İlla benimkisi gibi bir dedeniz olmasına gerek yok, tabi keşke olsaydı.여러분에게는 제 할아버지가 필요하다고 생각해도 필요하지 않습니다
İlla benimkisi gibi bir dedeniz olmasına gerek yok, tabi keşke olsaydı.Man müsste meinen Großvater nicht haben, obwohl man sich das wohl wünschen würde.
İlla benimkisi gibi bir dedeniz olmasına gerek yok, tabi keşke olsaydı.Não é preciso um avô como o meu, embora gostassem de ter.
İlla benimkisi gibi bir dedeniz olmasına gerek yok, tabi keşke olsaydı.Nepotřebujete mít mého dědu, i kdyby jste si přáli ho mít.
İlla benimkisi gibi bir dedeniz olmasına gerek yok, tabi keşke olsaydı.No necesitan a mi abuelo, aunque ya quisieran.
İlla benimkisi gibi bir dedeniz olmasına gerek yok, tabi keşke olsaydı.Non vi serve mio nonno, anche se vi sarebbe piaciuto averlo.
İlla benimkisi gibi bir dedeniz olmasına gerek yok, tabi keşke olsaydı.Nu trebuie să îl fi avut pe bunicul meu, deşi v-aţi fi dorit asta.
İlla benimkisi gibi bir dedeniz olmasına gerek yok, tabi keşke olsaydı.Önöknek nincs szükségük a nagyapámra, habár jól járnának vele.
İlla benimkisi gibi bir dedeniz olmasına gerek yok, tabi keşke olsaydı.Vous n'avez pas besoin d'avoir mon grand-père, même si vous auriez bien aimé l'avoir.
İlla benimkisi gibi bir dedeniz olmasına gerek yok, tabi keşke olsaydı.Δεν είναι ανάγκη να έχετε τον παππού μου, παρ' όλο που πολύ θα το θέλατε.
İlla benimkisi gibi bir dedeniz olmasına gerek yok, tabi keşke olsaydı.Мой дед вам не нужен, хотя и зря.
İlla benimkisi gibi bir dedeniz olmasına gerek yok, tabi keşke olsaydı.אתם לא צריכים את סבא שלי, למרות שהייתם מתים שהיה לכם.
İlla benimkisi gibi bir dedeniz olmasına gerek yok, tabi keşke olsaydı.أنت لا تحتاج إلى جدي ، وإن كنت أتمنى لو حظيتم بمثله.
İlla benimkisi gibi bir dedeniz olmasına gerek yok, tabi keşke olsaydı.言っておきたいのは これを作った人はQuadra 950という古いコンピュータを使っていて
[kendi dilinde]: Güle güle, dede.Ahoj, dědo.
[kendi dilinde]: Güle güle, dede.Ciao nonno.
[kendi dilinde]: Güle güle, dede.Dag, opa.
[kendi dilinde]: Güle güle, dede.Do widzenia, dziadku.
[kendi dilinde]: Güle güle, dede.Farvel, bedstefar.
[kendi dilinde]: Güle güle, dede.Heippa ukki.
[kendi dilinde]: Güle güle, dede.Hej då, farfar!
[kendi dilinde]: Güle güle, dede. [kahkaha atar]Au revoir, grand-père.
[kendi dilinde]: Güle güle, dede. [kahkaha atar]Bis dann, Großvater.
[kendi dilinde]: Güle güle, dede. [kahkaha atar]Selamat tinggal, kakek.
[kendi dilinde]: Güle güle, dede.다녀오겠습니다, 할아버지.
[kendi dilinde]: Güle güle, dede.Szia, nagypapa!
[kendi dilinde]: Güle güle, dede.Γεια σου, παππού.
[kendi dilinde]: Güle güle, dede.Пока, дедушка.
[kendi dilinde]: Güle güle, dede.إلى اللقاء، يا جدي.
[kendi dilinde]: Güle güle, dede.[笑]
Kızılötesini duymak gerçekten iyi çünkü bu sayede odada hareket dedektörü olup olmadığını fark edebiliyorum.Infrarood waarnemen is goed omdat je merkt dat er bewegingssensoren in een ruimte zijn.
Kızılötesini duymak gerçekten iyi çünkü bu sayede odada hareket dedektörü olup olmadığını fark edebiliyorum.Infravöröset érzékelni például azért jó, mert meg tudom állapítani, van-e mozgásérzékelő a szobában.
Kızılötesini duymak gerçekten iyi çünkü bu sayede odada hareket dedektörü olup olmadığını fark edebiliyorum.예를 들어 적외선을 들음으로써 방 안에 동작 감지기가 설치돼 있는지 쉽게 알 수 있고 또 누군가가 저를 향해
Kızılötesini duymak gerçekten iyi çünkü bu sayede odada hareket dedektörü olup olmadığını fark edebiliyorum.Napríklad vnímanie infračervenej je dobré, lebo možete zistiť, či je naozaj v miestnosti detektor pohybu.
Kızılötesini duymak gerçekten iyi çünkü bu sayede odada hareket dedektörü olup olmadığını fark edebiliyorum.Například vnímání infračervené je užitečné, protože můžete zjistit, jestli jsou v místnosti detektory pohybu.
Kızılötesini duymak gerçekten iyi çünkü bu sayede odada hareket dedektörü olup olmadığını fark edebiliyorum.Podczerwień pozwala mi zobaczyć czy w pokoju znajdują się detektory ruchu.
Kızılötesini duymak gerçekten iyi çünkü bu sayede odada hareket dedektörü olup olmadığını fark edebiliyorum.Por exemplo, distinguir infravermelhos é bom porque podemos detetar se há detetores de movimento numa sala.
Kızılötesini duymak gerçekten iyi çünkü bu sayede odada hareket dedektörü olup olmadığını fark edebiliyorum.Наприклад, сприйняття ультрачервоного є добре тим, що ви можете визначити, чи є в кімнаті датчик руху.
Kızılötesini duymak gerçekten iyi çünkü bu sayede odada hareket dedektörü olup olmadığını fark edebiliyorum.לדוגמא, זה טוב לקלוט אינפרא-אדום כיוון שאתם יכולים למעשה לגלות אם ישנם חיישני תנועה בחדר.
Kızılötesini duymak gerçekten iyi çünkü bu sayede odada hareket dedektörü olup olmadığını fark edebiliyorum.部屋に赤外線装置があれば分かります リモコンを向けられると音が聞こえます
Kolun... yok... Özür dilerim, dede.Lo siento, abuelo...
Küçük bir kızken, dedem bana küçük gümüş cep saatini vermişti.Als ich ein kleines Mädchen war, gab mein Großvater mir seine kleine silberne Taschenuhr.
Küçük bir kızken, dedem bana küçük gümüş cep saatini vermişti.Când eram mică, bunicul mi-a dat un ceas de buzunar din argint.
Küçük bir kızken, dedem bana küçük gümüş cep saatini vermişti.De niña mi abuelo me regaló su relojito plateado de bolsillo.
Küçük bir kızken, dedem bana küçük gümüş cep saatini vermişti.Když jsem byla malá holka, můj dědeček mi dal svoje stříbrné kapesní hodinky.
Küçük bir kızken, dedem bana küçük gümüş cep saatini vermişti.Keď som bola malá, dedko mi dal svoje malé strieborné vreckové hodinky.
Küçük bir kızken, dedem bana küçük gümüş cep saatini vermişti.Khi tôi còn là một cô bé nhỏ, ông tôi tặng tôi chiếc đồng hồ bỏ túi bằng bạc.
Küçük bir kızken, dedem bana küçük gümüş cep saatini vermişti.Kiedy byłam mała, dostałam od dziadka srebrny zegarek kieszonkowy.
Küçük bir kızken, dedem bana küçük gümüş cep saatini vermişti.Kislány koromban nagyapám nekem adta az ő kis ezüst zsebóráját.
Küçük bir kızken, dedem bana küçük gümüş cep saatini vermişti.제가 어렸을때 제 할아버지가 그의 자그마한 은 회중시계를 주셨는데
Küçük bir kızken, dedem bana küçük gümüş cep saatini vermişti.När jag var en liten tjej, så gav min morfar den här lilla silverklockan till mig.
Küçük bir kızken, dedem bana küçük gümüş cep saatini vermişti.Quand j'étais enfant, mon grand-père m'a offert sa petite montre de poche en argent.
Küçük bir kızken, dedem bana küçük gümüş cep saatini vermişti.Quando ero piccola mio nonno mi regalò il suo piccolo orologio d'argento da taschino.
Küçük bir kızken, dedem bana küçük gümüş cep saatini vermişti.Quando eu era pequena, o meu avô ofereceu-me o seu relógio de bolso, de prata.
Küçük bir kızken, dedem bana küçük gümüş cep saatini vermişti.Saat saya masih kecil, kakek saya memberikan jam saku perak kecil ini.
Küçük bir kızken, dedem bana küçük gümüş cep saatini vermişti.Toen ik een klein meisje was, gaf mijn grootvader zijn klein zilveren zakhorloge.
Küçük bir kızken, dedem bana küçük gümüş cep saatini vermişti.Όταν ήμουν μικρή, ο παππούς μου μού έδωσε το μικρό ασημένιο ρολόι τσέπης του.
Küçük bir kızken, dedem bana küçük gümüş cep saatini vermişti.Когато бях малко момиче, дядо ми ми подари неговия малък сребърен джобен часовник.
Küçük bir kızken, dedem bana küçük gümüş cep saatini vermişti.Когда я была маленькой девочкой, мой дедушка дал мне свои маленькие серебряные карманные часы.
Küçük bir kızken, dedem bana küçük gümüş cep saatini vermişti.Коли я була маленькою, мій дідусь подарував мені невеликий срібний кишеньковий годинник.