'Bu sadece İsviçre'ye özgü bir sorun.' diyorlardı."Це виключно швейцарська проблема".
'Bu sadece İsviçre'ye özgü bir sorun.' diyorlardı."Это характерно только для Швейцарии".
'Bu sadece İsviçre'ye özgü bir sorun.' diyorlardı.אומרים לי שם: "זו בעיה ייחודית לשווייץ."
'Bu sadece İsviçre'ye özgü bir sorun.' diyorlardı.يقولون لي، "هذه مشكلة فريدة لسويسرا."
'Bu sadece İsviçre'ye özgü bir sorun.' diyorlardı.ドイツに行けば 「これはドイツ病です」と言われ
Bu şaraba Cannonau diyorlar.Anggur ini disebut Cannonau.
Bu şaraba Cannonau diyorlar.이 와인이 바로 Cannonau입니다.
Bu şaraba Cannonau diyorlar.Cannonaunak hívják.
Bu şaraba Cannonau diyorlar.Den hedder Cannonau.
Bu şaraba Cannonau diyorlar.Det heter Cannonau.
Bu şaraba Cannonau diyorlar.Er wird Cannonau genannt.
Bu şaraba Cannonau diyorlar.Het heet Cannonau.
Bu şaraba Cannonau diyorlar.Il s'appelle le Cannonau.
Bu şaraba Cannonau diyorlar.Jmenuje se Cannonau.
Bu şaraba Cannonau diyorlar.Nó được gọi là Cannonau.
Bu şaraba Cannonau diyorlar.Se numeste Cannonau.
Bu şaraba Cannonau diyorlar.Si chiama Cannonau.
Bu şaraba Cannonau diyorlar.Wino to nazywa się Cannonau.
Bu şaraba Cannonau diyorlar.Ονομάζεται Κανονό.
Bu şaraba Cannonau diyorlar.Воно називається Каннонау.
Bu şaraba Cannonau diyorlar.Нарича се Канонау.
Bu şaraba Cannonau diyorlar.Оно называется Каннонау.
Bu şaraba Cannonau diyorlar.הוא נקרא "כאנונאו"
Bu şaraba Cannonau diyorlar.يسمى الكنوناو .
Bu şaraba Cannonau diyorlar.しかし本当の秘密は、むしろ
Bu şirkete borç para vermiş olanalr sadece faiz geliri elde diyorlardı.Takže by také měli dostat omezenou nevýhodu v případě, že věci naberou špatný směr.
Bu şirkete borç para vermiş olanalr sadece faiz geliri elde diyorlardı.それで、物事が悪くならなければならない場合には、
"Bu tezgah üzerinde hayatımı dokuyorum" diyorlar.Azt mondják, hogy ezen a szövőszéken szövik az életüket.
"Bu tezgah üzerinde hayatımı dokuyorum" diyorlar.Dicen, sobre este telar, tejo mi vida.
"Bu tezgah üzerinde hayatımı dokuyorum" diyorlar.E dicono, su questo telaio tesso la mia vita.
"Bu tezgah üzerinde hayatımı dokuyorum" diyorlar.Ei spun: La acest război îmi țes viața.
"Bu tezgah üzerinde hayatımı dokuyorum" diyorlar.베틀위에다 삶을 짠다고 얘기하죠
"Bu tezgah üzerinde hayatımı dokuyorum" diyorlar.Na tym krosnie, powiadają, przędę swoje życie.
"Bu tezgah üzerinde hayatımı dokuyorum" diyorlar.Sie sagen: "Auf diesem Webstuhl webe ich mein Leben."
"Bu tezgah üzerinde hayatımı dokuyorum" diyorlar.Ze zeggen: op dit weefgetouw weef ik mijn leven.
"Bu tezgah üzerinde hayatımı dokuyorum" diyorlar.Они говорят, с его помощью я пряду нить своей жизни.
"Bu tezgah üzerinde hayatımı dokuyorum" diyorlar.Те казват, че на този тъкачен стан тъкат живота си.
"Bu tezgah üzerinde hayatımı dokuyorum" diyorlar.הם אומרים: "בנול זה אני טווה את חיי."
"Bu tezgah üzerinde hayatımı dokuyorum" diyorlar.يقولون، على هذا المنسج أقوم بحبك حياتي
"Bu tezgah üzerinde hayatımı dokuyorum" diyorlar.彼らは斜面の生態系を糸と
"Büyük ikramiyeyi kazandın mı?" Ve hepsi "Evet, büyük ikramiyeyi kazandık." diyorlar."Κέρδισες το λαχείο;" και όλοι σου λένε, "Ναι, κερδίσαμε το λαχείο."
Camiyle, sinagogla, "Bizler birbirimizle konuşmaya başlamalıyız" diyorlar.A mecsettel, a zsinagógával azt sugallják: "El kell kezdenünk párbeszédet folytatni!"
Camiyle, sinagogla, "Bizler birbirimizle konuşmaya başlamalıyız" diyorlar.Avec la mosquée, avec la synagogue, qui dit "Nous devons commencer à parler entre nous"
Camiyle, sinagogla, "Bizler birbirimizle konuşmaya başlamalıyız" diyorlar.Con le moschee, con le sinagoghe, dicendo: "Dobbiamo cominciare a parlarci l'un l'altro"
Camiyle, sinagogla, "Bizler birbirimizle konuşmaya başlamalıyız" diyorlar.Cu moscheea, cu sinagoga, spunând, "Trebuie să începem să vorbim unii cu alții."
Camiyle, sinagogla, "Bizler birbirimizle konuşmaya başlamalıyız" diyorlar.Dengan Masjid, Sinagog, yang menyerukan, "Kita harus mulai berdialog."
Camiyle, sinagogla, "Bizler birbirimizle konuşmaya başlamalıyız" diyorlar.이슬람 사원과, 유대 교회당과, "우린 서로 대화를 시작해야 한다."며 결집했습니다.
Camiyle, sinagogla, "Bizler birbirimizle konuşmaya başlamalıyız" diyorlar.Las mezquitas, las sinagogas dicen: "Debemos empezar a hablar entre nosotros".
Camiyle, sinagogla, "Bizler birbirimizle konuşmaya başlamalıyız" diyorlar.Met de moskee en de synagoge die zeggen, "We moeten met elkaar gaan praten."
Camiyle, sinagogla, "Bizler birbirimizle konuşmaya başlamalıyız" diyorlar.Mit der Moschee, der Synagoge, die sagen: "Wir müssen anfangen, miteinander zu sprechen."
Camiyle, sinagogla, "Bizler birbirimizle konuşmaya başlamalıyız" diyorlar.Na mesquita, na sinagoga, afirmando: "Temos de começar a dialogar".
Camiyle, sinagogla, "Bizler birbirimizle konuşmaya başlamalıyız" diyorlar.S mešitami a synagógami, ktoré hlásajú: "Musíme sa začať rozprávať jeden s druhým."
Camiyle, sinagogla, "Bizler birbirimizle konuşmaya başlamalıyız" diyorlar.Te meczety i synagogi głoszące: "Musimy zacząć rozmawiać ze sobą".
Camiyle, sinagogla, "Bizler birbirimizle konuşmaya başlamalıyız" diyorlar.Με το τζαμί, με τη συναγωγή, λένε "πρέπει ν' αρχίσουμε να μιλάμε μεταξύ μας."
Camiyle, sinagogla, "Bizler birbirimizle konuşmaya başlamalıyız" diyorlar.В джамията, в синагогата, като казват: "Трябва да започнем да говорим един с друг."
Camiyle, sinagogla, "Bizler birbirimizle konuşmaya başlamalıyız" diyorlar.עם המסגד, עם בית הכנסת, ואמרו, "אנחנו צריכים להתחיל לדבר זה עם זה".
Camiyle, sinagogla, "Bizler birbirimizle konuşmaya başlamalıyız" diyorlar.في المسجد والمعبد يقولون: "يجب أن نبدأ التحدث مع بعضنا بعضاً".
Camiyle, sinagogla, "Bizler birbirimizle konuşmaya başlamalıyız" diyorlar.他者に対し忍耐で臨むという考えを越え 他者を理解する時代がやってきました
"Ciddi misin? Otuz kat? Bu nasıl olabilir?" diyorlar."Είσαι σοβαρός; 30 όροφοι; Πώς μπορεί να γίνει αυτό;"
"Ciddi misin? Otuz kat? Bu nasıl olabilir?" diyorlar."אתה רציני? שלושים קומות? איך זה הולך לקרות?"