Denizin dibi güvertedeydi ve sonra geri denize atıldı.En resumen, el fondo del mar llegó a la cubierta y luego fue arrojado.
Denizin dibi güvertedeydi ve sonra geri denize atıldı.Essentiellement, le fond de la mer arrivait sur le pont puis était déversé.
Denizin dibi güvertedeydi ve sonra geri denize atıldı.Im Wesentlichen kam der Grund des Meeres auf Deck und wurde dann zurückgeworfen.
Denizin dibi güvertedeydi ve sonra geri denize atıldı.In feite kwam de bodem van de zee aan dek en werd dan weer teruggegooid.
Denizin dibi güvertedeydi ve sonra geri denize atıldı.In pratica avevamo raccolto il fondo del mare, che poi rigettavamo in acqua.
Denizin dibi güvertedeydi ve sonra geri denize atıldı.우리의 일은 근본적으로 바다밑에 있는 것들을 갑판으로 올렸다가 다시 바다 밑으로 버리는 거였죠.
Denizin dibi güvertedeydi ve sonra geri denize atıldı.Mieliśmy dno morza na pokładzie i wyrzuciliśmy to z powrotem za burtę.
Denizin dibi güvertedeydi ve sonra geri denize atıldı.Pada dasarnya dasar laut telah kami bawa ke geladak lalu kami buang kembali.
Denizin dibi güvertedeydi ve sonra geri denize atıldı.Practic, aduceam pe puntea vasului fundul mării, ca apoi să-l aruncăm.
Denizin dibi güvertedeydi ve sonra geri denize atıldı.Ανεβάζαμε το βυθό της θάλασσας στην κουβέρτα μας και τον ξαναπετούσαμε πίσω.
Denizin dibi güvertedeydi ve sonra geri denize atıldı.По същество дъното на морето дойде на палубата и след това беше изхвърлено обратно.
Denizin dibi güvertedeydi ve sonra geri denize atıldı.Практически, морское дно вытаскивалось на палубу и затем выбрасывалось.
Denizin dibi güvertedeydi ve sonra geri denize atıldı.בעיקרון קרקעית הים הגיעה אל הסיפון ואז נזרקה בחזרה.
Denizin dibi güvertedeydi ve sonra geri denize atıldı.أسفل البحر في الأساس جاء إلى سطح المركب ثم تم رميه نحو الأسفل.
Denizin dibi güvertedeydi ve sonra geri denize atıldı.また投げ下ろしました こちらの写真は とても希少なものです
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?Acaso tu entraste até os mananciais do mar, ou passeaste pelos recessos do abismo?
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?Ai pătruns tu pînă la izvoarele mării? Sau te-ai plimbat tu prin fundurile adîncului?
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?Ali si stopil v studence morja, si li prehodil dno globočine?
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?As-tu pénétré jusqu`aux sources de la mer? T`es-tu promené dans les profondeurs de l`abîme?
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?Bent u doorgedrongen tot de bronnen van de zee en hebt u de spelonken van haar onpeilbare diepte bezocht?
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?Bist du in den Grund des Meeres gekommen und in den Fußtapfen der Tiefe gewandelt?
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?Chớ thì ngươi có thấu đến nguồn của biển sao ? Há có bước dưới đáy của vực sâu chăng ?
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?Chớ thì ngươi có thấu đến nguồn của biển sao? Há có bước dưới đáy của vực sâu chăng?
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?Či si voľakedy prišiel až ku žriedlam mora alebo či si sa prechádzal po vnútri priepasti?
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?Eljutottál-é a tenger forrásáig, bejártad-é a mélységnek fenekét?
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?Er du kommet til havets kilder, og har du vandret på dypets bunn?
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?Har du mon været ved Havets Kilder, har du mon vandret på Dybets Bund?
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?Har du stigit ned till havets källor och vandrat omkring på djupets botten?
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?¿Has penetrado hasta las fuentes del mar? ¿Has andado escudriñando el abismo
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?Izażeś przyszedł aż do źródeł morskich, a po dnie przepaści przechodziłeś się?
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?네가 바다 근원에 들어갔었느냐 깊은 물밑으로 걸어 다녔었느냐
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?Oletko astunut alas meren lähdesuonille asti ja kulkenut syvyyden kuilut?
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?Přišel-lis až k hlubinám mořským? A u vnitřnosti propasti chodil-lis?
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?Sei mai giunto alle sorgenti del mare e nel fondo dell'abisso hai tu passeggiato
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?Εισηλθες εως των πηγων της θαλασσης; η περιεπατησας εις εξιχνιασιν της αβυσσου;
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?Нисходил ли ты во глубину моря и входил ли в исследование бездны?
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?Проникнал ли си до изворите на морето? Или ходил ли си да изследваш бездната?
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?הבאת עד נבכי ים ובחקר תהום התהלכת׃
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?هل انتهيت الى ينابيع البحر او في مقصورة الغمر تمشّيت.
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?你 曾 進 到 海 源 、 或 在 深 淵 的 隱 密 處 行 走 麼
‹‹Denizin kaynaklarına vardın mı, Gezdin mi enginin diplerinde?你 曾進到 海源 、 或 在 深淵 的 隱密處 行走麼
Denizin kıyısında dikilip durdu.A stál som na morskom piesku.
Denizin kıyısında dikilip durdu.En hij (A) stond op het strand van de zee.
Denizin kıyısında dikilip durdu.És álla a tengernek fövenyére.
Denizin kıyısında dikilip durdu.E si fermò sulla spiaggia del mare
Denizin kıyısında dikilip durdu.I stanąłem na piasku morskim.
Denizin kıyısında dikilip durdu.Och han ställde sig på sanden invid havet.
Denizin kıyısında dikilip durdu.Og jeg stod på sanden ved havet.
Denizin kıyısında dikilip durdu.Og jeg stod på Sandet ved Havet.
Denizin kumu kadar çok buğday depoladı; öyle ki, ölçmekten vazgeçti. Çünkü buğday ölçülemeyecek kadar çoktu.A tak nahromadil Jozef obilia ako morského piesku, veľmi mnoho, takže prestal i počítať, lebo mu nebolo počtu.
Denizin kumu kadar çok buğday depoladı; öyle ki, ölçmekten vazgeçti. Çünkü buğday ölçülemeyecek kadar çoktu.José acumuló trigo como la arena del mar, tantísimo que dejó de calcularlo, porque era incalculable
Denizin kumu kadar çok buğday depoladı; öyle ki, ölçmekten vazgeçti. Çünkü buğday ölçülemeyecek kadar çoktu.저장한 곡식이 바다 모래같이 심히 많아 세기를 그쳤으니 그 수가 한이 없음이었더라
Denizin kumu kadar çok buğday depoladı; öyle ki, ölçmekten vazgeçti. Çünkü buğday ölçülemeyecek kadar çoktu.Tako je nabral Jožef žita silno mnogo, kakor peska morskega, da so nehali šteti, ker ga je bilo brez števila.
Denizin kumu kadar çok buğday depoladı; öyle ki, ölçmekten vazgeçti. Çünkü buğday ölçülemeyecek kadar çoktu.Иосиф събра жито твърде много, колкото морския пясък, така щото престана да го мери; защото беше без мяра.
Denizin kumu kadar çok buğday depoladı; öyle ki, ölçmekten vazgeçti. Çünkü buğday ölçülemeyecek kadar çoktu.И скопил Иосиф хлеба весьма много, как песку морского, так что перестал и считать, ибо не стало счета.
Denizin kumu kadar çok buğday depoladı; öyle ki, ölçmekten vazgeçti. Çünkü buğday ölçülemeyecek kadar çoktu.ויצבר יוסף בר כחול הים הרבה מאד עד כי חדל לספר כי אין מספר׃
Denizin kumu kadar çok buğday depoladı; öyle ki, ölçmekten vazgeçti. Çünkü buğday ölçülemeyecek kadar çoktu.وخزن يوسف قمحا كرمل البحر كثيرا جدا حتى ترك العدد اذ لم يكن له عدد
Denizin kumu kadar çok buğday depoladı; öyle ki, ölçmekten vazgeçti. Çünkü buğday ölçülemeyecek kadar çoktu.約 瑟 積 蓄 五 穀 甚 多 、 如 同 海 邊 的 沙 、 無 法 計 算 、 因 為 穀 不 可 勝 數
Denizin kumu kadar çok buğday depoladı; öyle ki, ölçmekten vazgeçti. Çünkü buğday ölçülemeyecek kadar çoktu.約瑟 積 蓄 五 穀 甚 多 、 如同 海邊 的 沙 、 無法 計算 、 因為穀 不 可 勝數
Denizin rengi çok güzel, değil mi?El mar tiene un color hermoso ¿No?