O, hakarete dayanamadı.She could not put up with the insult.
Başarısızlığını hastalığa dayandırdı.She attributed her failure to illness.
O, eleştirilmeye karşı her zaman dayanıklıdır.She is always immune to criticism.
O, trendeki ısıya dayanamadı.She couldn't stand the heat in the train.
Ona bakmaya dayanamadım.I couldn't bear to look at her.
Biz hasta çocuğun acıklı çığlıkları dinlemeye dayanamadık.We could not bear to listen to the sick child's pathetic cries.
Duvar depremde dayanamadı.The wall gave way in the earthquake.
Ticaret ortakları, ticaret politikasını açıklığa kavuşturmak için Japonya'ya dayanıyor.Trading partners are leaning on Japan to clarify its trade policy.
Nagoya'daki yaz sıcağına dayanabilir misin?Can you stand the summer heat in Nagoya?
Kaybolan çocuk, kurtarma ekibi gelene kadar dayandı.The lost boy held out until the rescue team came.
Kapıya dayanan adam kimdir?Who is the man that is leaning against the gate?
Kalenin 11. yüzyıla kadar dayandığı söyleniyor.It is said that the castle dates back to the 11th century.
O, uzun bir yolculuğa dayanabilir mi?Can she endure a long trip?
Ben onun küstahlığına dayanamam.I can't stand his arrogance.
Dayanışma ve eşit haklar kamu politikasının temel taşını oluştururMake solidarity and equal rights the cornerstone of public policy.
Mayuko yalnız yaşamaya dayanamaz.Mayuko can't stand living alone.
Bu ısıya dayanamıyorum.I can't stand this heat.
Ben çılgın yaşamıma dayanamıyorum.I can't stand my crazy life.
Bir dakika bekle! Dayan!Wait a minute! Hang on!
Ona nasıl dayanabiliyorsun?How can you stand it?
O gürültüye daha fazla dayanamadım.I couldn't put up with that noise any longer.
Bu duruma kaç kişinin dayanacağını bilmiyorum.I don't know how many are going to endure this situation.
Ben onun başka bir adamla birlikte olma düşüncesine dayanamam.I can't bear the thought of her with another man.
Çocukluğumla ilgili hikayeme dayandırıyorum.I'm basing my story on my childhood.
Roka veya herhangi bir acı yeşilliğe dayanamam.I can't stand arugula or any bitter greens.
Sonuna kadar dayanacağız.We shall hold on till the end.
Kalabalık bir trende dayanırken netbook kullanabilir miyim?Can I use a netbook while standing in a crowded train?
Bu kafes köpekbalığına dayanıklı mı?Is this cage shark-proof?
Haydi, dayan!Come on, hang in there!
Umarım yeni üvey babam sonuncudan daha uzun süre dayanır.I hope my new stepfather sticks around longer than the last one.
Dayan, Tom. Ölme.Hang in there, Tom. Don't die.
Acı dayanılmazdı.The pain was unbearable.
Tom bu gürültüye daha fazla dayanamayacağını söylüyor.Tom says he can't put up with this noise any longer.
Sonunda hastaneye gitmeden önce, Tom ağrıya birkaç hafta dayandı.Tom put up with the pain for a couple of weeks before finally going to the hospital.
Tom daha fazla düz durmaya dayanamıyor.Tom can't stand up straight anymore.
Tom buradaki sıcak ve bunaltıcı yazlara dayanamıyor bu yüzden dağlara gidiyor.Tom can't stand the hot and muggy summers here, so he heads for the mountains.
Tom öyle insanlara dayanamıyor.Tom can't stand people like that.
Tom soğuğa aldırış etmiyor ama Mary dayanamıyor.Tom doesn't mind the cold, but Mary can't stand it.
Tom Mary'nin etrafında olmaya dayanamaz.Tom can't stand being around Mary.
Tom Mary'nin dikkatsizliğine daha fazla dayanamaz.Tom can't put up with Mary's carelessness any longer.
Tom Mary'yi görmeye bile dayanamaz.Tom can't bear even the sight of Mary.
Onun teorisi gerçeklere dayanır.Her theory is based on facts.
Tom ağrıkesicileri sadece artık ağrıya dayanamadığı zaman alır.Tom only takes painkillers when he just can't stand the pain any longer.
Tom Mary'nin çikolatalı dondurmaya dayanamadığını biliyor.Tom knows Mary can't resist chocolate ice cream.
Tom sonunda baskıya dayanamadı ve itiraf etti.Tom eventually broke down and confessed.
Tom Mary'nin ne olduğunu bilmemesine dayanamadı.Tom couldn't stand Mary not knowing what had happened.
Tom Mary'nin cesedine bakmaya dayanamadı.Tom couldn't bear to look at Mary's dead body.
Tom acıya daha fazla dayanamadı bu yüzden kendini vurdu.Tom couldn't bear the pain any more so he shot himself.
Tom sigara dumanının kokusuna dayanamaz.Tom can't stand the smell of cigarette smoke.
Tom Mary'yi o kadar mutsuz görmeye dayanamıyor.Tom can't bear to see Mary so unhappy.
Tom baskıya dayanamadı ve Mary'ye gerçeği söyledi.Tom broke down and told Mary the truth.
Büyük olsalar bile, bütün acılar dayanılabilir olmalı.All sorrows should be tolerable, even if they are great.
Bu tür insanlara dayanamam.I can't stand those kinds of people.
Ekonomide hiçbir sistematik çalışma dayanışmayı öngörmezNo systematical study in economics assumes solidarity.
Tom sadece Mary'ye dayanamaz.Tom just can't stand Mary.
Bu sıcak havaya dayanamıyorum.I can't stand this hot weather.
Umarım ekmek yarına kadar dayanır.I hope the bread keeps until tomorrow.
Bu oyun bir romana dayanır.This game is based on a novel.
Hava dayanılmaz sıcak.It's unbearably hot.
Bu sıcaklık dayanılmaz.This heat is unbearable.