O yüzden o günden beri de öyle yapar dururlardı.Daar is hij sindsdien altijd gebleven.
Ali sözünde durur.Ali komt zijn woord na.
Kardeşinin en büyük destekçisi olarak yanında dururken, onun yanında da tek aşkı Kara Davut olacaktır.(Kochaj bliźniego swego, bo jest On taki sam, jak Ty!)
"Yıldızlar neden böyle uzak dururlar bize?Dlaczego religie są tak trwałe?
Eserlerinin ekseriyeti modern dünyanın karmaşık ahlakî ve siyasi problemleri üzerinde durur.Jego utwory podejmują problematykę moralną i polityczną współczesnego człowieka.
Lokomotif olduğu yerde dururken de, bir örük kullanılıyordu.Maszynista, obsługując lokomotywę, siedział.
Şair bu şiirlerinde dolaylı metafor dünyasında gezinir durur.Dzieje się tak w poezji ze względów metrycznych.
Kadın çok korktuğu için kıpırdamadan durur.Spytałem ją, czy nie czuje się w jakimś stopniu zastraszona.
Peçe yine durur ve Doktor kaçar.Potem jednak rozchodzą się, a lekarz popada w nałóg.
Ve Manhattan'dan söz edip durur.Pochodzi z Manhattanu.
Bu yüzde iki ibik bulunur;enine durur ve üst üst üstedirler.Bryła pałacyku składa się z dwóch części: niższej – jednopiętrowej i wyższej – dwupiętrowej.
Hogwarts Ekspresi yeni yılın başında öğrencileri bırakmak için Hogsmeade'deki istasyonda durur.Ekspres Hogwart zatrzymuje się na stacji w Hogsmeade.
Bunların hepsi, altın bir nakış üzerinde durur.Wszystko inne zlewa się i rozpuszcza w złotej mgiełce.
18,000 kişiliktir ve konserlerde 35,000 kişi ayakta durur.Stadion mieści prawie 18 000 miejsc, a podczas koncertów może pomieścić 35 000 osób.
Yan dalcıkları çengellidir ve bu tüyler dik dururlar.Boki odwłoka i zapiersia pomarszczone.
Habire kurabiye yiyip durur.Wciąż muszą pokonać Makutę.
Yabanî mandalar genelde insanlardan uzak durur ve insanlardan kaçarlar.Napotkane przez ludzi, zazwyczaj ucieka.
Biraz uzakta durursunuz.Odbywają dalekie wędrówki.
O yüzden o günden beri de öyle yapar dururlardı.Od tamtej pory śniłem, że spotka mnie to samo.
Dişi kedicikler dik durur.Pojedyncze warugi milczą.
İşte (iyi veya kötü) günleri insanlar arasında (böyle) döndürür dururuz.Hans ord, genom gudomlig nåd, får varje dag vilseledda människor tillbaka till sanningens väg."
Nefes bu aşamada geçici olarak durur.Andningen upphör då tillfälligt.
"Yıldızlar neden böyle uzak dururlar bize?Varför måste man leva fjättrad på detta vis?
"Can boğaza dayandığı zaman, ki o zaman siz (ölmek üzere olana) bakar durursunuz.Sinnesstyrkan ännu oprövad; blicken riktad framåt."
10 dakika sonra araba durur.Tågets turtäthet skulle vara 10 minuter.
Dünya, domuzun uzun dişleri arasında durur.Mellan käkarna finns långa spetsiga tänder.
Genellikle suya yakın durur ve yüzmeyi, suda dolaşmayı sever.Den lever i närheten av vatten och simmar gärna.
Mayın üç ayağı bulunan bir kasnak üzerinde durur.Hopper mines fäster sig i marken med tre kloförsedda armar.
Ve Manhattan'dan söz edip durur.Hon är bosatt på Manhattan.
Bunların hepsi, altın bir nakış üzerinde durur.Все інше розчиняється в золотавому мареві.
Daha küçük olan 1. ve 4. parmaklar daha yüksekte durur ve yere değmezler.Четвертий палець був менший та не торкався землі.
Ve Manhattan'dan söz edip durur.Проживає в Манхеттені.
Ancak tren birkaç saniye sonra tünelin ortasında durur.Через кілька хвилин приміський поїзд в'їжджає в навколишню частину Тунельного байраку.
Aşık, sürekli bir üzüntü içinde kıvranıp durur.Смерть близької людини це завжди горе і скорбота.
Tırnaklar kullanılmadıkları zaman, derinin içinde saklı şekilde durur.Після зачистки слідів в кімнаті вони забувають про ніж.
Sürekli içer durur.Регулярно п'ють воду.
Bu yüzden, her zaman kıskançlık içinde kıvranır durur.Він постійно переслідує її, ревнує.
Tüm sancaklar sadece Cumhurbaşkanına ve yabancı Devlet Başkanlarına selam durur.Президент поєднує повноваження глави держави і глави уряду.
Bu küçük köyde üstelik zamanında savaş esiri deposu olarak kullanılmış bir ev durur.Й до наших часів збереглась панська хата, яка в даний час використовується як складське приміщення.
Largeman, babasından uzak dururken eski arkadaşları ile vakit geçirir.Бресліну нічого не залишається, окрім як підключити своїх старих друзів.
Tapınağın en yüksek noktası (kalasa) güzel bir su çömleği şeklindedir ve kulenin tepesinde durur.Do spodní nádoby dáme nejlépe filtrovanou (kvůli chuti) a horkou vodu (aby se ušetřil čas na ohřátí).
Dünya, domuzun uzun dişleri arasında durur.Tlama je posetá dlouhými tenkými zuby.
Tanrı'nın demeci ayrıca dünyayı yaratırken ve idame ettirirkenki egemenliğinin üzerinde durur.Chceš-li, papeži, dále vládnouti své zemi, přijď a staň před tváří toho, jenž vládne celému světu.
Etkinsizleşme sinyalinin ardından protein defosforile olur ve çalışması durur.Po deaktivačním signálu je protein znovu defosforylován a přestane fungovat.
Ve Manhattan'dan söz edip durur.Žijí na Manhattanu.
Yabanî mandalar genelde insanlardan uzak durur ve insanlardan kaçarlar.Většinou jsou ale plaché a lidem se vyhýbají.
Habire kurabiye yiyip durur.Nejhůř dopadl Koláček.
O yüzden o günden beri de öyle yapar dururlardı.Od té doby s nimi stále vystupuje.
Merkezi kütüphanenin bir parçası hala eski akademinin yerinde durur.Obecní knihovna Sídlí v budově bývalé školy.
Kadın çok korktuğu için kıpırdamadan durur.Jelikož byla velice vyděšená, vůbec se nehýbala.
İkizlere ateş etmek üzereyken durur ve dualarını dinler.Když zazní klekání, poklekne kostelník k modlitbě.
Bardakçı'nın ölümüyle şehir kolunun eylemleri durur.Nicméně, po výzvě šerifa motorkáři město opouští.
Kavgayı sevmez ve uzak durur.Nesnáší střelbu a omdlévá.
Marie'de ona karşı mesafeli durur.Marie k němu sestupuje.
10 dakika sonra araba durur.Na letišti byl na 10 minut přerušen provoz.
Arabasıyla otoyolda seyahat eden bir tefeci, yol kenarındaki küçük bir restoranda durur.Muž přijíždí do malé restaurace u dálnice.
"Hiç kımıldamadan hep aynı yerde durur ve bir o yana bir bu yana gitmek yakışmaz ona."Do Tokia se vždy vracím moc ráda a za rok to nebude jiné."
Başkalarının savaşıyla ne meşgul olup durursun!”Snaží se nevměšovat do konfliktů ostatních.
Her zaman bunun üzerinde dururum.V této situaci se vždy již nacházím.
4 ayak üzerinde durur.Stojí na třech nohách.