Bu duruma benzer bir örnek olarak NGC 2818 gösterilebilir.Esse caso é um exemplo de par sobreposto, assim como NGC 2818.
Kaşmir’de tarımcı topluluklar bundan7 bin yıl öncesinde yaygın duruma gelmişti.A região de Koblach já era povoada há 7000 anos..
Bir kumsala bırakılan deniz kaplumbağalarının okyanusa yönelmeleri bu duruma örnek olarak gösterilebilir.A pescaria com redes que se arrastam pelo fundo do mar é um exemplo considerável desta atividade.
Ey ülkem, Tanrı seni nasıl koruyor, Komşuların ve çocukların bu duruma hayran.Oh, mijn Land, moge God je behoede, Moge je buren je kinderen bewonderen.
Bu bakteriler yiyeceklerde yaşayabilirler ama bu duruma oldukça nadir rastlanır.Deze bacteriën kunnen in voedsel leven, maar dat komt heel weinig voor.
Ancak vasiyetname öylesine kötü ve hatalı yazılmıştır ki geçersiz duruma düşmüştür.Ondanks zijn goede zorgen, aldus Purmerent, was de Swaen ondankbaar en ongehoorzaam.
Bu duruma bağlı ya da durumsal olarak yatkınlık gösteren bir panik atak biçimini alabilir.Deze kan voorkomen in de vorm van een situatiegebonden of door de situatie ingegeven paniekaanval.
Doğu yönündeki bu çıkıntıda 9. Ordu’nun, uzun süre tutunamayacağı bir duruma düştüğü açıktı."De saillant waarin het Duitse 9e leger zich bevond en die ver naar het oosten reikte was onhoudbaar."
Sıklıkla yaşadığı akciğer kanamaları sebebiyle çalışamaz ve evden dışarı çıkamaz duruma geliyordu.Hij had regelmatig longbloedingen en was vaak niet in staat om te werken of zijn huis te verlaten.
Elinde olmadan yanlış anlaşıldığı ya da zor duruma düştüğü durumlar oluyor.Het maakt niet uit hoe of waardoor je benadeeld bent geweest.
Benzer duruma diğer ülkelerde de rastlanıyor.Iets dat ook in andere plaatsen gebeurde.
14 yaşına geldiğinde Eric Clapton'un Cream grubunda attığı soloları notası notasına çalabilir duruma gelmişti.Als vierjarige raakte hij in de ban van het gitaarspel van Eric Clapton.
Bu duruma tezat olabilecek bir durum ateşten set paradoksunda karşılaşılmıştır.Zo kon een zekere pariteit aan vuurkracht bereikt worden.
Dolayısıyla Müslümanlar, bu duruma çok üzülmüşlerdi.Kortom: de Moslimstaat kreeg het flink te verduren.
Çarşı kullanılamaz duruma geldi.Het gebruik wordt dan ontraden.
Kurbanlar hareket edemeyecekleri duruma geldiğinde onları bir ahıra kapattılar ve ahırı ateşe verdiler.Als blijkt dat ze dat niet gaan doen, steken ze de schuur in brand waar ze sliepen.
Bu duruma hipomorfizm denir.Dit wordt hypovirulentie genoemd.
Bu duruma paralel olarak gecekondulaşma da hız kazandı.Ook thuis tegen Vitesse werd er gelijkgespeeld.
Duruma uygun kıyafetler de giyilir.Daarbij hoort dan ook perfecte kleding.
Bu duruma sevinen Charlie Dayı, Oakey kasabadan ayrılıp San Fransisco'ya gitmeye karar verir.Oom Charlie kondigt aan met de trein naar San Francisco te vertrekken.
Julia gayet zor duruma düşmüştür.Julie werd hier erg verdrietig om.
Rahel bu duruma çok seviniyordu.Ravi is haar hier dankbaar voor.
Fakat diğer arkeolojik ve belgesel bulgular bu duruma yeni açılar getirmiştir.Andere historische en archeologische bronnen geven weer een ander beeld.
Bu duruma dönemsel düşük güneş radyasyonu ve artan volkanik faaliyetlerin neden olduğu öne sürülmüştür.Deze periode kenmerkte zich door minder zonnestraling en verhoogde vulkanische activiteit.
Theodoros, bu dönemde oldukça nüfuz edinerek savaş ve barış kararlarına dahi karar verir duruma gelmiştir.Tot op hoge leeftijd bleef Pauling zich bezighouden met vraagstukken op het gebied van oorlog en vrede.
Çin bu duruma örnek verilebilir.Dit zou kunnen zorgen voor negatieve beeldvorming van China.
Patentler de bu duruma dahildir.Zij bezitten ook het octrooi.
Fakat bu duruma da müdahale gecikmeden geldi.Die heeft echter slechts spijt dat hij te laat heeft ingegrepen.
Köylüler bu duruma her defasında itiraz eder.Boeren klagen altijd.
Yarı iletkenler bu duruma güzel bir örnektir.De buidelkikkers zijn hiervan een goed voorbeeld.
Bu duruma çok şaşırmış ama sevinmişti.De professor is aangenaam verrast, maar helaas...
Böylelikle her ikisinin de mazeretleri olacak ve şüpheli duruma düşmeyeceklerdir.Stel dat beide verdachten zwijgen.
Ancak ne kadar korkunç bir duruma düştüğünden habersizdir.Je kunt je niet voorstellen hoe erg dat is.
HMAC bu duruma örnektir.De hypogea zijn tekenend voor deze streek.
Süvari duruma göre değişik şekillerde dizilebilirdi.Cavalerie kon op diverse wijzen georganiseerd worden, afhankelijk van de situatie.
Bu duruma Ankara’da el atmaya karar verir.Hierop belegerde hij Ankara.
Bir rivayete göre Yıldırım Bayezid bu duruma hayran kalmıştır.Volgens een legende lichtten die ogen vuurrood op als je had gelogen.
Bu duruma örnek gösterilebilecek sayısız tarikat ve benzeri oluşumlar mevcuttur.In naam en vorm zijn zoveel gelijkenissen dat men van het voortbestaan van dezelfde orde kan spreken.
Bu duruma çok şaşıran Pia, eline bir raket alır.Een dronken man valt Pi lastig, maar wordt dan door een pijl geraakt.
Eş kutuplu jeneratör (yukarıda solda), bu duruma bir örnektir.De brandnetel (Urtica) is daar een voorbeeld van.
Böylelikle şüpheli duruma düşmeyeceklerdir.Aan verdachten is er geen gebrek.
Müttefik Devletler, komünistlerin duruma hakim olmasından rahatsızdı.De Verenigde Staten waren blij dat er hard werd opgetreden tegen de communisten.
Bunu öğrenen şirket ortakları bu duruma engel olmaya çalışırlar.De vereniging probeert dat te voorkomen.
Ancak ben buraya geldiğimde hayatım boyunca ilk defa gördüğüm bir duruma şahitlik ettim.Voor stad en land was het de eerste keer dat het EK hier plaatsvond.
Bu duruma ‘’su hamileliği’’ de denilmektedir.Vandaar de benaming 'vuil water'.
Yeni duruma çabuk alıştı.Hij is de nieuwe situatie rap gewoon geworden.
Bu duruma "WWE Brand Extension" adı verildi.Było to znane jako Brand Extension (poszerzenie brandów).
Annesi ve büyük annesi duruma derhâl el koydular.Jej rodzice byli właścicielami majątku Jeżew i Kłoniszew.
Ancak vasiyetname öylesine kötü ve hatalı yazılmıştır ki geçersiz duruma düşmüştür.Bóg jest bezcielesny i zabronione jest wykonywanie jego podobizn.
Julia gayet zor duruma düşmüştür.Hrabina Julia czuje się już znakomicie.
Bu duruma "beyaz geceler" adı verilmiştir.Są to tzw. białe noce.
Johnny bu duruma anlam veremez.Johnny nie miał wyboru.
Fiona bu duruma karşı çıkacağı sırada güneş batar ve Fiona deve dönüşür.Wówczas zachodzi słońce, a wtedy Fiona zmienia się w ogrzycę.
(Türkiye bu duruma istisnadır).(Dla porównania nie jest tak w przypadku Włoch!)
Hercule Poirot ise duruma el koyar.Herkules Poirot wpada jednak na właściwe rozwiązanie sprawy.
(Deri metal debagattan önce asidik duruma getirilir).155-156; 170; 183; 187; 188; 191; 192; 199; 200; 213.
Patentler de bu duruma dahildir.Ma na koncie także patenty.
Bu duruma daha birçok örnek verilebilir.Podobnych przykładów można podać więcej.
Bu rakam bazen duruma göre çok da olmasa artabilir.Mimo takiego charakteru czasem można na niej polegać.
Bu durumda Alman kuvvetlerinin bulundukları mevziler artık savunulamaz duruma gelmişti.Jakieś punkty oporu niemieckiego musiał się tutaj znajdować.