Umman ziyaretçilerinin duruma göre vize almaları gerekir.Jednak sposoby podłączenia muszą mieć swoje odzwierciedlenie w adresowaniu VISA.
Kendilerini besleyebilecek duruma gelene kadar anneleri onları 2-3 ay besler.Rodzice dokarmiają je jeszcze przez kolejne 2–3 tygodnie.
Bu duruma dur demek için Jin ve Ran sırayla uyumaya başlarlar.Ciągle nic, tylko ginę i ginę, by obudzić się we własnym łóżku jakby nic!
Son olarak da Megrelce, Gürcüceden ayrılarak günümüzdeki duruma varıldı".A skutek jest taki, że teraz trzeba by go gdzieś uwięzić na całe życie”.
Bu duruma hipomorfizm denir.System ten nazywano hypocaustum.
Kocasının ölümüyle tamámen yoksul duruma düştü.Nadal jest jednak załamana śmiercią męża.
Benzer duruma diğer ülkelerde de rastlanıyor.Podobna sytuacja jest też w Stanach Zjednoczonych.
Kızının evlenemeyeceğini düşünen baba bu duruma oldukça sevinmiştir.Córka wbrew woli ojca nie mogła zawrzeć małżeństwa.
Kongrede bu duruma da değinilmiştir.Dotyczyło to również prac Kongresu.
Ancak bu arada Harkov, savunulamaz duruma gelmişti.W tym czasie Berno przygotowywało się do obrony.
Düzenlenen maçlar beklenen geliri sağlamayınca, kulüp kirasını ödeyemez duruma düştü, hissedarları dağıldı.Zajadaliśmy się za to pierogami, kiedy klubu nie stać już było na opłacenie nam obiadów.
Fakat kilise bu duruma çözüm bulamadı.Kościół w żaden sposób nie odniósł się do tego wydarzenia.
10. Normal duruma geçişi sağlayabilmek.T. 3: Okres zwykły.
Apollon bu duruma çok sinirlendi ve Kassandra'yı lanetledi.Cavaradossi czuje się zdradzony i przeklina Toscę.
1822 yılında, en az yirmi beş dili ve lehçeyi çok iyi bir şekilde konuşabilir duruma gelmiştir.Od roku 1885 obie odmiany języka są równoprawne w mowie i piśmie.
Ancak bazen iki kardeş birbirleri ile zıt duruma düşmüşlerdir.Ett par av bröderna är Brokk och Eitre (alternativt Sindre).
Bu doktorlar, Nijerya Hükümeti'ni ve Kızıl Haç'ı bu duruma açıkça tepkisiz kalması nedeniyle eleştirdiler.Läkarna kritiserade offentligt Nigerias regering och Röda Korset för deras synbart medskyldiga beteende.
Bu duruma erişildiğinde BOS'un ''açılma basıncı'' manometre ile ölçülür.När detta har gjorts, mäts ”öppningstrycket" i CSV med en manometer.
Düştüğüm bu duruma onun sebep olduğuna inanıyordum' demiştir."Vi låtsades bara att det hon sa var sant.
Durum geçmiş hakkında bilgi saklar, örneğin başlangıçtan şu anki duruma kadar girdi değişimlerini gösterir.Hon frågar sig om modernismen inte från början oundvikligen redan var passé.
Bu duruma kurucu prensibi denir.Detta kallas för dominantisk riktning.
Silahları olmayan halk, kendilerini savunamaz duruma gelir.Men det de saknar i försvar har de i anfall.
O da savaş için asker gitmiştir ama gayet kötü duruma düşmüştür.Han bar personligen en soldat till säkerhet trots att han själv var sårad.
Bu duruma adlaşma denir.Detta avtal kallas för kontrakt.
Süvari duruma göre değişik şekillerde dizilebilirdi.Kavalleriet organiserades något annorlunda.
Yukarıdaki örnek bu duruma işaret eder: Konu bir çeyrek notada biter.Tecknet kallas då slutpunkt: Detta är ett exempel på en mening där slutpunkten visar meningens slut.
Tam işler duruma 2013 yılı içinde geçmesi beklenmektedir.Arbete förväntas pågå en bit in i 2013.
Çünkü bir diş kırılınca bütün şerit işlevini yerine getiremeyecek duruma gelir.Råkar man trycka på den förlorar man alla sina pengar.
Hercule Poirot ise duruma el koyar.Hercule Poirot tar motvilligt på sig utredningen.
Bu duruma paralel olarak gecekondulaşma da hız kazandı.Men även här segrade hans uthållighet.
Bu duruma Sanskritçede rastlanır.Där övergår den i sankmark.
Bu duruma göre kültür türleri şu şekilde sınıflandırılmaktadır.De är av denna anledning kulturmärkta.
Kervran biyolojik transmutasyon hipotezini bu duruma bir açıklama olarak geliştirmiştir.Om diafragmabråket beskrifning af ett sådant..
Otomobil metalik yeşil renge boyanmıştır ve sürülebilir duruma getirilmiştir.Vagnarna har en grön färg och är lätta att känna igen.
Problem çözme ya da karar verme gibi bir amaca hizmet edebilecek duruma gelmektedir.Här ska man komma fram till hur man ska nå ett mål eller lösa ett problem.
Benzer duruma diğer ülkelerde de rastlanıyor.Liknande situationer råder i andra länder.
Ancak bazen iki kardeş birbirleri ile zıt duruma düşmüşlerdir.Обидва брати відзначалися надзвичайною силою.
10. Normal duruma geçişi sağlayabilmek.Рекомендується швидше перейти в нормальний стан.
Ancak Klytemnestra bu duruma çok kızmıştır.Нурали-хан був незадоволений цим.
Eğer çevremizi kontrol altında tutamazsak, bu bizim için ilerde pişman olunacak bir duruma gelir.Якщо ж ми і не зможемо їх знайти, то, принаймні, повернення для нас буде безпечним.
Heşlenmek :Bir şeyin atılacak duruma gelmesi.Боявся, що та може викинути щось зайве.
Jason'da bu duruma karşı çıkmak ister.Пізніше Джейсон заперечував це.
Dört renk teoreminin günümüzde bilinen en kısa tanıtı dahi 600'ü aşkın duruma sahiptir.Сучасніші коротші докази теореми про чотири фарби все одно вимагають розгляду понад 600 випадків.
Ancak duruma çok sinirlenmiştir.Її стан лише погіршувався.
Bu duruma çok şaşırmış ama sevinmişti.І це йому дуже важко, але вдавалося.
Final turnuvasına katılamayacak duruma gelen Yugoslavya'nın yerine grubu 2. sırada bitiren Danimarka çağrıldı.Замість Югославії в змаганнях взяла участь збірна Данії, що посіла в групі друге місце.
Duruma bağlı olarak özel veya devlete ait olabilmektedir.Можуть бути приватними або засновані державою.
Böylelikle şüpheli duruma düşmeyeceklerdir.По можливості не викликати жодних підозр.
Deklarasyon 1951 Sözleşmesine ve 1967 Protokolüne 5 tane duruma bağlı değişebilen olay ekler.Всі вони пов'язані з Конвенцією 1951 року та Протоколом 1967 року, що стосується статусу біженця.
Duruma göre değişiklik gösterebilir.В разі потреби він може змінюватися.
Bu duruma içerleyen kızın annesi, Yahya'nın öldürülmesini istedi.Про хлопчика, якого хотіла з'їсти баба Яга.
HMAC bu duruma örnektir.HMAC обходить цю проблему.
Bu duruma sevinen köylü bayram eder.Важко селянинові дається цей крок.
Bu kişilerin oyunda gözükme zamanları, oyuncunun oyuna müdahele ettiği duruma göre değişebilir.Цей "стан" може впливати на їх поведінку, іноді вимагаючи втручання гравця.
İl-Kullıg, böylece halk karşısında rezil bir duruma düşürülmüş hem de tutsaklığının devamına karar verilmişti.Це було наслідком того, що під час судових засідань їх піддавали публічній ганьбі та приниженням.
Birleşik Devletler'de bu duruma ülkenin çoğu bölgesinde ender denk gelinir.Ситуація в країні прямо протилежна ситуації з релігією в США.
Minnoch, artık yürümez ve neredeyse hareket edemez duruma gelmişti.Лялечка не живиться і здебільшого не може рухатися.
Bu bakteriler yiyeceklerde yaşayabilirler ama bu duruma oldukça nadir rastlanır.Tyto bakterie mohou přežívat i v jídle – k tomu však dochází velice zřídka.
Sezar bu duruma göre tedbirlerini almıştı.Caesar v této skutečnosti viděl svoji příležitost.
Hitachi, elektrotların şeklini en iyi duruma getirerek (Super IPS) izleme açısı bağımlılığını da geliştirdi.Společnost Hitachi dále zlepšila závislost pozorovacího úhlu optimalizací tvaru elektrod (Super IPS).