydum.I heard the same thing years ago.
1987'de buzun arasından düşüp bir nehirin altında mahsur kalan bir çocuğun hikayesini duydum.In 1987 I heard of a story about a boy that fell through ice and was trapped under a river.