İngilizce'deki bir deyimin söylediği gibi: " Acı yoksa, kazanç da yok."Oefening en Zelfvertrouwen. Oefen elke dag uw Engels en doe dat vol zelfvertrouwen.
İngilizce'deki bir deyimin söylediği gibi: " Acı yoksa, kazanç da yok."Proprio come diciamo in inglese: "No pain, no gain"
İngilizce'deki bir deyimin söylediği gibi: " Acı yoksa, kazanç da yok."Seperti yang kita katakan dalam Bahasa Inggris: "Tidak sakit, tidak berkembang"
İngilizce'deki bir deyimin söylediği gibi: " Acı yoksa, kazanç da yok."Tak jak po angielsku mówimy, bez pracy nie ma kołaczy.
İngilizce'deki bir deyimin söylediği gibi: " Acı yoksa, kazanç da yok."Wie es in Enlisch heißt: "Ohne Fleiß kein Preis."
İngilizce'deki bir deyimin söylediği gibi: " Acı yoksa, kazanç da yok."Όπως λέει και το ρητό, "Τα αγαθά κόποις κτώνται".
İngilizce'deki bir deyimin söylediği gibi: " Acı yoksa, kazanç da yok."Есть пословица - "Без труда не выловишь рыбку из пруда" (Без боли нет результата - англ.)
İngilizce'deki bir deyimin söylediği gibi: " Acı yoksa, kazanç da yok."تماما كما نقول فى المثل الانجليزي " لا ألم .. لا مكسب "
İngilizce'deki bir deyimin söylediği gibi: " Acı yoksa, kazanç da yok."「苦労なくして得るものなし」 心に留めておくべき最も大切な二つの言葉
-kendi deyimiyle, "akıl sahnesi"'nin beyin tarafından nasıl oluşturulduğunu merak ettiğini söylemiş.어떻게 뇌라는 기계가 마음이라는 작품을 만드는지 궁금해 하였습니다.
-kendi deyimiyle, "akıl sahnesi"'nin beyin tarafından nasıl oluşturulduğunu merak ettiğini söylemiş.כפי שהוא ניסח את זה, כיצד תיאטרון הנפש נוצר על ידי המנגנונים של המוח.
-kendi deyimiyle, "akıl sahnesi"'nin beyin tarafından nasıl oluşturulduğunu merak ettiğini söylemiş.أو على حد قوله، مسرح العقل ممكن أن تنتجها ماكينات المخ.
-kendi deyimiyle, "akıl sahnesi"'nin beyin tarafından nasıl oluşturulduğunu merak ettiğini söylemiş.いかに作り出されるのだろうと考えました 250年経った現在 私たちは
NASA!da sevdikleri bir deyim var;NASA:lla on sanonta, josta he pitävät:
NASA!da sevdikleri bir deyim var;À la NASA, ils ont cette phrase qui leur plaît:
NASA!da sevdikleri bir deyim var;Alla NASA si dice sempre questa frase:
NASA!da sevdikleri bir deyim var;A NASA tem este lema de que eles gostam:
NASA!da sevdikleri bir deyim var;Die NASA hat so einen Lieblingssatz:
NASA!da sevdikleri bir deyim var;La NASA tiene una frase que les encanta:
NASA!da sevdikleri bir deyim var;NASA are fraza aceasta preferată:
NASA!da sevdikleri bir deyim var;NASA có một câu nói mà họ thích:
NASA!da sevdikleri bir deyim var;NASA har den här frasen som de gillar:
NASA!da sevdikleri bir deyim var;NASA har et udtryk de godt kan lide:
NASA!da sevdikleri bir deyim var;NASA heeft dit gezegde waar ze gek op zijn:
NASA!da sevdikleri bir deyim var;NASA에서는 이런 말을 즐겨 하더군요.
NASA!da sevdikleri bir deyim var;NASA má v oblibě takové rčení:
NASA!da sevdikleri bir deyim var;W NASA mają to powiedzenie, które bardzo lubią:
NASA!da sevdikleri bir deyim var;Η NASA αρέσκεται να χρησιμοποιεί τη φράση:
NASA!da sevdikleri bir deyim var;В НАСА казват така:
NASA!da sevdikleri bir deyim var;Одна з найулюбленіших фраз НАСА:
NASA!da sevdikleri bir deyim var;Одна из любимых фраз в НАСА:
NASA!da sevdikleri bir deyim var;לנאס"א יש משפט שהם אוהבים:
NASA!da sevdikleri bir deyim var;لدى ناسا عبارة تفضلها ..
NASA!da sevdikleri bir deyim var;「失敗は選択肢にない」
Öğrencilerimin deyimiyle,Στη γλώσσα των φοιτητών μου,
Öğrencilerimin deyimiyle,На езика на моите студенти,
Öğrencilerimin deyimiyle,На языке моих студентов,
Öğrencilerimin deyimiyle,Як сказали б мої студенти:
Öğrencilerimin deyimiyle,בלשונם של הסטודנטים שלי:
Öğrencilerimin deyimiyle,في لغة طلابي،
Öğrencilerimin deyimiyle,「重大な事柄について
Oğlum George'dan öğrendiğim bir deyim bu, kendisi orada, izleyenler arasında oturuyor.Această expresie am învățat-o de la fiul meu George, care se află în sală.
Oğlum George'dan öğrendiğim bir deyim bu, kendisi orada, izleyenler arasında oturuyor.C'est une expression que j'ai apprise de mon fils George, qui est ici dans le public.
Oğlum George'dan öğrendiğim bir deyim bu, kendisi orada, izleyenler arasında oturuyor.Das ist der Ausdruck, den ich von meinem Sohn George gelernt habe, der hier im Publikum ist,
Oğlum George'dan öğrendiğim bir deyim bu, kendisi orada, izleyenler arasında oturuyor.Die heb ik van mijn zoon George geleerd. Hij zit hier ergens in de zaal.
Oğlum George'dan öğrendiğim bir deyim bu, kendisi orada, izleyenler arasında oturuyor.Đó là lối nói tôi học từ con trai tôi George, người cũng đang ngồi trong hàng ghế khán giả.
Oğlum George'dan öğrendiğim bir deyim bu, kendisi orada, izleyenler arasında oturuyor.Esa es una frase que aprendí de mi hijo George, que está allí en la audiencia.
Oğlum George'dan öğrendiğim bir deyim bu, kendisi orada, izleyenler arasında oturuyor.Ez egy olyan kifejezés, amit a fiamtól, George-tól tanultam, aki itt ül a közönség soraiban.
Oğlum George'dan öğrendiğim bir deyim bu, kendisi orada, izleyenler arasında oturuyor.Je to pojem, ktorý ma naučil môj syn George, ktorý je tu v publiku.
Oğlum George'dan öğrendiğim bir deyim bu, kendisi orada, izleyenler arasında oturuyor.객석에 있는 제 아들 조지가 가르쳐준 용어 입니다.
Oğlum George'dan öğrendiğim bir deyim bu, kendisi orada, izleyenler arasında oturuyor.Mówił mi o niej syn George, który jest wśród publiczności.
Oğlum George'dan öğrendiğim bir deyim bu, kendisi orada, izleyenler arasında oturuyor.Tohle jsem pochytil od mého syna George, který je támhle v hledišti.
Oğlum George'dan öğrendiğim bir deyim bu, kendisi orada, izleyenler arasında oturuyor.Това е фраза, която научих от сина си Джордж, който е тук в публиката.
Oğlum George'dan öğrendiğim bir deyim bu, kendisi orada, izleyenler arasında oturuyor.Я узнал о ней от моего сына Джорджа, который сидит в зале.
Oğlum George'dan öğrendiğim bir deyim bu, kendisi orada, izleyenler arasında oturuyor.זו המילה שלמדתי מבני ג'ורג', שיושב פה בקהל.
Oğlum George'dan öğrendiğim bir deyim bu, kendisi orada, izleyenler arasında oturuyor.هذه الجملة التي تعلمتها من ابني جورج, الموجود حاليا معكم
Oğlum George'dan öğrendiğim bir deyim bu, kendisi orada, izleyenler arasında oturuyor.彼もここに来ています カナダで使われる表現なのですが
Öğrencilerimin deyimiyle,Comme diraient mes étudiants,
Öğrencilerimin deyimiyle,Como dirían mis estudiantes,
Öğrencilerimin deyimiyle,In der Sprache meiner Studierenden: