Kardiyovasküler dayanıklılık, fiziksel uygunluğun altı bileşeninden biridir.Cardiovascular endurance is one of the six components of physical fitness.
Perdeler ateşe dayanıklıdır.The curtains are fireproof.
Ağrı dayanılmayacak kadar fazladır.The pain is too much to bear.
Noel ağaçları ne kadar dayanır?How long do Christmas trees last?
Seni şimdi bu kadar çok acı içinde görmeye dayanamıyorum.I just can't bear to see you in so much pain.
Seni yalnız bırakmaya dayanamıyorum.I just can't bear to leave you here alone.
Tom arabasıyla ezdiği köpeğe bakmaya dayanamadı.Tom couldn't bear to look at the dog he'd just run over with his car.
Utanç neredeyse dayanılmazdı.The shame was almost unbearable.
Beş dakika dayanamazdık.We wouldn't last five minutes.
Bu dayanılmaz olurdu.It would have been unbearable.
Cahil insanlara dayanamam.I can't stand ignorant people.
Neredeyse dayanılmaz olmalı.It must be almost unbearable.
Tom bir yıl bile dayanmadı.Tom didn't even last a year.
Tom tecrübelerine dayanarak konuşuyor.Tom speaks from experience.
Hayat dayanılmaz oldu.Life became unbearable.
Tom'a dayanamıyorum.I can't put up with Tom.
Tom üç saat dayandı.Tom lasted three hours.
Tom daha fazla dayanamadı.Tom could take no more.
Tom ne kadar dayanabilir?How long can Tom last?
Tom'un dayanma gücü var.Tom has stamina.
Acıyı dayanılmazdı.The pain was intolerable.
Ona zar zor dayanabiliyorum.I can barely stand him.
Artık dayanamıyorum.I can't hold on any longer.
Bu dayanılmaz bir gerçektir.This is an unbearable truth.
Kitabın dayanağı esasen kusurludur.The premise of the book is fundamentally flawed.
Kaybetmeye dayanamam.I can't stand losing.
Hâlâ dayanamıyorum.I can't stand still.
Bu film Tom Jackson'ın bir kitabına dayanıyor.This movie is based on a book by Tom Jackson.
Onun tüm hayatı ve dünya görüşü nefrete dayanıyor.His entire life and worldview is based on hatred.
Leyla, Sami'ye dayanamadı.Layla couldn't stand Sami.
Orada dayanan o adamı tanıyor musun?Do you know that man standing over there?
Dayanıklılık her şeyi mümkün kılar.Persistence makes anything possible.
Bu iddianın dayanağı nedir?What is the basis for this claim?
Isı neredeyse dayanılmazdı.The heat was almost unbearable.
Bir atasözü, uzun deneyime dayanan kısa bir cümledir.A proverb is a short sentence based on long experience.
Neye dayanarak Tom'un suçlu olduğunu düşünüyorsun?What makes you think Tom is guilty?
Bu soruları cevaplamayı reddetmeniz hakkındaki hukuki dayanak nedir?What's the legal basis of your refusal to answer these questions?
Sanat olmadan, gerçekliğin kehaneti dünyayı dayanılmaz hale getirecektir.Without art, the crudeness of reality would make the world unbearable.
Tom ejderhanın karşısına çıkmadan ateşe dayanıklı zırh giymeyi unuttu.Tom forgot to equip fire-resistant armour before going up against the dragon.
Şiddete dayanamayız.We can not endure violence.
Biz şiddete dayanamayız.We can not bear violence.
Tom artık acıya dayanamadı.Tom could no longer stand the pain.
Tom bunu yapmaya dayanamaz.Tom can't stand doing that.
Orada dayanan adam Tom.The man standing over there is Tom.
Tom'un dayanacak hiç kimsesi yoktu.Tom didn't have anyone to lean on.
Ben sadece bu aptallığa dayanamam.I just can't stand this foolishness.
Bu elbise ateşe karşı dayanıklıdır.This suit is fire-resistant.
Bir ağacın altında dayanıyorum.I'm standing under a tree.
Tom'u bu kadar mutsuz görmeye dayanamıyorum.I can't bear to see Tom so unhappy.
Çocuk gibi davranılmaya dayanamıyorum.I can't stand being treated like a child.
Ağrı için düşük bir dayanıklılığım var.I have a low tolerance for pain.
Buna daha fazla dayanamayacağım.I can't handle this anymore.
Tom'a dayanamıyorum ve o bunu biliyor.I can't stand Tom and he knows it.
Yüksek sesli müziğe dayanamıyorum.I can't stand loud music.
Punk rock'a dayanamıyorum.I can't stand punk rock.
Sami orada ayakta dayandı.Sami stood there.
Oradaki o insanlar neden kuyrukta dayanıyorlar?Why are those people over there standing in line?
Kötülüğe karşı birlikte dayanıyoruz.We stand united against evil.
Sami kız arkadaşını geride bırakmaya dayanamadı.Sami couldn't bear to leave his girlfriend behind.
Sami bir benzin istasyonunun dışında dayanıyordu.Sami was standing outside a gas station.