Tom ona artık dayanamadı.Tom couldn't stand it any longer.
Tom göründüğü kadar dayanıklı değil.Tom isn't as tough as he looks.
Tom masaya dayandı.Tom leaned on the table.
Benim dayanılmaz ağrılarım var.I have unbearable pains.
Dayan Tom, şimdi uzun sürmeyecek.Hang on, Tom, it won't be long now.
"Öpmek yok dedim!" "Affedersin, dayanamadım.""I said no kissing!" "Sorry, I couldn't resist."
Ruslar, Brandenburg kapılarına dayandı.The Russians have arrived at the gates of Brandenburg.
Mülteciler çölde 18 saatlik yürüyüşe dayandılar.The refugees endured the 18-hour walk across the desert.
Bu neme nasıl dayanıyorsun?How do you stand this humidity?
Bu sıcaklığa nasıl dayanıyorsun?How do you stand this heat?
Bu soğuğa nasıl dayanıyorsun?How do you stand this cold?
Bu gürültüye daha fazla dayanamıyorum artık.I can't stand this noise anymore.
O, tezgahın üzerine dayandı.He leaned on the counter.
Onun bu kadar acı çekmesine dayanamıyorum.I can't stand him suffering so much.
Tom dayanılmazdı.Tom was irresistible.
Seni tekrar kaybetmeye dayanamadım.I couldn't bear to lose you again.
Dayanmaya çalışın.Try to hang on.
Ben alkole senden daha iyi dayanabilirim.I can hold my liquor better than you.
Orada nasıl dayanıp sadece Tom'un ölmesine izin verirsin?How can you stand there and just let Tom die?
Tom daha fazla dayanamadı bu yüzden işini bıraktı.Tom couldn't take it anymore so he quit his job.
Tom kan görmeye dayanamıyor.Tom can't stand the sight of blood.
Bu dayanıklı ve güvenilir bir araç.It's a tough and reliable vehicle.
Bu bir fiziksel dayanıklılık testidir.This is a physical endurance test.
Seni böyle ağlarken görmeye dayanamıyorum.I can't stand to see you crying like this.
Ben onu dayanılmaz buluyorum.I find her irresistible.
Ağrı dayanılmazdı.The pain was excruciating.
Biz yiyecek olmadan ne kadar dayanabiliriz?How long can we last without food?
Bu son birkaç aydır tek dayanağım kocam oldu.My husband's been my rock during these last few months.
Doğrulama yöntemi Bowling'in raporlarına da dayanıyordu.The validation methodology was based also on Bowling's reports.
Rusça'da yabancı kökenli isimler genellikle bütünleşmeye dayanamaz.In Russian, nouns of foreign origin generally don't succumb to integration.
Bu iddialar bir bilimsel dayanaktan yoksun.These claims lack a scientific foundation.
Tom gerçekten dayanıklıydı.Tom was really tough.
Tom çok dayanıklıydı.Tom was very tough.
Şartlar dayanılmazdı.The situation was unbearable.
Sessizlik dayanılmazdı.The silence was unbearable.
Isı dayanılmazdı.The heat was unbearable.
Acı dayanılmaz mı?Is the pain unbearable?
Hava dayanılmaz sıcaktı.It was unbearably hot.
Yeterince dayanıklı görünüyor.It seems durable enough.
Şiddete dayanamam.I can't stand violence.
Bu köprü fazla dayanmaz.This bridge won't last long.
Tom'un çatısı altındaki hayat dayanılmazdı.Life under Tom's roof was unbearable.
Tom gerçeğe dayanamadı.Tom couldn't bear the truth.
Onlar çarkıfelek meyvesine dayanamaz fakat sanırım o lezzetli.They can't stand passionfruit, but I think it's delicious.
Önce göçmenler, sonra siz. Dayanışma sosyal yamyamlık için bizim cevabımızdır.First the emigrants, then you. Solidarity is our response to social cannibalism.
Biz gerçekten fikrini neye dayandırdığını bilmek istiyoruz.We would really like to know what you are basing your opinion on.
Ben soğuğa karşı dayanıklıyım.I am resistant to cold.
Ben artık dayanamıyorum.I can't resist any longer.
Tom ne kadar dayanacak?How long will Tom last?
Bunun düşüncesine dayanamadım.I couldn't bear the thought of it.
Onun ifadesi gerçeğe dayanıyordu.His statement was based on fact.
Çok dayanıklı değil.It's not very durable.
O, dondurmaya dayanamaz.She can't resist ice cream.
O, havuçlara dayanamaz.He can't stand carrots.
Ben soğuktan korkmuyorum, ama sıcaklığa dayanamam.I'm not afraid of cold, but I can't stand heat.
Onun bir maraton koşmak için yeterli dayanıklılığı vardı.He had enough endurance to run a marathon.
Onlar dayanılmaz anılar.They are unbearable memories.
Dayanamayıp Tom'a anlatmamamı söylediğin şeyi ona anlattım.I ended up telling Tom what you told me not to tell him.
Kitabın ana fikri yanlış bir öncüle dayanıyordu.The main idea of the book relied on a false premise.
Tom büyüleyici ve dayanılmaz.Tom is charming and irresistible.