Doğru, onlar imansızlık yüzünden kesildiler. Sense imanla yerinde duruyorsun. Böbürlenme, kork!Está bem; pela sua incredulidade foram quebrados, e tu pela tua fé estás firme. Não te ensoberbeças, mas teme;
Doğru, onlar imansızlık yüzünden kesildiler. Sense imanla yerinde duruyorsun. Böbürlenme, kork!옳도다 저희는 믿지 아니하므로 꺾이우고 너는 믿으므로 섰느니라 높은 마음을 품지 말고 도리어 두려워하라
Doğru, onlar imansızlık yüzünden kesildiler. Sense imanla yerinde duruyorsun. Böbürlenme, kork!Oikein; epäuskonsa tähden ne taitettiin pois, mutta sinä pysyt uskosi kautta. Älä ole ylpeä, vaan pelkää.
Doğru, onlar imansızlık yüzünden kesildiler. Sense imanla yerinde duruyorsun. Böbürlenme, kork!Phải lắm; các nhánh đó đã bị cắt bởi cớ chẳng tin, và ngươi nhờ đức tin mà còn; chớ kiêu ngạo, hãy sợ hãi.
Doğru, onlar imansızlık yüzünden kesildiler. Sense imanla yerinde duruyorsun. Böbürlenme, kork!Úgy van; hitetlenség miatt törettek ki, te pedig hit által állasz; fel ne fuvalkodjál, hanem félj;
Doğru, onlar imansızlık yüzünden kesildiler. Sense imanla yerinde duruyorsun. Böbürlenme, kork!Vel! ved deres Vantro bleve de afbrudte, men du står ved din Tro; vær ikke overmodig, men frygt!
Doğru, onlar imansızlık yüzünden kesildiler. Sense imanla yerinde duruyorsun. Böbürlenme, kork!Vel! ved sin vantro blev de avbrutt, men du står ved din tro; vær ikke overmodig, men frykt!
Doğru, onlar imansızlık yüzünden kesildiler. Sense imanla yerinde duruyorsun. Böbürlenme, kork!Καλως δια την απιστιαν απεκοπησαν, συ δε δια της πιστεως ιστασαι μη υψηλοφρονει, αλλα φοβου
Doğru, onlar imansızlık yüzünden kesildiler. Sense imanla yerinde duruyorsun. Böbürlenme, kork!Добре: невірою відломились вони, ти ж вірою стоїш. Не носись високо, а бій ся.
Doğru, onlar imansızlık yüzünden kesildiler. Sense imanla yerinde duruyorsun. Böbürlenme, kork!Хорошо. Они отломились неверием, а ты держишься верою: не гордись, но бойся.
Doğru, onlar imansızlık yüzünden kesildiler. Sense imanla yerinde duruyorsun. Böbürlenme, kork!כן הוא המה נקפו על אשר לא האמינו ואתה הנך קים על ידי האמונה אל תתגאה כי אם ירא׃
Doğru, onlar imansızlık yüzünden kesildiler. Sense imanla yerinde duruyorsun. Böbürlenme, kork!حسنا. من اجل عدم الايمان قطعت وانت بالايمان ثبتّ. لا تستكبر بل خف.
Doğru, onlar imansızlık yüzünden kesildiler. Sense imanla yerinde duruyorsun. Böbürlenme, kork!不 錯 . 他 們 因 為 不 信 、 所 以 被 折 下 來 . 你 因 為 信 、 所 以 立 得 住 . 你 不 可 自 高 、 反 要 懼 怕
Doğru, onlar imansızlık yüzünden kesildiler. Sense imanla yerinde duruyorsun. Böbürlenme, kork!不錯.他們因為 不 信 、 所以 被 折 下來 . 你 因 為信 、 所以 立 得 住 . 你 不 可 自 高 、 反 要 懼怕
Durmadan gerçekten söz edip duruyorsun. - Gerçek! Gerçek nedir?Ησύχασε, εδώ κοντά θα είναι.
Eee, Charlie ne duruyorsun daha mağaraya girmek için?그러니 들어가보세요 챨리
Havalar, hayâl edebileceğiniz gibi, bu yaz olmasına rağmen, 61 metre olan bir buz parçasında duruyorsunuz.상상할 수 있듯이, 여름의 날씨에도, 200피트의 얼음위에 서있게 되는것이죠.
Havalar, hayâl edebileceğiniz gibi, bu yaz olmasına rağmen, 61 metre olan bir buz parçasında duruyorsunuz.Az idő itt, nyár van, és 200 láb magasan jégen állunk.
Havalar, hayâl edebileceğiniz gibi, bu yaz olmasına rağmen, 61 metre olan bir buz parçasında duruyorsunuz.Cuacanya, seperti yang bisa Anda bayangkan, Anda berdiri di atas es setebal 200 kaki di musim panas.
Havalar, hayâl edebileceğiniz gibi, bu yaz olmasına rağmen, 61 metre olan bir buz parçasında duruyorsunuz.Das Wetter, wie Sie sich vorstellen können, dies ist Sommer und man steht auf 200 Fuß Eis.
Havalar, hayâl edebileceğiniz gibi, bu yaz olmasına rağmen, 61 metre olan bir buz parçasında duruyorsunuz.El clima, como pueden imaginar... eso es en verano y hay 60 metros de hielo.
Havalar, hayâl edebileceğiniz gibi, bu yaz olmasına rağmen, 61 metre olan bir buz parçasında duruyorsunuz.Het weer, zoals jullie zich kunnen voorstellen, is dit in de zomer, en je staat op 60 m ijs.
Havalar, hayâl edebileceğiniz gibi, bu yaz olmasına rağmen, 61 metre olan bir buz parçasında duruyorsunuz.Il clima appunto, come potete immaginare, qui siamo in estate e ci si trova su quasi 70 m di ghiaccio.
Havalar, hayâl edebileceğiniz gibi, bu yaz olmasına rağmen, 61 metre olan bir buz parçasında duruyorsunuz.Khí hậu, như bạn có thể tưởng tượng, đây là mùa hè và bạn đang đứng trên 200 feet ( ~ 67 m) băng.
Havalar, hayâl edebileceğiniz gibi, bu yaz olmasına rağmen, 61 metre olan bir buz parçasında duruyorsunuz.La météo comme vous pouvez l'imaginer... Là, c'est l'été et on marche sur 60m de glace.
Havalar, hayâl edebileceğiniz gibi, bu yaz olmasına rağmen, 61 metre olan bir buz parçasında duruyorsunuz.O clima, como podem imaginar, isto é no verão, e estamos sobre 60 metros de gelo.
Havalar, hayâl edebileceğiniz gibi, bu yaz olmasına rağmen, 61 metre olan bir buz parçasında duruyorsunuz.Pogoda, jak możecie sobie wyobrazić, to jest lato i stoicie na 60 m lodu.
Havalar, hayâl edebileceğiniz gibi, bu yaz olmasına rağmen, 61 metre olan bir buz parçasında duruyorsunuz.Vremea, cum vă puteți imagina, aici e vară și stai pe un strat de gheață de 60 m.
Havalar, hayâl edebileceğiniz gibi, bu yaz olmasına rağmen, 61 metre olan bir buz parçasında duruyorsunuz.Ο καιρός, όπως μπορείτε να φανταστείτε, είναι καλοκαιρινός και στεκόμαστε πάνω σε πάγο πάχους 60 μέτρων.
Havalar, hayâl edebileceğiniz gibi, bu yaz olmasına rağmen, 61 metre olan bir buz parçasında duruyorsunuz.Времето, както можете да си представите, това е през лятото, и вие стоите върху 200 фута (70 метра) от лед.
Havalar, hayâl edebileceğiniz gibi, bu yaz olmasına rağmen, 61 metre olan bir buz parçasında duruyorsunuz.Погоду вы можете себе представить.
Havalar, hayâl edebileceğiniz gibi, bu yaz olmasına rağmen, 61 metre olan bir buz parçasında duruyorsunuz.מזג-האויר, כפי שניתן לדמיין, זהו קיץ, עומדים על 70 מטר קרח.
Havalar, hayâl edebileceğiniz gibi, bu yaz olmasına rağmen, 61 metre olan bir buz parçasında duruyorsunuz.الطقس، كما قد تتخيلون، هذا الصيف ، وكنت واقفا على 200 قدم من الجليد.
Havalar, hayâl edebileceğiniz gibi, bu yaz olmasına rağmen, 61 metre olan bir buz parçasında duruyorsunuz.季節は夏 高さ60メートルの氷の上です 後方には火山があり
Hayatımı zorlaştırıp duruyorsun.Kau selalu menjadi batu sandungan di hidupku
Hayatımı zorlaştırıp duruyorsun.아무튼 오빠 내 인생에 끝까지 장애물이다!
Hayatımı zorlaştırıp duruyorsun.Sigues siendo un escollo en mi vida.
Hayatımı zorlaştırıp duruyorsun.Você segue sendo um estorvo na minha vida.
Hayatımı zorlaştırıp duruyorsun.Ти завжди був каменем спотикання у моєму житті.
Hayatımı zorlaştırıp duruyorsun.أنت دائما حجر عثرة في حياتي
Hep yarın yarın deyip duruyorsun."Jeden Tag sagst du morgen.
Hep yarın yarın deyip duruyorsun."Завтра...", И сегодня я не собираюсь в школу.
İsa, ‹‹Yolda birbirinizle ne tartışıp duruyorsunuz?›› dedi. Üzgün bir halde, oldukları yerde durdular.A povedal im: Aké sú to veci, o ktorých idúci rozjímate medzi sebou a ste smutní?
İsa, ‹‹Yolda birbirinizle ne tartışıp duruyorsunuz?›› dedi. Üzgün bir halde, oldukları yerde durdular.Er sprach aber zu ihnen: Was sind das für Reden, die ihr zwischen euch handelt unterwegs, und seid traurig?
İsa, ‹‹Yolda birbirinizle ne tartışıp duruyorsunuz?›› dedi. Üzgün bir halde, oldukları yerde durdular.Il leur dit: De quoi vous entretenez-vous en marchant, pour que vous soyez tout tristes?
İsa, ‹‹Yolda birbirinizle ne tartışıp duruyorsunuz?›› dedi. Üzgün bir halde, oldukları yerde durdular.I řekl k nim: Které jsou to věci, o nichž rozjímáte vespolek, jdouce, a proč jste smutní?
İsa, ‹‹Yolda birbirinizle ne tartışıp duruyorsunuz?›› dedi. Üzgün bir halde, oldukları yerde durdular.I rzekł do nich: Cóż to za rozmowy, które macie między sobą idąc, a jesteście smutni?
İsa, ‹‹Yolda birbirinizle ne tartışıp duruyorsunuz?›› dedi. Üzgün bir halde, oldukları yerde durdular.예수께서 이르시되 너희가 길 가면서 서로 주고 받고 하는 이야기가 무엇이냐 하시니 두 사람이 슬픈 빛을 띠고 머물러 서더라
İsa, ‹‹Yolda birbirinizle ne tartışıp duruyorsunuz?›› dedi. Üzgün bir halde, oldukları yerde durdular.Lalu Yesus berkata, "Apa yang kalian bicarakan di tengah jalan ini?" Mereka berhenti dengan muka sedih
İsa, ‹‹Yolda birbirinizle ne tartışıp duruyorsunuz?›› dedi. Üzgün bir halde, oldukları yerde durdular.Men han sagde til dem: "Hvad er dette for Ord, som I skifte med hinanden på Vejen?" Og de standsede bedrøvede.
İsa, ‹‹Yolda birbirinizle ne tartışıp duruyorsunuz?›› dedi. Üzgün bir halde, oldukları yerde durdular.Ngài phán cùng họ rằng : Các ngươi đương đi đường , nói_chuyện gì cùng nhau vậy ? Họ dừng lại , buồn_bực lắm .
İsa, ‹‹Yolda birbirinizle ne tartışıp duruyorsunuz?›› dedi. Üzgün bir halde, oldukları yerde durdular.Ngài phán cùng họ rằng: Các ngươi đương đi đường, nói chuyện gì cùng nhau vậy? Họ dừng lại, buồn bực lắm.
İsa, ‹‹Yolda birbirinizle ne tartışıp duruyorsunuz?›› dedi. Üzgün bir halde, oldukları yerde durdular.On jima pa reče: Kaki so to pogovori, ki jih imata gredoč med seboj? In ustavita se, gledaje žalostno.
İsa, ‹‹Yolda birbirinizle ne tartışıp duruyorsunuz?›› dedi. Üzgün bir halde, oldukları yerde durdular."Waarover loopt u zo druk te praten?" vroeg Hij.
İsa, ‹‹Yolda birbirinizle ne tartışıp duruyorsunuz?›› dedi. Üzgün bir halde, oldukları yerde durdular.Но очите им се удържаха да Го не познаят.
İsa, ‹‹Yolda birbirinizle ne tartışıp duruyorsunuz?›› dedi. Üzgün bir halde, oldukları yerde durdular.Он же сказал им: о чем это вы, идя, рассуждаете между собою, и отчего вы печальны?
İsa, ‹‹Yolda birbirinizle ne tartışıp duruyorsunuz?›› dedi. Üzgün bir halde, oldukları yerde durdular.Рече ж до них: Що се за речі, про котрі розмовляєте між собою йдучи, та сумуєте?
İsa, ‹‹Yolda birbirinizle ne tartışıp duruyorsunuz?›› dedi. Üzgün bir halde, oldukları yerde durdular.ויאמר אליהם מה המה הדברים האלה אשר אתם נשאים ונתנים בהם יחדו בדרך ופניכם זעפים׃
İsa, ‹‹Yolda birbirinizle ne tartışıp duruyorsunuz?›› dedi. Üzgün bir halde, oldukları yerde durdular.فقال لهما ما هذا الكلام الذي تتطارحان به وانتما ماشيان عابسين.
İsa, ‹‹Yolda birbirinizle ne tartışıp duruyorsunuz?›› dedi. Üzgün bir halde, oldukları yerde durdular.耶 穌 對 他 們 說 、 你 們 走 路 彼 此 談 論 的 是 甚 麼 事 呢 . 他 們 就 站 住 、 臉 上 帶 著 愁 容