Ömrü boyunca minimum düzeyde güncellendi ve MacWrite'nin önceki sürümleriyle karşılaştırılabilir duruma geldi.其由始至終的變動很少,而且功能上和MacWrite十分相像。
Benzer duruma diğer ülkelerde de rastlanıyor.類似的情況在其他城市也會發生。
Bu duruma hipomorfizm denir.這種現象被稱為hypermutability。
Bu duruma Sanskritçede rastlanır.这是在吸血场景中目睹的。
Bu sezon yarışabilecek duruma geldi.本赛季实行赛会制。
Duruma göre bu vortekslere fluxon adı verilir çünkü bu vortekslerin taşıdığı akım kuantumlaşmıştır.龙讷比獲得這樣的名稱全因其附近的急流。
Duruma uygun kıyafetler de giyilir.她这样的着装是有理由的。
Işık aynı anda duruma göre hem dalga hem parçacık özelliklerine sahip olabiliyordu.有部分漢字,會同時兼有會意和形聲的特點。
Atlas bu duruma çok öfkelenir ve Jack'i Andrew'in mekanına yönlendirir.丽兹对此很是厌烦,要求杰克离弗洛伊德远点儿。
Ancak vasiyetname öylesine kötü ve hatalı yazılmıştır ki geçersiz duruma düşmüştür.그러나 그렇다고 그들을 가정한 가설이 틀린다고도 하기 어렵다.
Annesi ve büyük annesi duruma derhâl el koydular.그녀의 어머니가 하녀로 일을 하여 가족 소득을 보충하였다.
Yakalayamazlarsa cezalı duruma düşerler.잡히면 무조건 강제처형이다.
Böylece kurullar güçsüzleşti ve ona karşı çıkamaz duruma geldiler.이런 일들로 진복창이 공을 싫어하였으나 해치지는 못하였다.
Duruma uygun kıyafetler de giyilir.상황에 따라 옷을 입기도함.
150 katılımcı üç farklı duruma rastgele atandı.쯕의 150명 병력들은 세 분대로 무리지어 나뉘어졌다.
Kendilerini besleyebilecek duruma gelene kadar anneleri onları 2-3 ay besler.2~3일 만에 먹을 수 있다는 장점이 있다.
Eş kutuplu jeneratör (yukarıda solda), bu duruma bir örnektir.부산대학교박물관 소장 승자총통은 구경(口徑)이 가는 점이 특징이다.
Ve düşman benim yere gelse kuvvetlerim çok kötü bir duruma düşecekti.적이 공포에 사로잡힌다면 진형이 무너지면서 커다란 피해를 줄 수 있었다.
Yavru yuvayı ancak 6-10 hafta sonra terk edebilecek duruma gelir.고양이는 생후 6-10개월이면 새끼를 낳을 수 있다.
Bu duruma göre, suç işleyen kişi Tanrı ile baş başa kalır ve günahları için pişman olur.만일 파문을 당한 사람이 자기 죄를 고백하고 그 죄에 해당하는 고행을 하면 사면받았다.
Ekonomistlere göre 150 milyon nüfuslu ülkenin 30 milyonu açlık çekebilecek duruma düşebilir.경제학자들은 30만~150만명의 방글라데시인들이 굶주림을 겪고있다고 추정한다.
Bu duruma çok şaşırmış ama sevinmişti.그것을 간직하기 위하여, 그녀는 기뻐하오.
Güneş'e en çok yaklaştığı duruma günberi, en uzak olduğu duruma da günöte denir.태양에서 천체가 가장 가까울 때의 점을 〈근일점〉, 태양에서 천체가 가장 멀 때의 점을 〈원일점〉이라고 한다.
Bu duruma daha birçok örnek verilebilir.이 경우 여러가지 이상을 보일 수 있다.
Bir rivayete göre Yıldırım Bayezid bu duruma hayran kalmıştır.만약 그 날에 화로의 불이 붙으면 다행히 위기는 넘길 수 있다고 믿었다.
Victor onun hayatını bile kurtaracak duruma gelir.그는 그의 아내에게 구원을 위하여 어떠한 고통이라도 감내할 것이라고 말하곤 했다.
Fakat savaşta Akhalar zor duruma düşmüştür.그러나 이 전투에서 고려군이 승전했다.
Bu duruma ölüm sırası fenomeni adı verilmektedir.우리는 그 시기를 위기라고 부른다.
Devrim ve inşa süreçleri ülkenin içinde bulunduğu duruma uygun olmalıdır.שיטות המהפכה והבניה חייבות להיות מתאימות למצבה של המדינה.
Bu duruma "beyaz geceler" adı verilmiştir.הוא כינה אותה "לילות לבנים".
Ekonomi biliminde bu duruma kıtlık denir.במדעי המחשב, מצב זה נקרא הרעבה.
Devlet te bu duruma el atmamaktadır.החוק בא למנוע מצב זה.
Böylelikle her ikisinin de mazeretleri olacak ve şüpheli duruma düşmeyeceklerdir.כך, ששני הצדדים הפכו נוקשים, ואינם מתפשרים על עמדותיהם.
Böylece Sofya duruma tamamen hâkim olmuştur.למרות זאת, הוא נותר קשור מאוד לסופיה.
Yakalayamazlarsa cezalı duruma düşerler.בקנס אם תפס אין מוציאים מידו.
1984 yılına doğru, ekonomik durum, enflasyon oranının 450% ye vardığı bir duruma geldi.בשנת 1984 הסתכמה האינפלציה ב-450%.
Fransızlar bu duruma tepki gösterdiler.מדינות אימצו את הפתרון הצרפתי.
Dolayısıyla Müslümanlar, bu duruma çok üzülmüşlerdi.הציבור המוסלמי ביקורתי מאוד למצב העניינים הקיים.
Tutku - İsa Mesih'in Çilesi adlı filmin yasaklanması bu duruma örnek olarak gösterilebilir.ייתכן שסיכול האותיות בשם התחנה מיסר-מרץ נעשה בכוונה.
Bunun üzerine reaktörün kritik bir duruma geldiğini öğrenirler.לכן במקרה כזה הזמן שבו המכשיר נחשף להתקפה קריטי.
Böylece sadece kendi birliklerini hazır bir duruma getirmişti.לכן, יכלו להציב מולו רק צבאות מבודדים.
Aynı duruma Hollanda ve İngiltere koloni imparatorlukları da daha sonra düşeceklerdir.בהמשך הצטרפו לתהליך הקולוניאליזם גם מדינות הולנד, בריטניה וצרפת.
Fe3O4 bu duruma örnektir, Fe2+ ve Fe3+ iyonları farklı manyetik momentlere sahiptir.Например, магнетитът (Fe3O4) съдържа Fe2+ и Fe3+ йони с различни магнитни моменти.
Julia gayet zor duruma düşmüştür.Юдит много тежко преживява това.
Bu bakteriler yiyeceklerde yaşayabilirler ama bu duruma oldukça nadir rastlanır.Тези бактерии могат да живеят и в храна, но това не е толкова обичайно.
Bu duruma "beyaz geceler" adı verilmiştir.В града се наблюдават т. нар. бели нощи.
Bu duruma karşılık, MSF, Tayland'da ilk mülteci kampı görevine başladı.В отговор на тази криза Лекари без граници установяват първия си бежански лагер в Тайланд.
Daha sonraki yıllarda Bulgaristan'dan gelen göçmenlerle bugünkü duruma gelmiş.През следващите векове тук идват и други преселници от Южна България.
Eğitimin amacının çocuğun kendi kabiliyetlerini anlayacak duruma getirmektir.Това означава, че децата имат способността да разпознават собствения си образ.
Bu duruma hiperkinetik sınır hipertansiyon adı verilmektedir.Това състояние се нарича хиперкинетична гранична хипертония.
Ancak Ruslar yeniden duruma hakim olmuşlardır.За руснаците решението е в пълното им възстановяване.
Benzer duruma diğer ülkelerde de rastlanıyor.Същото се случва и на други места из страната.
Genellikle tedavi kesildikten sonra tedavi öncesi duruma dönülür.Обикновено се получава облекчение след лечение.
Güneyde Türk Ordusu, Kuzeyde de Bulgar Ordusu zor duruma düştü.Руският император отдава особено значение в Южна България да няма турска армия.
Kadın, arka arkaya hayata dönüş emareleri gösterir ancak yeniden ölü duruma döner.Тя неколкократно показва признаци на възстановяване и после отново мъртвешки се вдървява.
Johnny bu duruma anlam veremez.Антонио обаче не е много сигурен в това.
Sonuç olarak Kızıl Ordu sınır birlikleri hiçbir zaman teyakkuz duruma getirilmedi.Така че от военна гледна точка падането на Червената стена не представлявало никаква загуба.
Komünistler bu ekonomik duruma karşı tepkisini ortaya koymaya başladı.Комунистите във Виетнам подготвят действия срещу тази политическа линия.
Bu bakteriler yiyeceklerde yaşayabilirler ama bu duruma oldukça nadir rastlanır.Te bakterije mogu živjeti u hrani, no to je vrlo neuobičajeno.
Bu duruma rağmen film başarılı olmuştur.Unatoč gorčini, film je bio uspješan.