Bu depo hücresi, 0 ve 1'i göstermek için kullanılan iki kararlı duruma sahiptir.Tato skladovací buňka má dva stabilní stavy, které jsou použity k označení 0 a 1.
Saçsızlık teoremi kara deliğin sadece bir tane mikro duruma sahip olabileceğini önerdi.Ve skutečnosti, tzv. teorie bez vlasů zdánlivě předpokládala, že černé díry mají jen jeden mikrostav.
Julia gayet zor duruma düşmüştür.Julia má dnes velmi poškozený hlas.
Hercule Poirot ise duruma el koyar.Takto se objeví Hercule Poirot.
Buna karşın Bağımsız adaylar mecliste egemen duruma geldiler.Nicméně i tak se některým nemuslimům daří do Mekky dostat.
Fakat bu duruma da müdahale gecikmeden geldi.Také akciový trh vznikl až se zpožděním.
Ancak Ruslar yeniden duruma hakim olmuşlardır.Ruští osadníci se však záhy vrátili.
Bunun üzerine reaktörün kritik bir duruma geldiğini öğrenirler.Reaktor se stále nacházel v podkritickém stavu.
Böyle bir duruma 'düşüncesizliğin' işlevi denir.Takové dílo moudří nazývají sandarbha."
Bu duruma erişildiğinde BOS'un ''açılma basıncı'' manometre ile ölçülür.Po ukončení odběru se s použitím manometru změří „otevírací tlak“ mozkomíšního moku.
Örneğin deniz memeli türleri ve filler bu duruma örnek verilebilir.Takto orientovat se mohou například ptáci či obojživelníci.
Honinbo hanedanı liderliğinin resmi varisi olarak Shusaku daha ünlü bir duruma geldi.Jako oficiální dědic Honinbóova domu, měl Šúsaku vysokou pozici.
Fakat kilise bu duruma çözüm bulamadı.Církev ale nechápal tak jednostranně.
Bir durumdan bir geçiş sembolüyle en fazla bir tane duruma gidilebilir.V jednom regionu může být maximálně jeden počáteční stav.
Bu duruma karşılık, MSF, Tayland'da ilk mülteci kampı görevine başladı.Lékaři bez hranic tak začali v Thajsku zakládat své první uprchlické tábory.
Daha sonraki yıllarda Bulgaristan'dan gelen göçmenlerle bugünkü duruma gelmiş.V posledních dekádách to byli například přistěhovalci z Etiopie.
Bu duruma evlilik denir.Toto kouzlo se jmenuje manželská láska.
Bu 1997 yılında etkin duruma geçmiştir.Akce se konala v roce 1997 v Kladně.
Atlas bu duruma çok öfkelenir ve Jack'i Andrew'in mekanına yönlendirir.Rozzuřený Atlas začne navádět Jacka do sídla Ryana.
Ekonomi biliminde bu duruma kıtlık denir.V našem prostředí bychom to mohli nazvat vědecký populismus.
Duruma göre şaka yüzlü dünür geleceklerini söyler.Věra řekne v legraci, že se jí Suchý líbí.
Bu duruma tezat olabilecek bir durum ateşten set paradoksunda karşılaşılmıştır.To je předpokládané řešení paradoxu ohnivé stěny.
Bununla beraber duruma göre karar vermekte serbestsiniz.” denilmektedir.Věru, to jsou labutě vznešené a můžete vskutku doufat v jejich přímluvu!"
Bu bakteriler yiyeceklerde yaşayabilirler ama bu duruma oldukça nadir rastlanır.Aceste bacterii pot trăi în alimente, dar această situație este foarte neobișnuită.
Buradaki gerçek yüzde, duruma bağlı olarak değişebilir.Procentul efectiv poate să depindă în funcție de subiectul abordat.
Katekolamin ve kortizol seviyelerinin artması, uzun yıllar sürebilecek hipermetabolik duruma sebep olabilir.Nivelurile crescute de catecolamine și cortizol pot produce o hipermetabolism care poate dura ani de zile.
Bu duruma adlaşma denir.Aș dori ca acest contract să fie semnat...
Bu duruma "beyaz geceler" adı verilmiştir.Acest fenomen este cunoscut ca nopțile albe.
Bu duruma göre, suç işleyen kişi Tanrı ile baş başa kalır ve günahları için pişman olur.De aceea, iertarea e gratuită celui ce se căiește de păcatele sale și se întoarce la Dumnezeu.
Bu duruma daha birçok örnek verilebilir.Lista poate continua cu foarte multe exemple.
Zayn duruma öfkelenir ve son bir şans daha ister.Totuși De With încă mai dorea să dea o ultimă luptă.
Bu duruma örnek olarak da California Channel Adalarında bulunan deniz mağaralarını örnek verilebilir.Exemple pot fi vasele descoperite în Munții orăștie.
Buradaki toplar da kısa süre sonra aynı duruma gelmiştir.Nu același lucru s-a întâmplat cu alți jucători aduși la Rapid atunci.
Saçsızlık teoremi kara deliğin sadece bir tane mikro duruma sahip olabileceğini önerdi.Calitatea ilustrațiilor implică faptul că el a trebuit să fi avut un microscop simplu.
Duruma göre değişir.Depinde de situație.
Michael bu duruma çok sinirlendi.Michael ennek nagyon megörül.
Wertheimer bu duruma Phi Fenomeni adını vermiştir.Wertheimer phi-jelenségként definiálta az említett illúziót.
Kongrede bu duruma da değinilmiştir.Ezt el is fogadta a kongresszus.
Bu duruma evlilik denir.Előbbi esetet nevezzük polgári házasságnak.
Fransızlar bu duruma tepki gösterdiler.A franciák éltek a lehetőséggel.
İçeriye girer ve Katerina'ya sahip olmakk ister, bu duruma Katerina daha fazla direnemez.Minden vágya, hogy meghódítsa Kelt, amit viszont Kenan nem tolerál.
Birleşik Devletler'de bu duruma ülkenin çoğu bölgesinde ender denk gelinir.A legtöbb országba ilyen módon jut el az újság.
Bir teoriye göre ksenonun, yerkabuğunda bulunan mineraller tarafından hapsedilmesi bu duruma yol açmaktadır.Egy elmélet szerint a hiányzó xenon a földkéreg belsejében lévő ásványokba lehet zárva.
Bu duruma Sanskritçede rastlanır.Ez a helyzet a Szandzsákban.
İstemci, yeni bir duruma geçmek üzereyken istekler yollar.A járt utat akkor sem hagyják el, amikor új megoldásokra lenne szükség.
“Isıya duyarlı mutasyonlar” olgusu bu duruma örnek olarak gösterilebilir.A protonbomlás feltételezett folyamata egy ilyen szimmetriasértés példája lehetne.
Bu duruma çok şaşırmış ama sevinmişti.Rengeteget szenvedett, de ő ezt boldogan eltűrte.
Bu rakamlar, sosyoekonomik duruma bağlı olarak değişkenlik gösterir.Bár ezek a részarányok változhatnak a tápláltsági állapot függvényében.
Hareketlerimiz, onun tek bir duruma düşmesini sağlayana kadar da öyle kalacaktır.Folytatom ezt a munkát mindaddig, amíg csak mozogni tudok.
Öte yandan Ladoga Gölü'nün doğusuna, Karelia'ya ilerleyerek kenti doğudan da tehdit eder duruma geldiler.Kelet-Karélián át is közelítettek, a Ladoga-tótól keletre, keleti irányból is fenyegetve Leningrádot.
Çarşı kullanılamaz duruma geldi.Az újabbakhoz nem használtak teveszőrt.
Bu evreni çok basit bir duruma iter.Az univerzum radikálisan új szemlélete; ford.
Onlar gelecekten bir yankıdır ve orada çok kaldıkları için bu duruma gelmişlerdir.Az együttlétük bensőséges, mert ebben a helyzetben sokáig elidőzhetnek.
Sovyet savunma cephesi, 11 Temmuz'da kritik bir duruma gelmişti.Ennek ellenére a szovjetek július 11-ig fenntartották a rendkívüli állapotot.
Sûredeki ilk ayette de bu duruma imkan tanıdı.A segédcirkáló kapitánya nyilvánvalóan elsőként ismerte fel a helyzet komolyságát.
Böylelikle her ikisinin de mazeretleri olacak ve şüpheli duruma düşmeyeceklerdir.Így a két férfi soha nem találkozott személyesen és nem váltak gyanússá.
Bunlar daha çok duruma ve bağlama göre değişkenlik gösterir.A változásnak azonban valamihez kötődnie kell, azzal egységet kell mutatnia.
Ancak ne kadar korkunç bir duruma düştüğünden habersizdir.Pontosan nem tudjuk, milyen elmebetegségben szenvedett.
Yakalayamazlarsa cezalı duruma düşerler.De letartóztatni nem tudták őket.
Bu duruma karşılık, MSF, Tayland'da ilk mülteci kampı görevine başladı.Az Orvosok Határok Nélkül szervezete első alkalommal hozott létre egy menekülttábort Thaiföldön.