dolaşır ile cümle
dolaşır kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›Ðám mây mịt mịt che phủ Ngài, nên Ngài chẳng thấy; Ngài bước đi trên bầu các từng trời.
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›Ðám mây mịt mịt che_phủ Ngài , nên Ngài chẳng thấy ; Ngài bước_đi trên bầu các từng trời .
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›Die Wolken sind die Vordecke, und er sieht nicht; er wandelt im Umkreis des Himmels."
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›Grossas nuvens o encobrem, de modo que não pode ver; e ele passeia em volta da abóbada do céu.
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›Îl înfăşoară norii, nu vede nimic, bolta cerească abea dacă o străbate!`
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›빽빽한 구름이 그를 가리운즉 그가 보지 못하시고 궁창으로 걸어다니실 뿐이라 하는구나
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›Las nubes le son un velo, y no puede ver, mientras se pasea por la bóveda del cielo.
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›Le nubi gli fanno velo e non vede e sulla volta dei cieli passeggia»
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›Les nuées l`enveloppent, et il ne voit rien; Il ne parcourt que la voûte des cieux.
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›Molnen äro ju ett täckelse, så att han intet ser; och på himlarunden är det han har sin gång.»
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›Oblačje Mu je ovoj, da ne vidi, in po okrožju nebes se izprehaja.
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›Oblakové jsou skrýše jeho, tak že nevidí; nebo okršlek nebeský obchází.
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›Oblaky sú mu skrýšou, takže nevidí a chodí sem a ta po okruhu nebies.
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›Obłoki są skrytością jego, iż nie widzi, a po okręgu niebieskim przechadza się.
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›Pilvet ovat hänellä verhona, niin ettei hän näe; ja taivaanrannalla hän käyskentelee.`
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›Skyene er et dekke for ham, så han ikke ser noget, og på himmelens hvelving vandrer han.
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›Skyerne skjuler ham, så han ej ser, på Himlens Runding går han!"
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›Sûrû felhõk leplezik el õt és nem lát, és az ég körületén jár.
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›Νεφη αποκρυπτουσιν αυτον, και δεν βλεπει, και τον γυρον του ουρανου διαπορευεται.
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›Облака – завеса Его, так что Он не видит, а ходит только по небесному кругу.
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›Облаци Го покриват, та не вижда: И ходи по свода небесен,
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›עבים סתר לו ולא יראה וחוג שמים יתהלך׃
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›السحاب ستر له فلا يرى وعلى دائرة السموات يتمشى.
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›密 雲 將 他 遮 蓋 、 使 他 不 能 看 見 . 他 周 遊 穹 蒼
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez, Gökkubbenin üzerinde dolaşır.›密雲將 他 遮蓋 、 使 他 不 能 看見 . 他 周遊穹蒼
Locavore'lar yiyecek bulmak için 100 mil çaplı bir alanı dolaşırlar.'로커보어'라고 불리는 사람들이 있는데 이들은 반경 160km 안에서만 식재를 구합니다.
Locavore'lar yiyecek bulmak için 100 mil çaplı bir alanı dolaşırlar.Cei care îşi produc mâncare acasă obişnuiau să îşi procure hrana produsă pe o rază de 150 de kilometri.
Locavore'lar yiyecek bulmak için 100 mil çaplı bir alanı dolaşırlar.Die Anhänger lokaler Produkte haben sich ihre Nahrung immer aus einem Radius von 100 Meilen geholt.
Locavore'lar yiyecek bulmak için 100 mil çaplı bir alanı dolaşırlar.I locàvori solitamente consumano cibo preso in un raggio di 100 miglia.
Locavore'lar yiyecek bulmak için 100 mil çaplı bir alanı dolaşırlar.Les locavores trouvaient leur nourriture dans un rayon de 160 kilomètres.
Locavore'lar yiyecek bulmak için 100 mil çaplı bir alanı dolaşırlar.Los localívoros acostumbraban a obtener el alimento en un radio de unos 160 kms.
Locavore'lar yiyecek bulmak için 100 mil çaplı bir alanı dolaşırlar.Zwolennicy lokalnego jedzenia wybierają to, co zostanie wyprodukowane nie dalej niż w odległości 160 km.
Locavore'lar yiyecek bulmak için 100 mil çaplı bir alanı dolaşırlar.Οι τοπικοί καταναλωτές συνηθίζουν να παίρνουν φαγητό από ακτίνα 100 μιλίων.
Locavore'lar yiyecek bulmak için 100 mil çaplı bir alanı dolaşırlar.Локаворите вземали храна, добита в радиус от 100 мили.
Locavore'lar yiyecek bulmak için 100 mil çaplı bir alanı dolaşırlar."Местноеды" употребляют только продукты, собираемые в радиусе 150 км.
Locavore'lar yiyecek bulmak için 100 mil çaplı bir alanı dolaşırlar.הלוקוורים (תנועה ליכולת שרידות מקומית) היו משיגים אוכל ממרחק של 100 מייל.
Locavore'lar yiyecek bulmak için 100 mil çaplı bir alanı dolaşırlar.(اللوكوفريين- مستهلكي الطعام المحلي) إعتادوا علي أن يحصلوا علي الطعام من داخل المئه ميل المحيطه بهم
Locavore'lar yiyecek bulmak için 100 mil çaplı bir alanı dolaşırlar.半径150キロ以内で 入手可能な食物を使いますが 「ローカル・リバー」はあなたの居間から
‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır, Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.aleargă încoace şi încolo să caute pîne, ştie că -l aşteaptă ziua întunerecului.
‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır, Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.Anda vagueando em busca de pão, dizendo: Onde está? Bem sabe que o dia das trevas lhe está perto, � mão.
‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır, Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.Blodi okrog zaradi kruha, govoreč: Kje ga dobim? Ve, da blizu njega je pripravljen dan teme.
‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır, Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.Bývá i tulákem, chleba hledaje, kde by byl, cítě, že pro něj nastrojen jest den temností.
‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır, Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.Destinato in pasto agli avvoltoi, sa che gli è preparata la rovina
‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır, Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.Er zieht hin und her nach Brot, und es dünkt ihn immer, die Zeit seines Unglücks sei vorhanden.
‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır, Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.Han flakker om efter brød og spør: Hvor er det å finne? Han vet at en mørkets dag står ferdig ved hans side .
‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır, Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.Hän harhailee leivän haussa: missä sitä on? Hän tuntee, että hänen vierellään on valmiina pimeyden päivä.
‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır, Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.Il court çà et là pour chercher du pain, Il sait que le jour des ténèbres l`attend.
‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır, Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.Kenyér után futkos, hogy hol volna? Tudja, hogy közel van hozzá a sötétség napja.
‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır, Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.그는 유리하며 식물을 구하여 이르기를 어디 있느냐 하며 흑암한 날이 가까운 줄을 스스로 아느니라
‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır, Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.Såsom flykting söker han sitt bröd: var är det? Han förnimmer att mörkrets dag är för handen.
‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır, Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.Túla sa za chlebom starajúc sa: Kde vezmem? Vie, že je už po jeho ruke pripravený deň tmy.
‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır, Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.Tuła się za chlebem, szukając gdzieby był; wie, że zgotowany jest dla niego dzień ciemności.
‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır, Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.udset til Føde for Gribbe, han ved, at han står for Fald;
‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır, Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.Περιπλαναται δια αρτον, και που; εξευρει οτι η ημερα του σκοτους ειναι ετοιμη πλησιον αυτου.
‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır, Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.Он скитается за куском хлеба повсюду; знает, что уже готов, в руках у него день тьмы.
‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır, Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.Скита се да търси хляб, казвайки: Где е? Знае, че денят на тъмнината е готов до ръката му;
‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır, Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.נדד הוא ללחם איה ידע כי נכון בידו יום חשך׃
‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır, Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.تائه هو لاجل الخبز حيثما يجده ويعلم ان يوم الظلمة مهيأ بين يديه.
‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır, Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.他 漂 流 在 外 求 食 、 說 、 那 裡 有 食 物 呢 . 他 知 道 黑 暗 的 日 子 在 他 手 邊 豫 備 好 了
‹Nerede?› diyerek ekmek ardınca dolaşır, Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.他 漂流 在外 求 食 、 說 、 那裡 有 食物 呢 . 他 知道 黑暗 的 日子 在 他 手 邊豫 備好了