Benim fikrime göre korkunç bir Noel müziği dinlettim onlara.And they had some, in my opinion, terrible Christmas music.
"Hey, bu nesneyi dinlemeye çalışan oldu mu?""Hey, has anybody tried to listen for this thing?
Ben de dinleyebilir miyim?Can I hear?
Gelip onu dinlemeyeceklerdi.They wouldn't go listen to him.
Akıllı bir dinleyici kitlesi.It's a very smart, smart audience.
Bunu dinle.Listen to this.
O beni dinleyecek.She'll listen to me.
Kurtar bizi Bizi üzüntünün elinden kurtar iyi dinlemeler - gonuldendile.blogspot.comDeliver us from sorrow's hold
Bu nedenle iki kişiden fazlasını dinleyemezsiniz.That's why you can't hear more than two people.
Konuşmam dinlerin kadın başına bebek oranı üzerinde etkisiyle ilgili olacak.My talk will be about the impact of religions on the number of babies per woman.
Dinleri sınıflandırmak istediğinizde bunun düşündüğünüzden daha zor bir iş olduğunu görüyorsunuz.When you want to classify religion, it's more difficult than you think.
Dünyadaki dinleri semavi dinler ve doğu dinleri olarak ayırıyor, ancak bu yeterince ayrıntılı değil.It divides the world into Abrahamic religions and Eastern religion, but that's not detailed enough.
Renkler ise dinleri gösteriyor.And the color now is the majority religion.
Hindistan, Çin ve komşu Asya ülkelerinin çoğunda Doğu dinleri görülüyor.It's Eastern religion in India and China and neighboring Asian countries.
Ve Japonya hariç doğu dinlerinin hepsi aynı seviyelerde.And all the Eastern religions except Japan had the same level.
Dinler arasında büyük bir farktan bahsetmek mümkün değil.There's no major difference between these religions.
Kadın başına düşen çocuk sayısıyla dinler arasında neredeyse hiç bağlantı yok.Religion has very little to do with the number of babies per woman.
Genç Aaron bu duruţmayý dinlemek üzere Washington'a uçmuţtu.A young Aaron Swartz flew to Washington to listen to the Supreme Court hearings.
Arkada oturup küçük bir çocuđu neden dinlediklerini sorguluyordum.I was sitting at the back, thinking: he's just a kid, why are they listening to him? But they did...
Bunun için dinlemiyorlar. İnsanlar onlar için oy, söz ediyoruz kadar onlar won't yap.Until the people who vote for them are talking about it, they won't do it.
Bugün hiçbir şey hakkında düşünme, sadece dinlen.Today, don't think about anything, just rest.
Ah! cidden, acıyor...Beni dinleyinAh, really, it hurts... listen to me.
Bilet fiyatları genel dinleyicinin ilgisini çekmek için makul şekilde düşük olmalıdır.Ticket prices should be reasonably low to attract a broad audience.
Dinleyin: Çinli öğrencilerin İngilizce'yi bağırarak öğreniyor.Listen as Chinese students practice their English, by screaming it:
Onlar, "bu senin fikrin, şimdi de benim fikrimi dinle" diyorlar. Anlıyor musun?They say that's your opinion, now I'm gonna give you mine, you see?
Dinleyen sen, sen niye değişmedin?Why haven't you, who are listening now, why haven't you changed?
Bir kişinin beyninin büyük bir kısmı, dinleme ve hikâye anlatma sırasında aktive edilir.A vast portion of a person's brain is activated during the listening to, and telling of a story
Kulaklıkla dinleyip, seviyelere benim için bakar mısın?Can you just listen on the cans, watch the levels for me?
Onun için sesi dinlememi istedi, ki bu iyiydi.He asked me to listen to the audio for him, which was fine.
Sadece kulaklığı takıp, kaydettiklerini dinleyecektim.It's just put on the headphones and listen to it as it's being recorded.
- Steve, beni dinle.Steve, listen, listen to me.
Dinle, Steve. Dinle beni.Listen, Steve, listen to me.
Dinle beni!Listen to me!
- Dinle beni!Listen to me!
Dinle, dinle!Listen, listen!
Dinle, dinle. Dinle beni.Listen, listen, listen to me.
- Dinle, yukarıya çıkmalıyız.Listen. We need to get to the top.
- Dinle.Listen.
Sadece Ivy ve Julie bölümü arasında söyle senin 50li yıllarının müziğini daha fazla dinleyemem.Let's say, only between acts of Ivy and Julie and I can't stand your 50s any more.
Joachim, herkesin saat 23:00 te yatmış olması gerektiğini söyledi. niye hiç dinlemiyorsun?Joachim told that by 11.00 everybody should be in bed. Why don't you ever listen to me.
Önce beni bir dinle.Listen to me once.
Dinleyin,kendimi ona karşı zorunlu hissetmiştim... ...büyüdüm,büyüdüm... ...şimdi olgun bir kadınım.But listen, I did feel obligated to him, and I grew up -- then I grew up.
Onların ne düşündüklerini dinlemek benim hoşuma gider;I like hearing what they're thinking about;
Bütün büyük dinler buna karıştılar.Every major religion participated in this.
O andan itibaren yüzlerce kez dinlediğimiz hikayeyi tekrar tekrar dinlerdim.And I heard the same story again and again, a story we've heard hundreds of times since then.
Öyleyse odada biraz dinleneceğim.Then... I will rest in that room.
Kimsenin dinlemediği bir yerde... ...biraz konuşalım.Let's talk where no one can hear us.
- Odaya gidip biraz dinlen.So go into the room and rest.
İçeri gir ve dinlen.Go inside and rest.
Kendi evinmiş gibi rahatça dinlen.Think of it like your home and rest peacefully.
Lütfen rahatça dinlenin.Rest peacefully.
Çok sofistike bir dinleyicinin yüzde birinden daha azı.Less than three percent of a very sophisticated audience.
Dikkatlice dinle.Listen carefully.
Anne bir dinle bak. Ya abimi de nasýl durduracaktýn ki?Mom listen to me, how could you have stopped my brother anyway?
- Ţebnem - Dinlemedeyim.- Sebnem - I am listening -The wallet
- Seni dinlermiţ.He used to listen to you
Ziyaretçi oturdu ve onu geri çekilen ayak dinledi.The visitor sat and listened to her retreating feet.
Korkan "Bir şey oldu" diye kapıya gitti ve dinledi, bakmakta değil vurmak için.Fearing "something was the matter," she went to the door and listened, not caring to knock.
Hall, o ne başkanı ne de kuyruk ne yapabilir bilinçli dinledi diye duydum.Mrs. Hall listened conscientiously she could make neither head nor tail of what she heard.
O ilk kocası uyandırmak, ancak yatak dinleme oturdu vermedi.She did not arouse her husband at first, but sat up in bed listening.