Diğer taraftan kapsamlı DNA analizleri, bu grubun polyphyletik olduğunu göstermektedir.Исследование ДНК, показало, что род Альпиния полифилетический.
Elde edilen DNA parçaları sonra elektroforez ile ayrıştırılır ve tespit edilir.Эти фрагменты ДНК затем разделяются и распознаются с помощью электрофореза.
Topoizomerazlar DNA'yla ilgili pek çok süreçte yer alırlar, DNA ikileşmesi ve transkripsiyonu gibi.Топоизомеразы необходимы во многих процессах, связанных с ДНК, таких как репликация и транскрипция.
DNA'da meydana gelen hasarın tipi mutagenin tipine bağlıdır.Тип повреждения ДНК зависит от типа мутагена.
Prionlar DNA ya da RNA barındırmayan infeksiyöz protein molekülleridir.Прионы — это инфекционные белковые молекулы, не содержащие ДНК или РНК.
Yanıltıcı bir isim olsa da "Çöp DNA" olarak da bilinir.Существует также альтернативное название «мусорная» ДНК.
'Selektif yapışkanlık' özelliği DNA'dan makina inşa etmenin en önemli avantajıdır.Это свойство нуклеотидов является ключевым преимуществом в строительстве ДНК-машин.
DNA keşfedildi.Демонтирован ДШКМ.
DNA'ya bağlanırlar ve gen transkripsiyonunun artması veya azalmasına yol açarlar.Они связывают ДНК и способствуют инициации программы повышения или понижения транскрипции гена.
Bu da DNA üzerinde çalışılarak elde edilebilir.Только в такой форме они могут связываться с ДНК.
DNA profillemesi tüm genom dizilemesi ile karıştırılmamalıdır.Составление ДНК-профиля человека (ДНК-профилирование) не следует путать с полной расшифровкой его генома.
Ökaryotik hücre içine yabancı DNA tanıtılması süreci ise transfeksiyon olarak bilinir.Поступление инородной ДНК в эукариотические клетки называют трансфекцией.
Örneğin çift sarmallı DNA’nın kalıcı uzunluğu 50 nm civarıdır.В результате удается определить последовательность ДНК длиной до 250 нуклеотидов.
Yapılan DNA testi sonucunda da Tea'nın kendi çocuğu olmadığını kanıtlanır.Анализ ДНК показал, что Джордан не является отцом ребёнка.
DNA sentezinin başlaması için bir primer gerekir.Это начальный уровень участия в ADN.
Bu tür veri tabanları DNAları kısa bir süre haricinde barındırmazlar.Поэтому акулы этого вида могут длительное время оставаться неподвижными на дне.
Nükleoit başlıca, yaklaşık %60 oranında, DNA'dan oluşur, kalanı RNA ve proteindir.На долю ДНК приходится около 60 % массы нуклеоида; помимо ДНК, нуклеоид содержит РНК и белки.
Küçük hasarlar çoğunlukla DNA onarım sistemleri tarafından onarılır.Фотодимеры обычно удаляются при репарации ДНК.
Çoğu organizmanın DNA'sı süpersarımlıdır.ДНК большинства мезофильных организмов отрицательно сверхспирализована.
İlyaki cüce fili DNA sekansı incelenen ilk cüce fil türüdür.Карликовый слон с острова Тилос — первый из карликовых слонов, чья ДНК была изучена.
İlk DNA makinası (bir girdinin etkisiyle yapısını değiştiren bir yapısal motif) 1999'da gösterilmiştir.فأول آلةٍ دنا نانويةٍ - الحافز الذي يغير بنيته استجابةً لمدخلٍ ما - ظهرت عام 1999.
Değişen bir DNAzim "kullanılmış" olur ve yeni bir reaksiyon başlatamaz.يمكن ساعتها استخدام الحفاز الذي يغير، ولا يستطيع بدء أي تفاعلات أخرى.
DNA dizilemesi biyolojik araştırma ve keşifleri çok hızlandırmıştır.ظهور تسلسل الحمض النووي بشكل كبير أدى إلى تسارع البحوث البيولوجية والاكتشافات.
Bu yapılar DNA hesaplamasında kullanılabilir ama bu şart değildir.يمكن أن تستخدم هذه التراكيب لحوسبة الدنا ولكن ذلك غير ضروري.
Sentez (S) DNA replikasyonu gerçekleşir.الرئوية (S.peumoniae) آخذ في الانخفاض.
DNA'ya bağlanan yapısal proteinler, non-spesifik DNA-protein etkileşimlerinin iyi anlaşılmış örneklerindendir.البروتينات البنيوية التي ترتبط بالدنا هي أمثلة مفهومة جدا عن التفاعلات غير المحدَّدَة للدنا مع البروتين.
Bu bulgular, proteinin değil DNA'nın kalıtsal madde olduğunu kanıtlamıştır.الاستنتاج: DNA هو المادة الوراثية وليس البروتين.
Bunun sonucu DNA'nın üst düzey yapısı oluşur.وينتج عن ذلك خضوع الجهاز الأدنى للجهاز الأعلى.
Yaklaşık olarak 170 milyon baz çifti ve toplam hücre DNA'sının %5,5 ya da %6'sına sahiptir.يبلغ طول الصبغي 6 أكثر من 170 مليون زوج قاعدي ويمثل ما بين 5.5 و6% من مجموع الدنا في الخلية.
Protein kodlamasına katılmadıkları için bir çeşit Kodlamayan DNA'dir(Noncoding DNA).الحمض النووي غير المُشفِّر للبروتين (بالإنجليزية: noncoding DNA).
DNA hesaplaması silikonlu bilgisayarlara kıyasla çok daha az enerji tüketir.توفر حوسبة الدنا استهلاك طاقة أقل من حواسيب السيليكون التقليدية.
Bu iki gen arasındaki herhangi bir DNA kısmı silinir.Qualquer DNA entre esses dois segmentos é deletado.
Ancak DNA testi ile onun Léo Balley olmadığı tespit edildi.Testes de DNA provaram que ele não era Balley.
DNA'da bulunan şeker 2-deoksiribozdur, bu bir pentozdur (beş karbonlu şekerdir).O açúcar no ADN é 2-desoxirribose, uma pentose (açúcar com cinco carbonos).
DNA'nın yazılımı (transkripsiyonu), kendi yapısı tarafından belirlenmektedir.A transcrição do DNA é ditada por sua estrutura.
Ayrıca DNA tamiri ve genetik rekombinasyonda kullanılırlar.Também se utilizam no reparo de ADN e na recombinação genética.
DNA India (İngilizce).DNA India (em inglês).
DNA baz düzenlemesinin, %40-48'i GC'dir.A composição de bases do seu ADN tem um conteúdo GC de 40-48%.
Erişim tarihi: 10 Kasım 2008. ^ "Privacy fears over DNA database".Consultado em 26 de Outubro de 2010 «Privacy fears over DNA database».
Bazen DNA olduğu sanılan iplikler dahi görülebilir.Às vezes até mesmo fios de que acredita-se ser DNA são visíveis.
Tek yumurta ikizleri aynı DNA’yı paylaşır.Gêmeos idênticos compartilham o mesmo DNA.
DNA'nın tüm işlevleri onun proteinlerle olan etkileşimine bağlıdır.Todas as funções do ADN dependem de interacções com proteínas.
Holliday bağlantısı dört DNA ipliği arasında oluşan hareketli bir bağlantıdır.Uma junção de Holliday é uma junção móvel entre quatro cadeias de ADN.
Ayrıca metil menekşeleri, DNA’ları birleştirme yeteneğine sahiptir.Violeta de metila tem também a habilidade de ligar-se ao DNA.
Bazı kodlamayan DNA dizileri kromozomlar için yapısal rol oynarlar.Algumas sequências de ADN não codificante têm um papel estrutural nos cromossomas.
DNA virüsleri Baltimor sınıflandırma sisteminde I. Grup ya da II. Grup üyeleridir.A maioria dos vírus DNA pertencem aos grupos I e II do sistema de classificação de Baltimore.
Bu genetik bilgileri içeren DNA parçaları gen olarak adlandırılır.Os segmentos de ADN que contêm a informação genética são denominados genes.
DNA'da meydana gelen hasarın tipi mutagenin tipine bağlıdır.O tipo de dano ao ADN produzido depende do tipo de mutagénio.
Bir "genofor" bir prokaryotun DNA'sıdır.Um genophore é o DNA de um procariota.
DNA böylede biyolojik bilgi taşımak için değil, yapısal bir malzeme olarak kullanılır.Neste caso, o ADN utiliza-se como um material estrutural, mais que como um portador de informação biológica.
L-Homoserin DNA tarafından kodlanan yaygın amino asitlerden değildir.L-Homosserina não é dos aminoácidos comuns codificados pelo DNA.
Bu proteinler DNA'yı kromatin adlı kompakt yapı içinde organize ederler.Estas proteínas organizam o ADN numa estrutura compacta, a cromatina.
DNA ve RNA'nın yapısına katılır.Está presente no DNA e no RNA.
Bazı kodlamayan DNA, kodlayan bölgenin etkinliğini düzenlemeye yarar.Algum do ADN não-codificante está envolvido na regulação da actividade das regiões codificantes.
DNA, İngiliz müzik grubu Little Mix'in ilk stüdyo albümü.DNA é o álbum de estreia do girl group britânico Little Mix.
DNA'nın sentezinde vazife alır.Desta maneira interfere na função do DNA.
DNA ipliklerinin bu düzenine anti-paralel denir.O formato das cadeia do ADN é designado antiparalelo.
Bunlara adenin, guanin, sitozin, (yalnızca DNA'da bulunan) timin ve (yalnızca RNA'da bulunan) urasil dahildir.Tem os seguintes bairros: Aoba-ku, Miyagino-ku, Wakabayashi-ku, Taihaku-ku e Izumi-ku.
Mezardan alınan kemik parçaları üzerinde yapılan DNA testi sonucu cesedin Hasan Ergül'e ait olduğu kesinleşti.Exames de DNA serão feitos para confirmar se o corpo era mesmo de Belle Gunness.
DNA ligaz enzimleri kesilmiş veya kırık DNA ipliklerini birleştirir.As enzimas denominadas ADN ligases podem reunir pedaços de ADN cortados ou quebrados.