Sonunda, duruşmanın tekrarı için verilen dilekçeyi kabul ettiğine dair kararını verdi.結局判事は再審請求を受理しました さらに検察が再び彼を訴追する場合
Soshidoto'da ona bakıyormuş bir dilek tutmuş ve demiş ki;ー誰かが病気で看病していたのでしょうー 神様 彼を治して下さい
Soshidoto'da ona bakıyormuş bir dilek tutmuş ve demiş ki;Azt mondta "ha a kívánságom teljesül" - valaki beteg volt, és ő ment megfigyelni --
Soshidoto'da ona bakıyormuş bir dilek tutmuş ve demiş ki;Dan dia berkata, "Jika keinginan saya terkabul" -- seseorang sakit dan dia harus memantaunya --
Soshidoto'da ona bakıyormuş bir dilek tutmuş ve demiş ki;Dijo: "Si mi deseo se cumple"... alguien estaba enfermo y tuvo que controlarlo...
Soshidoto'da ona bakıyormuş bir dilek tutmuş ve demiş ki;E ha detto, "Se il mio desiderio si avvera" - qualcuno stava male e lui doveva controllarlo -
Soshidoto'da ona bakıyormuş bir dilek tutmuş ve demiş ki;Er sagte, "wenn mein Wunsch in Erfüllung geht" - jemand war krank und er musste sorgen -
Soshidoto'da ona bakıyormuş bir dilek tutmuş ve demiş ki;Hij zei: "Als mijn wens wordt vervuld" -- iemand was ziek en hij stond hem bij --
Soshidoto'da ona bakıyormuş bir dilek tutmuş ve demiş ki;Il disait : "SI vous mon voeu est exaucé" - quelqu'un était malade et il devait le surveiller -
Soshidoto'da ona bakıyormuş bir dilek tutmuş ve demiş ki;I powiedział: "Jeśli moje marzenie się spełni - a opiekował się pewnym chorym -
Soshidoto'da ona bakıyormuş bir dilek tutmuş ve demiş ki;아픈 사람를 간호 해야 했는데, "하느님, 제 소원을 들어주실 수 있다면,
Soshidoto'da ona bakıyormuş bir dilek tutmuş ve demiş ki;Și a spus: "Dacă dorința mea se împlinește" -- cineva era bolnav iar el trebuia să-l supravegheze --
Soshidoto'da ona bakıyormuş bir dilek tutmuş ve demiş ki;Και είπε, " Εάν η ευχή μου πραγματοποιηθεί" - κάποιος ήταν άρρωστος και έπρεπε να τον παρακολουθεί -
Soshidoto'da ona bakıyormuş bir dilek tutmuş ve demiş ki;И каза: "Ако желанието ми се изпълни..." някой бил болен и той трябвало да го наблюдава...
Soshidoto'da ona bakıyormuş bir dilek tutmuş ve demiş ki;Он сказал: "Если моё желание исполнится..." — кто-то болел, и он должен был за ним присматривать —
Soshidoto'da ona bakıyormuş bir dilek tutmuş ve demiş ki;והוא אמר, "אם המשאלה שלי תתגשם" --- מישהו היה חולה והוא היה צריך להשגיח --
Soshidoto'da ona bakıyormuş bir dilek tutmuş ve demiş ki;وقد قال، "لو تحققت أمنيتي" --- شخص ما كان مريضًا واضطر هو لمراقبته
Şura Konseyine, Suudi kadınlara karşı olan yasağı kaldırmak için bir dilekçe gönderdik.Abbiamo spedito al Consiglio della Shūra
Şura Konseyine, Suudi kadınlara karşı olan yasağı kaldırmak için bir dilekçe gönderdik.우리는 슈라 위원회에 사우디 여성에 대한 규제를 해제해 달라고 탄원서를 보냈습니다.
Şura Konseyine, Suudi kadınlara karşı olan yasağı kaldırmak için bir dilekçe gönderdik.Poslali jsme na Shura koncil petici za zrušení zákazu u Saúdských žen.
Şura Konseyine, Suudi kadınlara karşı olan yasağı kaldırmak için bir dilekçe gönderdik.Wysłaliśmy wniosek do Rady Szury na rzecz zniesienia zakazu dla Saudyjek.
Şura Konseyine, Suudi kadınlara karşı olan yasağı kaldırmak için bir dilekçe gönderdik.Изпратихме петиция до съвета Шура за отмяна на тази забрана
Şura Konseyine, Suudi kadınlara karşı olan yasağı kaldırmak için bir dilekçe gönderdik.שלחנו עצומה למועצת השורא לטובת הרמת המחסום על נשות ערב הסעודית,
Şura Konseyine, Suudi kadınlara karşı olan yasağı kaldırmak için bir dilekçe gönderdik.وقمنا بإرسال إلتماس إلى مجلس الشورى من أجل أن يرفعوا هذا الحظر عن النساء السعوديات،
Şura Konseyine, Suudi kadınlara karşı olan yasağı kaldırmak için bir dilekçe gönderdik.女性の運転の解禁を求めるものです この時は 3500人ほどの賛同者が
Toplantıdan iki gün sonra dilekçemi reddettiler.Deux jours après cet entretien, ils ont rejeté ma demande.
Toplantıdan iki gün sonra dilekçemi reddettiler.Dos días después de la reunión, rechazaron mi petición.
Toplantıdan iki gün sonra dilekçemi reddettiler.Dwa dni po spotkaniu odrzucili moją petycję.
Toplantıdan iki gün sonra dilekçemi reddettiler.Twee dagen na het gesprek wezen ze mijn verzoek af.
Toplantıdan iki gün sonra dilekçemi reddettiler.Δύο ημέρες μετά την εν λόγω συνέντευξη, απέρριψαν το αίτημά μου.
Toplu olarak bir araya gelirler, ve bir dilek tutarlar, dileklerini papaza iletirlerdi.Cała społeczność zbierała się i wyrażała życzenie. Cała społeczność zbierała się i wyrażała życzenie.
Toplu olarak bir araya gelirler, ve bir dilek tutarlar, dileklerini papaza iletirlerdi.Họ sẽ đến với nhau như là cộng đồng, và bày tỏ lời nguyện cầu.
Toplu olarak bir araya gelirler, ve bir dilek tutarlar, dileklerini papaza iletirlerdi.그들은 공동체로서 함께 모이고, 염원을 표현합니다. 그리고 그들의 염원은 사제에게 전달되고
Toplu olarak bir araya gelirler, ve bir dilek tutarlar, dileklerini papaza iletirlerdi.Közösségként összejöttek, És kívántak valamit
Toplu olarak bir araya gelirler, ve bir dilek tutarlar, dileklerini papaza iletirlerdi.La communauté entière se regroupait, et ils exprimaient un souhait.
Toplu olarak bir araya gelirler, ve bir dilek tutarlar, dileklerini papaza iletirlerdi.Reuniam-se como uma comunidade e expressavam um desejo.
Toplu olarak bir araya gelirler, ve bir dilek tutarlar, dileklerini papaza iletirlerdi.Se adună ca o comunitate, şi exprimă o dorinţă.
Toplu olarak bir araya gelirler, ve bir dilek tutarlar, dileklerini papaza iletirlerdi.Sie kamen als Gemeinschaft zusammen, und sie sprachen einen Wunsch aus.
Toplu olarak bir araya gelirler, ve bir dilek tutarlar, dileklerini papaza iletirlerdi.Si sarebbero riuniti come una comunità, e avrebbero espresso un desiderio.
Toplu olarak bir araya gelirler, ve bir dilek tutarlar, dileklerini papaza iletirlerdi.Solían reunirse como comunidad, y expresaban un deseo.
Toplu olarak bir araya gelirler, ve bir dilek tutarlar, dileklerini papaza iletirlerdi.Ze kwamen samen als gemeenschap, en uitten een wens.
Toplu olarak bir araya gelirler, ve bir dilek tutarlar, dileklerini papaza iletirlerdi.Вони жили разом як спільнота і могли висловлювати бажання.
Toplu olarak bir araya gelirler, ve bir dilek tutarlar, dileklerini papaza iletirlerdi.Събираха се като общност и изразяваха едно желание.
Toplu olarak bir araya gelirler, ve bir dilek tutarlar, dileklerini papaza iletirlerdi.הם היו מתכנסים יחד כקהילה, והם היו מעלים משאלה. ואז המשאלה הייתה מובאת בפני כוהן הדת
Toplu olarak bir araya gelirler, ve bir dilek tutarlar, dileklerini papaza iletirlerdi.كانوا يجتمعون معاً، ويعربون عن أمنيتهم، وأمنيتهم هذه تسلّم إلى كاهن،
Toplu olarak bir araya gelirler, ve bir dilek tutarlar, dileklerini papaza iletirlerdi.そして願望を表明します そして 彼らの願望は 儀式物を見つける 聖職者のところに集められ
Tüm kalpleri ve barış dilekleriyle ısrarla baskı yapan kitlelerin istekleriyle gerçekleşebilirdi.A tömegek akarata megvédheti, azok akarata, akik most teljes szívükkel és akaratukkal, a békéért harcoltak.
Tüm kalpleri ve barış dilekleriyle ısrarla baskı yapan kitlelerin istekleriyle gerçekleşebilirdi.Dapat, dengan keinginan massa yang sekarang menuntut dengan segenap hati dan pikiran mereka perdamaian.
Tüm kalpleri ve barış dilekleriyle ısrarla baskı yapan kitlelerin istekleriyle gerçekleşebilirdi.모든 마음으로 평화를 원했던 대중의 의지에 인해 민주적 투표는 가능할수 있었습니다. 민주적 투표는 가능할수 있었습니다.
Tüm kalpleri ve barış dilekleriyle ısrarla baskı yapan kitlelerin istekleriyle gerçekleşebilirdi.Lahko, zaradi volje množice, ki je z vsem srcem in voljo vztrajno zahtevala mir.
Tüm kalpleri ve barış dilekleriyle ısrarla baskı yapan kitlelerin istekleriyle gerçekleşebilirdi.Mohla - vůlí lidu, který naléhavě usiloval celým svým srdcem o mír.
Tüm kalpleri ve barış dilekleriyle ısrarla baskı yapan kitlelerin istekleriyle gerçekleşebilirdi.Môže byť, vôľou más, ktoré sa teraz neodbytne tlačili svojimi srdcami a vôľou ku pokoju.
Tüm kalpleri ve barış dilekleriyle ısrarla baskı yapan kitlelerin istekleriyle gerçekleşebilirdi.Stało się to, dzięki woli zgromadzenia, które z całą energią i pełnym sercem domagało się pokoju.
Tüm kalpleri ve barış dilekleriyle ısrarla baskı yapan kitlelerin istekleriyle gerçekleşebilirdi.Може би се беше случило заради волята на множеството хора, които с цялото си сърце и воля настояваха за мир.
Tüm kalpleri ve barış dilekleriyle ısrarla baskı yapan kitlelerin istekleriyle gerçekleşebilirdi.Може, за бажанням мас, які тепер наполегливо прагнуть всім серцем і душею миру.
Tüm kalpleri ve barış dilekleriyle ısrarla baskı yapan kitlelerin istekleriyle gerçekleşebilirdi.Это могло свершиться, по воле масс, которые теперь настойчиво требовали всем своим сердцем они желали мира.
Tüm kalpleri ve barış dilekleriyle ısrarla baskı yapan kitlelerin istekleriyle gerçekleşebilirdi.זה יכל להתרחש, מתוך רצון ההמונים שלחצו עכשיו בעקשנות עם כל ליבם ורצונם
Tüm kalpleri ve barış dilekleriyle ısrarla baskı yapan kitlelerin istekleriyle gerçekleşebilirdi.يمكن أن يكون ذلك، عبر الجماهير التي تلح الآن وبصورة عاجلة من قلبها وإرادتها
Tüm kalpleri ve barış dilekleriyle ısrarla baskı yapan kitlelerin istekleriyle gerçekleşebilirdi.平和を求める この大勢の人々がいれば これは実現できるんです
Üç ay boyunca üç dilekle etrafta dolastim, ve bütün fikirler filtreden geçmeye başladi.세 가지 소원을 갖고서 4개월쯤 돌아다녀 보면 모든 아이디어가 샘솟기 시작할 겁니다.