Televizyonda duydukları da cabasıdır.テレビの占いにもかかわる。
Az önce radyodan duyduk.ラジオで言及される。
Yine de birbirleri için duydukları sevgi ve düşkünlük değişmez.つとむへの恋愛感情はいまでも変わっていない。
Başkalarına duydukları gereksinimi ve yakın ilişkilerin önemini reddederler.他人と違うことの悩み、自分らしさの大切さなどを伝える内容になっている。
Bir grup erkeğin bu anlamda birbirlerine ihtiyaç duyduklarını kabul etmenin nesi yanlış?なぜそんなに男から愛されたいのか椿や昴などほかの兄弟には理解できない。
Duyduklarınıza şaşıracaksınız."あなたは聞こえぬ者に聞かせる事ができようか。
Patlamaları duyduklarında, korku içinde eve kaçtılar.他们听到爆炸声,吓得跑回屋里。
Gurur duyduk.有些驕傲。
Sugihara, mültecilerin insan olduğunu ve sadece yardıma ihtiyaç duyduklarını açıkladı.杉原千畝表示是因為那些難民也是人,而他們需要幫助。
Az önce radyodan duyduk.这是一首只在电台播放的歌曲。
Bu çekingenlik Arkadi ile birbirlerine duydukları aşkın geç anlaşılmasına sebep olmuştur.而這膽怯最後令她和阿爾卡狄的愛情也慢慢認識自己。
Hastalar bir sesi gerçekten duyduklarını fakat onları anlamlandıramadıklarını ifade etmişlerdir.患有该症的患者能够听见声音,但无法理解语言的意思。
Hastalar, sosyal ortamlarda sıkıntı duyduklarından pasif, olgunlaşmamış, asosyal tipte görülebilirler.患者可能會抱怨,他們眼中看到的事物缺乏生動性和感情性色彩。
"Duyduk Duymadık Demeyin".안해봤음 말을 하지마세요””.
Haksızlığa uğramayanlar da, uğrayanlar kadar öfke duydukları zaman, haksızlığın ortadan kalkacağını söyledi.따라서 무능력자가 상소를 제기하였을 때에 부적법한 상소라 하여 상소각하를 할 것이 아니다.
Bir grup erkeğin bu anlamda birbirlerine ihtiyaç duyduklarını kabul etmenin nesi yanlış?사람 人자가 왜 서로 버티는 형상을 하고 있는지 아는가.
Az önce radyodan duyduk.지역 라디오 방송을 들었음은 분명하다.
Yine de birbirleri için duydukları sevgi ve düşkünlük değişmez.그럼에도 그랑데를 향한 외제니의 사랑은 변함이 없다.
1969 "Duyduk Duymadık Demeyin" - Yorumcu: Özdemir Erdoğan.194회 "내 속도 모르고 맘도 모르고" 현빈의 친구.
T-Bag duyduklarını hemen diğerlerine anlatır.이 까마귀들은 자기들이 보고 들은 것들을 모두 오딘에게 전해준다.
Patlamaları duyduklarında, korku içinde eve kaçtılar.כששמעו את הדי ההתפוצצויות נמלטו לתוך הבית בבהלה.
Az önce radyodan duyduk.שירים מתוכו הושמעו ברדיו.
Başkalarına duydukları gereksinimi ve yakın ilişkilerin önemini reddederler.המעורבות של חלקם הכרחית, ושל אחרים רצונית.
Az önce radyodan duyduk.Само няколко пъти е звучала по радиото.
Her neyse, İsveçlilerin çekici olduğunu duyduk," şeklinde bir açıklama yaptı.Той уведомява, че скептиците заемат проактивна позиция „да предложат алтернативно обяснение.
Brandir oradaydı, gördüklerini ve duyduklarını anlattı.Бог ме беше пратил там, за да чуя и да видя това.
Az önce radyodan duyduk.Radio je na željeznici.
Az önce radyodan duyduk.Videli sme ju v televízore.
Nihat bey dedesinden Küpeli hakkında duyduklarını anlattı.Thyestes sa o koži baránka dozvedel z bratovho vychvaľovania.
Bu, insanlara motivasyon bulmak ve hedefler koymak için bir amaca ihtiyaç duydukları inancını yansıtır.Odraža prepričanje, da ljudje potrebujejo namen, da najdejo motivacijo in uveljavijo cilje.
Az önce radyodan duyduk."Za zmago izvedeli po radiu".
Rivayete göre II. Felipe haberi duyduktan sonra şöyle demiş.Ob prejemu novice je Filip II.
Televizyonda duydukları da cabasıdır.Dostava pa bo po televiziji.
Gurur duyduk.Aš buvau įžymybė.
Başkalarına duydukları gereksinimi ve yakın ilişkilerin önemini reddederler.Santykis su pačiu savimi ir artimi, intymūs ryšiai su kitais.
Az önce radyodan duyduk.Ji tapo matoma nuo magistralės.
Sınavı geçtiğin haberini duyduk.Girdėjome naujienas, kad tu išlaikei egzaminą.
Az önce radyodan duyduk.Etteasteid võis kuulda ka raadiojaamast.
"Duyduk duymadık demeyin!"."Mind ei kuulata."
Gurur duyduk.Rõõm sinust.
On bir yaşında Michelangelo'nun başarılarını duyduktan sonra heykeltıraş olmaya karar verdi.Otsustas saada skulptoriks juba üheteistkümneselt, kui oli kuulnud Michelangelost ja tema saavutustest.
"Açıkçası, dünyada hikayesini duyduktan sonra sevmeyi öğrenemeyeceğiniz insan yoktur."."Ärligt talat, det finns ingen du inte kan lära dig att älska när du en gång hört deras historia."
"Açıkçası, dünyada hikayesini duyduktan sonra sevmeyi öğrenemeyeceğiniz insan yoktur."."Eerlijk, er is niemand die je niet zou kunnen leren liefhebben zodra je hun verhaal hebt gehoord."
"Açıkçası, dünyada hikayesini duyduktan sonra sevmeyi öğrenemeyeceğiniz insan yoktur."."Es gibt niemanden, den man nicht lieben lernen könnte, nachdem man seine Geschichte gehört hat."
"Açıkçası, dünyada hikayesini duyduktan sonra sevmeyi öğrenemeyeceğiniz insan yoktur."."Francamente, não há ninguém que não se possa aprender a amar "depois de ouvida a sua história."
"Açıkçası, dünyada hikayesini duyduktan sonra sevmeyi öğrenemeyeceğiniz insan yoktur."."Francamente, no hay nadie a quien no podrías aprender a amar después de haber escuchado su historia".
"Açıkçası, dünyada hikayesini duyduktan sonra sevmeyi öğrenemeyeceğiniz insan yoktur."."Francamente, non c'è nessuno che non possiate imparare ad amare dopo aver sentito la loro storia."
"Açıkçası, dünyada hikayesini duyduktan sonra sevmeyi öğrenemeyeceğiniz insan yoktur.".그것은 "솔직히, 일단 그들의 이야기를 들으면 모든 사람이 사랑을 배울 수 있다." 입니다.
"Açıkçası, dünyada hikayesini duyduktan sonra sevmeyi öğrenemeyeceğiniz insan yoktur."."Őszintén szólva, nincs olyan, akit nem tudnál megszeretni, miután meghallgattad a történetét."
"Açıkçası, dünyada hikayesini duyduktan sonra sevmeyi öğrenemeyeceğiniz insan yoktur."."Szczerze mówiąc, nie ma ludzi, których nie pokochałoby się po wysłuchaniu ich historii".
"Açıkçası, dünyada hikayesini duyduktan sonra sevmeyi öğrenemeyeceğiniz insan yoktur."."Thật ra thì chẳng có một ai mà bạn không thể học cách yêu thương một khi bạn đã nghe câu chuyện của họ."
"Açıkçası, dünyada hikayesini duyduktan sonra sevmeyi öğrenemeyeceğiniz insan yoktur."."Úprimne, niet nikoho, koho by si sa nemohol naučiť milovať, ak si si raz vypočul jeho príbeh."
"Açıkçası, dünyada hikayesini duyduktan sonra sevmeyi öğrenemeyeceğiniz insan yoktur."."Ειλικρινά, αποκλείεται να μη μάθεις να αγαπάς κάποιον μόλις μάθεις την ιστορία του".
"Açıkçası, dünyada hikayesini duyduktan sonra sevmeyi öğrenemeyeceğiniz insan yoktur."."Невозможно остаться равнодушным к человеку, рассказавшему вам свою историю".
"Açıkçası, dünyada hikayesini duyduktan sonra sevmeyi öğrenemeyeceğiniz insan yoktur."."Честно казано, няма човек, който да не заобичаш, когато чуеш историята му."
"Açıkçası, dünyada hikayesini duyduktan sonra sevmeyi öğrenemeyeceğiniz insan yoktur.".שאמר, "האמת, אין מישהו שאי-אפשר ללמוד לאהוב אחרי ששומעים את הסיפור שלו."
"Açıkçası, dünyada hikayesini duyduktan sonra sevmeyi öğrenemeyeceğiniz insan yoktur.".يقول، "بصراحة، ليس هناك أي شخص لن تستطيع تعلم حبه حين تسمع قصته."
"Açıkçası, dünyada hikayesini duyduktan sonra sevmeyi öğrenemeyeceğiniz insan yoktur.".「はっきり言って その人の物語を聞くと 愛せない人なんて誰もいないのです」 私はこう解釈したいのです
Ağlayışlarını duydukAm auzit strigătele lor
Ağlayışlarını duydukChúng tôi đã nghe khóc của họ