Ana içeriğe geç
Sözlük

diz ile cümle

diz kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Bana hangi dizüstü bilgisayar lazım?Which laptop do I need?
Tom dizüstünde bir şey kaydetti.Tom jotted something in his notebook.
Tom dizüstünü kapattı.Tom shut his notebook.
Tom dizüstünü açtı.Tom opened his laptop.
Tom dizini derisini sıyırdı.Tom skinned his knee.
Tom dizini sıyırdı.Tom skinned his knee.
Tom dizüstü bilgisayarını kapattı.Tom shut his laptop.
Dizin sana hiç sorun çıkartıyor mu?Have your knees been giving you any problems?
O, toplantıda bir dizi sorun getirdi.He brought up a series of issues at the meeting.
O, pijamasının içinde dizüstü bilgisayarının önünde oturdu.She sat in front of her laptop in her pajamas.
Ben dizimi kapıya çarptım.I hit my knee against the door.
Masanın altında elini benim dizimin üzerine koydu.He put his hand on my knee under the table.
Dizim acıyor.My knee hurts.
Diz çök!Kneel!
Onlar diz çökmüşlerdi.They were on their knees.
Tom dizüstü bilgisayarını yerine koydu.Tom put his notebook away.
Tom dizüstü bilgisayarını çıkardı ve yazmaya başladı.Tom took out his notebook and started writing.
Dizlerimde halsizlik hissettim.I felt weak in the knees.
Tom dizini yaraladı bugün yüzmeye gidemiyor.Tom injured his knee and can't go swimming today.
Mary onun dizüstü bilgisayarını sormadan aldığı için Tom kızgın.Tom is angry because Mary borrowed his laptop without asking.
Tom diz çöktü ve döşeme tahtasını kaldırdı.Tom knelt down and lifted up the floorboard.
Tom diz çöktü ve kırık cam parçalarını aldı.Tom knelt down and picked up the pieces of the broken glass.
Tom daha iyi bir bakış için diz çöktü.Tom knelt down for a better look.
Tom bir dizüstü bilgisayarda yazı yazarken tezgahta oturdu.Tom sat at the counter, typing on a notebook computer.
Tom dizine şaplak attı ve güldü.Tom slapped his knee and laughed.
Tom diz üstü bilgisayarına bir bardak süt döktü.Tom spilled a glass of milk on his laptop.
Sunağa yakın diz çöken bir çocuk gördüm.She saw a boy kneeling by the altar.
Boston'da diz boyu kar birikti.The snow has accumulated knee-deep in Boston.
Tom sana dizüstünde ne yazılı olduğunu söyledi mi?Did Tom tell you what was written in the notebook?
Tom diz çöktü ve Mary'nin onunla evlenmesini istedi.Tom went down on one knee and asked Mary to marry him.
Mary diz boyu bir mavi elbise giyiyordu.Mary was wearing a knee-length blue dress.
Tom dizlerinin üstüne düştü.Tom dropped to his knees.
Leopold, o bana fısıldadı, kendini dizginle.Leopold, she whispered to me, restrain yourself.
Kilisede birçok kişi dizlerinin üzerinde dua eder.In church many people get on their knees to pray.
Karşıdan karşıya geçerken dizlerinin üzerine düştü.She fell on her knees while crossing the street.
O bir dizelden daha az ekonomiktir.It's less economical than a diesel.
En sevdiğim diziyi kaçırdım.I missed my favourite series.
Dizüstü bilgisayarımda optik disk sürücüsü yok.My laptop doesn't have an optical disk drive.
Benim bir Asus dizüstüm var.I have an Asus laptop.
Yaldızlı dizginler daha iyi bir at yapmazlar.Gilded reins do not make for a better horse.
Altın dizginler daha iyi bir at yapmazlar.Golden reins do not make a better horse.
Tom, Mary'yi geceleyin gizlice pembe dizi seyrederken yakaladı.Tom caught Mary secretly watching soap operas at night.
Tom dizüstünü çıkardı.Tom got his notebook out.
Tom düştüğünde dizini incitti.Tom hurt his knee when he fell.
Tom dizini çarptı.Tom banged his knee.
Mary diz çöküyordu.Mary was kneeling.
Tom'un dizüstü bilgisayarını kimin çaldığını biliyor musun?Do you know who stole Tom's laptop?
Tom bir dizinin üzerine çöktü ve Mary'ye evlenme teklif etti.Tom got down on one knee and proposed to Mary.
Benim dizimi çarptım.I bumped my knee.
Tom dizüstünü kanapenin altına kaydırdı.Tom slid the notebook under the couch.
Tom öfkesini dizginlemeye çalıştı.Tom tried to restrain his anger.
Mary diz boyunda çizme giydi.Mary wore knee-high boots.
Mary diz boyunda çorap giydi.Mary wore knee-high socks.
Benim bir dizüstü bilgisayarım var.I have a notebook.
Tom, Mary'nin küpesini bulabilmek için el ve dizlerinin üzerinde yeri yokladı.Tom felt around the floor on his hands and knees, trying to find Mary's earring.
Kendimi dizginleyemedim.I couldn't restrain myself.
Boston bölgesinde bir dizi soygun olmuş.There's been a series of robberies in the Boston area.
Tom Mary'nin dizginlerini eline aldı.Tom has got Mary on a tight leash.
Bana diğer anahtar dizisini ver, Tom.Give me the other set of keys, Tom.
Tom'u dizginlemeye çalışıyorlar.They're trying to restrain Tom.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod
diz ile cümle - Sayfa 4 - diz kelimesiyle örnek cümleler | KKTC App