Son zamanlarda olağan dışı bir şey duydunuz mu?Did you hear anything unusual lately?
Artık yıllar dışında şubat sadece 28 gün çeker.Except for leap years, February has only 28 days.
Anne babası şehir dışındaydı.His parents were out of town.
Dişinde ruj var.You have lipstick on your teeth.
Kendimi evimin dışında kilitledim, bu yüzden içeri girmek için pencereyi kıracağım.I've locked myself out of my house, so I'm going to break a window to get in.
Yanan binanın dışına asla canlı çıkamayacağımızı düşündüm.I thought we'd never get out of the burning building alive.
Tom'un ailesi şehir dışına çıktığında Tom'un bir partisi vardı.Tom had a party when his parents were out of town.
Tom restoranın dışında Mary'yi bekliyordu.Tom was waiting for Mary outside the restaurant.
Birkaç dakika içinde buranın dışında olacağız.We'll be out of here in a few minutes.
Bir veya iki hafta boyunca şehir dışında olacağım.I'll be out of town for a week or two.
Tom Mary'ye odasının dışında kalmasını söyledi.Tom told Mary to stay out his room.
Tom kutuyu arabanın dışına taşıdı.Tom carried the box out to the car.
Tom her zaman şehrin dışında gibi görünüyor.Tom always seems to be out of town.
Tom önümüzdeki hafta şehir dışında olacak.Tom will be out of town next week.
Tom şehir dışından bir arkadaşım.Tom is a friend from out of town.
Sana bunun dışında kalmanı söyledim.I told you to stay out of this.
Ben buranın dışına çıkmayı deniyorum.I'm trying to get out of here.
Tom ofisin dışında koştu.Tom rushed out of the office.
Tom sınıfın dışına koştu.Tom ran out of the classroom.
Tom parmaklığın dışına yürüdü.Tom walked out of the bar.
Gelecek hafta şehir dışındayım.I'm out of town next week.
Tom konunu dışında.Tom's out of the picture.
Tom ofisin dışında.Tom is out of the office.
Ben şehir dışına gidiyorum.I'm getting out of town.
Onlar seçeneklerin dışında.They're out of options.
Tom dişini fırçaladı.Tom brushed his teeth.
Bunun dışında kalıyorum.I'm staying out of it.
Ben şehir dışındanım.I'm from out of town.
Onlar şehir dışındalar.They're out of town.
Ben şehir dışında olacağım.I'll be out of town.
Şehir dışında olacağım.I'll be out of town.
Hava dışında her şey iyiydi.Everything was fine, except the weather.
Yurt dışında okuduğu yıl, Tom'un Fransızcası hızla ilerledi.During his year of study abroad, Tom's French improved rapidly.
Tom'un ucuz bir motelin dışında beklediğini gördüm.I saw Tom standing outside a cheap motel.
Tom binanın dışında Mary'ye eşlik etti.Tom escorted Mary out of the building.
Kulak ağrısı dışında kendimi iyi hissediyorum.I'm feeling OK except for the earache.
Tom kapalı kapının dışında bekledi.Tom waited outside the closed door.
Tom ve Mary kent dışındalar.Tom and Mary are out of town.
Benim dışımda kimse meşgul değildi.Nobody was busy except me.
Tom şehir dışında olabilir.Tom could be out of town.
Sık dişini, Tom.Hang in there, Tom.
Bu çağ dışı fikri çürütmek istemiyorum.I don't want to refute this outworn idea.
Bak! buzdolabının dışında bir hamamböceği var! Hızlı bir şey yap!Look! There's a cockroach besides the fridge! Do something quick!
Dişim gerçekten ağrıyor.My tooth is really hurting.
Dişim çok kötü ağrıyor.My tooth hurts badly.
Tom sessizce odanın dışına çıktı.Tom quietly sneaked out of the room.
Senin dışında, başka kimse var mıydı?Was there anybody else besides you?
Bir gün ülke dışına uçmak isteyeceğim.One day I'll want to fly outside the country.
Önümüzdeki yaz yurt dışına gidiyorum.I'm going abroad next summer.
O, sıra dışı değil,değil mi?That's not unusual, is it?
Ben onun dışında herhangi bir şeyi yapacağım.I'll do anything but that.
O yasa dışı hiçbir şey yapmadığını söylüyor.She says she did nothing illegal.
Biz olağan dışı dereceler aldık.We got extraordinary grades.
O, lahana dışındaki tüm sebzeleri sever.She likes all vegetables except cabbage.
Onlar lahana dışındaki tüm sebzeleri severler.They like all vegetables except cabbage.
Bu bir film dışında bir şey gibi görünüyor, değil mi?This seems like something out of a movie, doesn't it?
Mekan boştu. O, bir kutunun arkasına saklanmış bir kedi dışında, karanlıkta yalnızdı.The place was empty. She was alone in the darkness, except for a cat hiding behind a box.
Ona mutlak hakikat dışında hiçbir şey söyleme.Don't tell her anything except the absolute truth.
Tom'un gevşek bir dişi var.Tom has a loose tooth.
Bana söylediğinin dışında onun hakkında hiçbir şey bilmiyorum.I don't know anything about him except what you told me.