Pragmatik: Dil aracılığıyla söz edimi, konuşma ve sözlü anlatım gibi duruma bağlı eylemleri araştırır.Tätigkeiten mit Sprache begleiten, auch Erzählen.
Hatta Şii mollalar bile bu duruma tepki göstermiştir.Die Fleckenskunks begeben sich dazu sogar in den Handstand.
Cesetlerden dolayı askerler ilerleyemez duruma gelir.Wenn Polizisten über Leichen gehen.
Johnny bu duruma anlam veremez.Johnny versucht die Situation zu erklären.
Ulahça Makedonya'da bir tür resmî duruma sahiptir.In Pustec in Ostalbanien hat Mazedonisch einen offiziellen Status.
Apollon bu duruma çok sinirlendi ve Kassandra'yı lanetledi.Phorkys war darüber sehr verärgert und er verfluchte die „Brut“ der beiden.
Bu durum Hindistan'ı Asya'da daha güçlü duruma getirdi.Erfolgreicher war Indien auf asiatischer Ebene.
Artık Fatih ilçesinin bir bucağı olarak kalamayacak duruma gelmişti.Es ist gut möglich, dass Goldschmuck nun nicht mehr nur der Oberschicht vorbehalten war.
Hizmetçilik ülkeler arası, kırsaldan kente veya sosyo-ekonomik duruma göre çeşitlilik göstermektedir.Unterschiede in der Arbeit sind zum Beispiel zwischen städtischem und ländlichem Raum zu finden.
2010 Tyrannis genişleme paketinden sonra gezegenler de kaynaklar için kullanılabilir duruma gelmiştir.Nach der WHO-Klassifikation von 2010 sind alle PaNEN potentiell bösartig.
Rahel bu duruma çok seviniyordu.Darauf war Russ sehr stolz.
Bu duruma tam içsel yansıma denir.Auf diesem Bild erscheint sie völlig ruhig.
Ferdinand Porsche duruma bizzat müdahale etti.Von Ferdinand Porsche trennte man sich in der Folge.
Babasına düşkün olan kızları Bilge (Ecem Uzun) ise bu duruma çok üzülmektedir.Wegen des Testaments ihrer Eltern können jedoch nur männliche Nachfahren das Verger-Vermögen erben.
Benzer duruma diğer ülkelerde de rastlanıyor.Ähnliches geschah auch in anderen Staaten.
Böylelikle Osmanlı cephesi tehlikeli bir duruma girmişti.Richmond schien nun ernsthaft bedroht.
Duruma göre kâh Philippe'in kimliğine bürünür, kâh kendisi olur.Die Trennung fällt Philippe und ihm sichtlich schwer.
Kıbrıs Türkleri Bu Duruma Nasıl Düştü?.Was treiben die Menschen unten in der Ebene?...
Problem çözme ya da karar verme gibi bir amaca hizmet edebilecek duruma gelmektedir.Davon ausgehend können für die Problemlösung oder Zielerreichung Handlungsansätze abgeleitet werden.
Bu duruma Vuk Karadžić'in Sırp Kiril kitabı örnek verilebilir.Als Vorbild kann man hier Childe Harold´s Pilgrimage von Lord Byron ansehen.
Bu duruma kurucu prensibi denir.Diese Problematik nennt man Prioritätsinversion.
Dorin bu duruma çok şaşırdı ve Musaşi'nin adına özür dilemeyi denedi.Muñoz nahm die Schuld auf sich und entschuldigte sich für den Zwischenfall.
Birleşik Devletler'de bu duruma ülkenin çoğu bölgesinde ender denk gelinir.Diese Rückschauperiode ist in den meisten Bundesstaaten begrenzt.
Yakalayamazlarsa cezalı duruma düşerler.Als er ahnungslos tut, verhaften ihn die Beiden.
Kocasının ölümüyle tamámen yoksul duruma düştü.Sie geht mit dem Tod ihres Ehemanns erstaunlich gefasst um.
Richard, haliyle bu duruma çok öfkelendi.Und Richard ist begeistert von der Idee.
Bu duruma 2005 yılında referandumla kabul edilen bir anayasa değişikliği ile son verildi.Diese Änderung wurde 2005 in einem Referendum angenommen.
Ancak vasiyetname öylesine kötü ve hatalı yazılmıştır ki geçersiz duruma düşmüştür.Son livre ne manque pas d’heureuse invention ; mais il propose et ne conclut rien.
Bu duruma faz (safha) değişikliği denir.Ce qui changea donc fut l'invocation de celle-ci.
Oyuncu karakteri ayrıca Uyanık duruma gelir ve geçmiş hayatlarının anılarına erişir.Le personnage-joueur devient également éveillé, capable d'accéder aux souvenirs de ses vies antérieures,.
Ferdinand Porsche duruma bizzat müdahale etti.Ferdinand Porsche participa à cette étude.
Fransızlar bu duruma tepki gösterdiler.Les Françaises réagissent.
Böyle bir duruma 'düşüncesizliğin' işlevi denir.C'est ce que l'on appelle le sentiment d'insécurité.
Buradaki toplar da kısa süre sonra aynı duruma gelmiştir.La Prusse fait de même peu après.
Hercule Poirot ise duruma el koyar.Hercule Poirot le porte.
Sebebi ise 4. duruma hiçbir şekilde varılamamaktadır.C’est incroyable, on ne devait même pas être dans le Final Four.
Heşlenmek :Bir şeyin atılacak duruma gelmesi.Supposons le cas où l'on veut lever un objet.
Yakalayamazlarsa cezalı duruma düşerler.Bien que dénoncé, il ne sera pas arrêté.
Bu 1997 yılında etkin duruma geçmiştir.C’est en 1997 que sort Perfect from Now On.
Böylece mektep, bütün aşiretlere hitap eder duruma geldi.Ils firent ainsi, ils les firent tous asseoir.
Bu duruma sistiserkoz denir.C'est ce que l'on nomme le web sémantique.
Annesi ve büyük annesi duruma derhâl el koydular.Il tient de sa mère l'ânesse par la taille et, en grande partie, par la conformation.
Kıbrıs Türkleri Bu Duruma Nasıl Düştü?.Comment les États-Unis sont-ils devenus aussi gros ?
Dolayısıyla Müslümanlar, bu duruma çok üzülmüşlerdi.De ce fait, la communauté musulmane, s'y est fortement développée.
Eğitimin amacının çocuğun kendi kabiliyetlerini anlayacak duruma getirmektir.L'objectif principal ici est encore d'apprendre à l'enfant à assurer sa sécurité.
Doktor Hendricks bu duruma isyan eder.Le Capitaine Haddock se moque de cette initiative.
Bundan rahatsız olan Muhammed bu duruma son verilmesini istedi.Mahomet qui s’inquiétait pour lui, cherchait le moyen de le sortir de cette situation.
Johnny bu duruma anlam veremez.Jane a du mal à comprendre cela.
Genellikle tedavi kesildikten sonra tedavi öncesi duruma dönülür.Les troubles disparaissent habituellement après un traitement précoce.
Rahel bu duruma çok seviniyordu.Ravel lui-même en paraissait excédé.
Ne var ki bu duruma ilk engel olabilecek kişi babasıydı.C’est mon père qui m’en a parlé le premier.
Maxwell bu duruma rağmen hiç gücenmiş gibi görünmemiş, şikayet etmeden durumu kabullenmiştir.Maxwell semble cependant ne pas s'offusquer du qualificatif, le portant sans se plaindre pendant des années.
Yıllar sonra kötü şans eseri bütün gemileri batar, borçlarını ödeyemez duruma gelir.Or, à cause de plusieurs naufrages de suite, il ne pouvant plus honorer ses dettes.
Benzer duruma diğer ülkelerde de rastlanıyor.On retrouve le même type de situation dans d'autres pays.
Konumu itibarıyla çok etkili bir duruma geldi ancak tehlikeli bir karaktere sahipti.C'était un système efficace dans des conditions idéales, mais qui souffrait de graves inconvénients.
Bu duruma rağmen film başarılı olmuştur.Malgré cela, le film fut un succès.
Bu duruma hipomorfizm denir.J’appelle cela l’hyperbole véridique.
Richard, haliyle bu duruma çok öfkelendi.Richard est très contrarié.
Julia gayet zor duruma düşmüştür.Julia est perplexe.
Duruma bağlı olarak can yenileme alınabilir.On peut ainsi lever la victime dans de bonnes conditions.