İş piyasası doymuş değil.The job market is not saturated.
Pazar tamamen doymuş.The market is completely saturated.
Yüksek kolestrolüm var ve doymuş yağlardan kaçınmam gerekiyor.I have high cholesterol and I need to avoid saturated fats.
Pazar aşırı doymuş.The market is over-saturated.
Doymuş yağlar inflamasyona neden olur.Saturated fats cause inflammation.
Doymuş yağlar iltihapa neden olur.Saturated fats cause inflammation.
Tom doymuş yağları kesmeye karar verdi.Tom decided to cut back on saturated fats.
Tom doymuş yağları azaltmaya karar verdi.Tom decided to cut back on saturated fats.
Tom doymuş yağları kısmaya karar verdi.Tom decided to cut back on saturated fats.
Doymuş karbon dioksit ünlenmiş Afrika Kamerun'daki Nyos Gölü diğer bir örnektir.The notorious, carbon dioxide-saturated Lake Nyos in Africa is another example.
Eğer bağıl nem 100% den fazla olursa, bu aşırı doymuş olarak adlandırılır .If the relative humidity becomes greater than 100%, it is called supersaturated.
Silisleşme organik maddenin silika ile doymuş hale geldiği bir süreçtir.Silicification is the process in which organic matter becomes saturated with silica.
LDL/HDL oranında net artış trans yağda doymuş yağa göre yaklaşık iki kattır.The net increase in LDL/HDL ratio with trans fat is approximately double that due to saturated fat.
Bu konuda İngiliz başmüzakerecisiydim ve konuya doymuş durumdaydım.I was the chief British negotiator on the subject, and I was steeped in the issue.
Herhalde yemek yemesem bile doymuş olurum.I'd probably be full even if I didn't eat.
Ve sonra dikey eksen ne kadar doymuş sen söyler hemoglobin molekülü?And then the vertical axis tells you, how saturated are your hemoglobin molecules?
Oluşum: hava nasıl doymuş duruma geçerFormation: how the air becomes saturated
Aşırı DoymuşlukSupersaturation
Eğer bağıl nem 100% den fazla olursa, bu aşırı doymuş olarak adlandırılır .If the relative humidity becomes greater than 100%, it is called supersaturated.
Aşırı doymuşluk yoğunlaşmış çekirdeğin kaybında oluşur, örneğin suyun düz yüzeyi.Supersaturation occurs in the absence of condensation nuclei, for example the flat surface of water.
Housan veya bisiklo [2.1.0] pentan C5H8 formülüne sahip doymuş bir sikloalkandır.Housane or bicyclo[2.1.0]pentane is a saturated cycloalkane with the formula C5H8.
Doymuş bir yağ asidi kalıntısı ( mavi işaretli).Monoglyceride of a fatty acid, in this example with a saturated fatty acid residue (blue marked).
Çoğu hayvansal yağ doymuş.Most animal fats are saturated.
Çift bağın hidrojenasyonu, doymuş türevi olan stearik asidi verir.Hydrogenation of the double bond yields the saturated derivative stearic acid.
Kristalleşme için (aynı zamanda yeniden kristalleşmeye bakınız) doymuş bir çözelti olmalıdır.Jedoch kann auch ein Kristallgemisch eine Mischkristallverfestigung aufweisen.
Alifatik ve alisiklik bileşikler de doymuş ve doymamış olarak sınıfandırılır.Le classi ausiliari e le interfacce restano standard e non sono colorate.
Doymuş yağ asitleri oda sıcaklığında katı halde bulunurlar.Vengono poi essiccati in camere d'aria calda.
Emlak piyasası tekliflerle aşırı doymuş durumda.Рынок недвижимости перенасыщен предложениями.
Doymuş yağ asitleri oda sıcaklığında katı halde bulunurlar.Произведённые консервы допускается хранить при комнатной температуре.
Pastel renkler de doymuş renklerin bir türüdür.Именно так печенье приобрело характерный розовый цвет.
Denge haline gelmiş ve daha fazla çözünen (solut) alamayan çözeltiye, doymuş çözelti denir.Daardoor valt er links (en rechtsachter) schaduw en is dit donkerder dan de rest.
Doymuş alkali çözeltileri cilt yüzeyini aşındırır.Małżowiny uszne słoniowatych powiększają powierzchnię ciała.
Klor sanayide çoğunlukla doymuş tuz çözeltisinin elektrolizi yoluyla üretilir.Трапляється майже завжди в електролізі розтоплених солей.
Pulmoner arter dışındaki tüm arterlerde, hemoglobin yüksek oranda (%95-%100) oksijene doymuştur.A hemoglobin a tüdőartériát kivéve minden artériában nagy mértékben (95-100%-ban) telítve van oxigénnel.
Okyanus havasının nem oranı oldukça yüksektir ve alçak katmanlarda doymuş olabilir.Η ατμόσφαιρα μπορεί να είναι αρκετά υγρή, ανάλογα με την εγγύτητα στη θάλασσα.
Doymuş karbon dioksit ünlenmiş Afrika Kamerun'daki Nyos Gölü diğer bir örnektir.Terkenal, karbon dioksida-jenuh Danau Nyos di Afrika adalah contoh lain.
Heptan (C7H16), alkanlar sınıfından olan doymuş bir hidrokarbondur.3-Etilpentana (C7H16) adalah hidrokarbon jenuh bercabang yang merupakan isomer dari heptana.
Pulmoner arter dışındaki tüm arterlerde, hemoglobin yüksek oranda (%95-%100) oksijene doymuştur.肺動脈を除く全ての動脈では、ヘモグロビンは殆ど(95-100%)酸素で飽和している。
O doymuş buharın belirgin özgül ısısının negatif olacağı şaşırtıcı gerçeğini doğru tahmin eder.ここで彼は飽和蒸気の見かけの比熱が負になるという驚くべき事実を正確に予測する。
En temel haliyle bir bulut odası, aşırı doymuş su veya alkol buharı içeren kapalı bir ortamdır.最簡單的雲室,只是一個密封的環境,裡面充滿過飽和的水蒸氣或酒精。
Alkanlar doymuş olduklarından sadece yer değiştirmesi tepkimesi verirler, yanarlar.密遣行人,因風縱火,待彼修立,複更燒之。
Sikloalkanlar doymuş yapıdadır, çünkü hidrojenasyon gerçekleştirilemez.Сместа е нужна, тъй като флуороводородът е непроводим.
Doymuş yağ asitlerinin zincirlerinde çift bağlar veya başka fonksiyonel gruplar bulunmaz.Nasičene maščobne kisline v alifatski verigi nimajo nobenih dvojnih vezi ali drugih funkcionalnih skupin.
Buna karşılık aynı oranda risk artışı için doymuş yağ kalori tüketiminde %15'lik bir artış gerekmektedir.To pomeni, da je povečava pri enaki goriščni razdalji v tem formatu za cca 50% večja.
Bu konuda İngiliz başmüzakerecisiydim ve konuya doymuş durumdaydım.Byłem głównym brytyjskim negocjatorem w tej sprawie, i byłem nią przesiąknięty.
Bu konuda İngiliz başmüzakerecisiydim ve konuya doymuş durumdaydım.Byl jsem v těchto jednáních hlavní britský vyjednávač a byl jsem do toho naprosto ponořený.
Bu konuda İngiliz başmüzakerecisiydim ve konuya doymuş durumdaydım.Én voltam ebben a témakörben a vezető brit tárgyalófél, és teljesen át voltam itatódva ezzel a témával.
Bu konuda İngiliz başmüzakerecisiydim ve konuya doymuş durumdaydım.Eram negociatorul britanic principal în această problemă și eram adânc implicat.
Bu konuda İngiliz başmüzakerecisiydim ve konuya doymuş durumdaydım.Ero il capo negoziatore britannico sull'argomento, ed ero completamente assorbito dal problema.
Bu konuda İngiliz başmüzakerecisiydim ve konuya doymuş durumdaydım.Eu era o principal negociador britânico na matéria, e especializei-me a fundo nessa matéria.
Bu konuda İngiliz başmüzakerecisiydim ve konuya doymuş durumdaydım.Ich war der hauptverantwortliche britische Verhandler in dieser Sache und steckte tief im Thema.
Bu konuda İngiliz başmüzakerecisiydim ve konuya doymuş durumdaydım.Ik was de voornaamste Britse onderhandelaar over dit onderwerp, en ik was er volledig in ondergedompeld.
Bu konuda İngiliz başmüzakerecisiydim ve konuya doymuş durumdaydım.J'étais le négociateur britannique en chef sur le sujet, et j'étais calé sur le problème.
Bu konuda İngiliz başmüzakerecisiydim ve konuya doymuş durumdaydım.Yo era el negociador británico en jefe en esta área, así que estaba profundamente informado del tema.
Bu konuda İngiliz başmüzakerecisiydim ve konuya doymuş durumdaydım.Ήμουν ο κύριος διαπραγματευτής της Μεγάλης Βρετανίας ως προς το θέμα αυτό, και μπήκα βαθιά στο θέμα.
Bu konuda İngiliz başmüzakerecisiydim ve konuya doymuş durumdaydım.Аз бях главният британски преговарящ по темата и така се потопих в тази тема.
Bu konuda İngiliz başmüzakerecisiydim ve konuya doymuş durumdaydım.Я був головним британським представником, який вів переговори на цю тему, я повністю заглибився у цю справу.
Bu konuda İngiliz başmüzakerecisiydim ve konuya doymuş durumdaydım.Я был главным британским переговорщиком по этому вопросу и с головой погрузился в проблему.
Bu Meksika Tabasco'da bulunan Cueva de Villa Tuz ve bu mağara sülfürik aside doymuş vaziyette.Aceasta e Cueva de Villa Luz din Tabasco, în Mexic, și această peșteră e îmbibată cu acid sulfuric.
Bu Meksika Tabasco'da bulunan Cueva de Villa Tuz ve bu mağara sülfürik aside doymuş vaziyette.멕시코의 타바스코라는 곳에 있는 쿠에바 데 빌라 루즈(Cueva de Villa Luz) 라는 동굴입니다. 이 동굴은 황산으로 가득 차 있습니다.