Parti Birinci Enternasyonal’de Marx’ın uyarladıklarının bir benzeri olan duruş aldı.O partido adotou posturas semelhantes às adotadas por Marx na Primeira Internacional.
Duruşmalara bakan iki mahkeme, 29 kişiyi suçlu bulmuş ve cadılıktan ölüme mahkûm etmiştir.Dois líderes da revolta foram julgados e considerados culpados de traição, mas foram perdoados por Washington.
Battal Durusel vefat etti".«Que fim levou Abel».
Duruşma, normal Amerikan davalarından farklıydı.O julgamento não seguiu os processos normais.
Köy halkı canayakın, misafirperver ve dürüst özelliklere sahiptir.As pessoas de El Cercado têm a reputação de ser muito hospitaleiro, simpático e gentil.
Özgün Duruş.Estranha calmaria.
Böyle bir dünyada dürüst olmak "budala" olmaktır.Nesse uso, "verdadeiro" é sinônimo de "genuíno".
Böylece değişik duruşlardaki sosyalistler bir araya geldiler.E assim os interesses destas diferentes classes sociais estão em harmonia.
Dizinin baş karakterlerinden olan Duruşah Amerika' da yüksek lisans yaptıktan sonra Türkiye' ye dönmüştür.Animada pela promessa de papéis principais, ela retornou aos Estados Unidos.
"Dürüst olmak gerekirse, filmde takdire şayan unsurlar bulunmakta."Estou realmente tendo um bom tempo de filmagens.
Duruşmalardan birinde “Doğruları söyleyecek olsam, bütün sistem mahvolur.“Num sistema dedutivo, se aparecer uma contradição, todo o sistema ruirá.
Duruşmalar sonucunda kamu hizmeti cezasına çarptırıldı.Finalmente, a equipe sofreu a sanção.
"Birbirlerinin yerine duruşmaya giriyorlar". mardinlife.Após a liberação os sorédios se dispersam para se estabelecerem em novos locais. «soredium».
Gerçekten duruşumun ne olduğundan emin değilim.Ninguém sabe ao certo qual é a verdadeira sentença.
Çünkü eğer sabah duruşması olmasaydı, uçağı daha erken gelebileceklerdi.Se nenhuma sombra for vista, a lenda diz que a primavera viria mais cedo.
Bunun üzerine Lucas, duruşmadan sonra herhangi bir suçlama olmadan serbest bırakılır.Em avaliação posterior o Hawke foi considerado livre de qualquer culpa.
O sadece kibar değil ayrıca dürüst.Ela não é apenas amável, mas também honesta.
Kasiyer çok dürüst bir adamdı.O caixa era um homem muito honesto.
Dürüstlüğün en iyi strateji olduğuna inanıyorum.Acredito que a honestidade é a melhor estratégia.
Duruşma için mahkeme toplandı.Ik verklaar de zitting voor geopend.
Bu yoldan sonra sadece dürüst olsanız da yeter" demiştir.Maar we zijn op dat soort momenten dan toch nog te onrustig.’’
Zor, kötü bir çocuk gibi görünmek ister, ama konu dostluk olunca sadık ve dürüsttür.Hij wil eruitzien als een stoere bad-boy, maar is trouw en serieus als het gaat om vriendschappen.
Caligula duruşmalardan, fahişelikten ve evlilikten ağır vergiler almayı denemiştir.Caligula hief belastingen op rechtszaken, huwelijken en prostitutie.
Film bir anlamda Woody Allen'ın kendi Amarcord'udur, sevgili şehri New York'a bir saygı duruşudur.In deze film uit Woody Allen zijn liefde voor zijn geboortestad New York.
O dürüst olmayı seçti.Hij kiest voor Onverschrokkenheid.
En bilindik duruşmalar 1692'de Salem kentinde Oyer ve Terminer Mahkemesinde yapılmıştır.De bekendste rechtszaken vonden in 1692 plaats aan het Hof van Oyer en Terminer in Salem.
Antipa'nın bu duruşmayla olan ilgisi tartışmalıdır.Er is discussie over de reden dat Antipas bij dit proces betrokken werd.
Ben dürüstçe yardım etmeyi istiyorum.Zij wilde concrete hulp geven.
Yüz yüze olmadan duruşmayı yapamayız" dedi.Ik zie niet hoe men zonder dat bewijs tot een veroordeling zou zijn gekomen."
Bu mahkemeden önceki duruşmalarda dinlenen yirmi altı kişi bu mahkemede suçlu kabul edilmiştir.Alle zesentwintig gedaagden voor deze rechtbank werden veroordeeld.
Ayrıca yarış öncesi bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.Hij reed echter al snel een minuut voorsprong bijeen.
Ama dürüstlükle söylemeliyiz, elbette hiçbir yasal sorumluluk kabul etmiyoruz.Maar ik erken, zelfs in bijzondere vraagstukken, geen onfeilbaar gezag.
2 Temmuz günü yapılan duruşmanın son oturumunda 16 tutuksuz sanığın ifadesi alındı.Op de eerste procesdag kregen de zesentachtig de acte van beschuldiging te horen.
Valerius Asiaticus bilinmeyen sebeplerden duruşması yapılmadan idam edilmişti.Mitsuo Itoh werd om onbekende redenen gediskwalificeerd.
Joe Lo Truglio: Dedektif Charles Boyle sakar, dürüst ve yemek yapmayı seven bir polistir.Joe Lo Truglio als Charles Boyle, een zeer onhandige, nerveuze, maar hardwerkende rechercheur.
Bu kurallara uyanları ise dürüst (İbranice: hasid) olarak adlandırır.Iemand die dat bereikt heeft, wordt een arahant (heilige) genoemd.
Duruşmada kişiler genellikle bir avukat tarafından temsil edilir.Meestal laten partijen een advocaat het woord voeren.
Boksörün duruşu rahat olmalıdır.De geschiedenis van Hoornaar is rustig.
Suskunluk sarmalı Dürüstlük Nifak Münafık Mukadderat ve İcabat,Bedri RuhselmanOnterende straf Schaamschot Schaamstreek Schaamhaar
Bu duruşmalarda yaptığı savunmayla dünya çapında ün kazandı.Over heel de wereld werd zijn aanstelling met belangstelling gevolgd.
Flashback (Türkçe: Geriye Dönüş) Orijinal Jazz Jackrabbit oyununa bir saygı duruşu.Gebaseerd op het originele spel, Jazz Jackrabbit.
Duruşmasına alkollü gelmesinden ötürü mahkeme tarafından suçlu bulundu.Hij kwam in aanraking met het gerecht wegens alcoholmisbruik.
Size dürüst olmak gerekirse bence yaptığı albüm, hakkında konuşulacak kadar değerlidir.Ter promotie van het album werd het nummer More Than You Deserve als videoclip uitgebracht.
Eğer yeni bir kanıt bulurlarsa, davayı bir sonraki duruşmada tekrar görüştürebilirler.Alleen als de aanklager meer bewijsmateriaal over kon leggen zou hij opnieuw om vervolging kunnen vragen.
20 Temmuz 2004'teki duruşmada ise dava, tüm sanıkların beratıyla sonuçlandı.Op 23 juni spraken de rechters hem daarom vrij van alle aanklachten.
Güneş ve dürüstlük.Moed en deugd.
O dürüst mü? Beni güldürme!Hij eerlijk? Laat me niet lachen!
Bu dürüstçe değil.Dat is oneerlijk.
O hiç dürüst değil.Zij is helemaal niet eerlijk.
O dürüst bir adam olmalı.Hij moet een eerlijk man zijn.
Dürüst olduğundan dolayı Tom'u severim.Ik mag Tom, omdat hij eerlijk is.
Dürüst olalım.Laat ons eerlijk zijn.
Bu dürüstçe değil.Het is niet eerlijk.
Senin dürüst olduğuna inanıyorum.Ik geloof dat je eerlijk bent.
Bu yoldan sonra sadece dürüst olsanız da yeter" demiştir.Cokolwiek po długim namyśle uznasz za prawdę – prawdą będzie”.
Bir keresinde kendini "katıksız dürüst, yakışıklı, sapık bir iş adamı" olarak tanımlamıştır.Sam siebie określa jako "uczciwego, przystojnego, seksownego sklepikarza".
Ben dürüstçe yardım etmeyi istiyorum.Szczerze wierzymy, że oni nam pomogą.
Bu bağ ise Greg'in duruşuna uymamaktadır.Nie odbyła się z powodu kontuzji Greena.
Tüm bunlara rağmen Piso'nun dürüstlüğü konusunda şüpheler vardır.Jednak Sofia ma poważne wątpliwości odnośnie prawdomówności Jamesa.
Bu duruş Charles Knight ve Rudolph Zallinger’in çizimlerinde görülebilir.Ilustrują to rysunki Charlesa Knighta i Rudolpha Zallingera.