Çeşitlilik üzerine dayandırılmıştı.It was based on this diversity.
Modern dünyada ihtiyacımız olan dayanıklılık vardı.It had this resilience that is what we need in our modern world.
Bizdeki eğitim sistemi çoğunlukla zorlamaya dayanır.Most of our education system is push.
Bana kalırsa mimarinin dayandığı temel nokta budur.And I think that's really what architecture is based on.
Mimari; beton, çelik ve toprak malzemelere dayanmaz.Architecture is not based on concrete and steel and the elements of the soil.
Meraka dayanır.It's based on wonder.
Tüm pratiğimiz bilgisayara dayanıyor.Our whole practice depends on computing.
Yeni başkanımızdan duyduğuma dayanarak da gayet iyimser olduğumu söyleyebilirim.And from what I heard from our new president, I'm very optimistic. Thank you.
Nell tarım süreciyle ilgilenir... ...ve onun işi bu pratiklere dayanır.Nell is interested in agricultural processes, and her work is based in these practices.
Tabi ki yaptığımız sistem, yani Ushahidi, kitle kaynaklı bilgiye dayanıyor.But they don't know. So what we built of course, Ushahidi, is crowdsourcing this information.
Yiyeceksiz haftalarca dayanan vücudun susuzluğa yalnızca birkaç gün dayandığını biliyor muydunuz?Did you know that our body can last for weeks without food but only a few days without water?
Zorlukla dayanan şehirde... ...keder acıma ile yer değiştirdi.Grief replaced with pity For a city barely coping
Dayan Penny. Oh hayır, hayır, hayır!Is that you?
Bu sosyal bir dayanisma kavrami, dolayisiyla dogruluk ve trafsizlik hakkinda cok konusmuyoruz.It's a social concept of cooperation, so we don't talk a lot about truth and objectivity.
Bu bulgulara dayanarak size bir soru yönelteyim.Based on these findings, I have a question for you.
Doğal seleksiyon en güçlü olanın hayatta kalması ilkesine dayanır.Natural selection is survival of the fittest.
Bunlar, dayanıklı algoritmalardır.These are robust algorithms.
Bu video, Sekiz Harika Mühendislik Hikayeleri kitabındaki bir bölüme dayanmaktadır.Eight Amazing Engineering Stories The chapters features more information about this subject.
Erkek egemenliği aktif bir geçirgensiz olmanıza dayanmaktadır.Masculinity depended on you being the active penetrator.
Bunun yerine, farklı görev gruplarının dayanışıklığı nasıldır diye sorgulamak istedim.And instead I wanted to ask, "How are the different task groups interdependent?"
Bu tanklar, hız, dayanıklılık ve zırh açısından daha fazla benzerlik gösterir.These tanks are quite similar in speed, durability and armor.
Insanoglunun beste birinin hayati balikciliga dayanmaktadir.One fifth of human kind depend on fish to live.
Hala anlamis degiliz gezegenimizin dayanabileceginden cok daha hizli bir sekilde gidiyoruz.We haven't yet understood that we're going at a much faster pace than the planet can sustain.
Dayanılığı olmayan bilgiler. Sonuç olarak, Kendi kendime bir araştırma projesine başladım.So, I began to do a research project of my own.
Dayan, Ah Fei!Hang in there, Fei!
Ah Fei, dayan ! nasıl çıkacam ormandan ?Fei, hang in there! How do we get out of here?
Dayan ! neredeyse vardık !Hang on, hang on! We're almost there.
Bu ufak, 70 kiloluk yağ tulumları kutup ayılarının temel dayanağı.These little, fat dumplings, 150-pound bundles of blubber are the mainstay of the polar bear.
Senin olabilirim, istediğini yaparım ben.... ben dayanamıyorum, biraz daha verinlf you want me they'll give it to me I... I'm getting the chills.
Sonsuz bir gerçeğe dayananan ölümsüz bir mitolojiyi keşfedeceksiniz.You will discover that within infinite myths lies the eternal truth.
Yerleştirildiği yere dayanarak, bu element hakkında herşeyi anlatabilirim.Based on where it's located, I can tell you all about it.
Socialab'ın geçmişi, TECHO Innovation Center'ın yaratıldığı 2007'e kadar dayanmaktadır.The history of Socialab dates back to the year 2007 when the TECHO Innovation Center was created.
Fakat virüs Tamiflu dayanıklı.But Tamiflu -- the virus is resistant.
Üşüttüm, şimdi ağrıya dayanmak zorundayım.I caught a chill, I'll just have to bear it.
En batıdan, en doğuya ve güneye büyük bir dayanışma sağduyusu gösterdiler.They have shown a great sense of solidarity from the far east to the far west to the south.
Sadece zor olsa, dayanıp binerim.If it's just hard, then I'd bear it and ride on.
Bu cumhuriyetin kurucularının dayanağı açısından bir yozlaşmadır.It's a corruption relative to the framers' baseline for this republic.
Bu şekil örümceklerin neredeyse 380 milyon yıl öncesine kadar dayandığını gösteriyor.So what this figure shows is that spiders date back to almost 380 million years.
Bu 21 örümcek türünün kılavuz ipi lifinin dayanıklılık karşılaştırması.This is the comparison of the toughness of the dragline spilk spun by 21 species of spiders.
Yine de kılavuz ipleri en dayanıklı olan değil.Yet, their draglines are not the toughest.
Mal ve hizmetler arasındaki tercihini sadece ürünle verilen bilgiye dayanarak yapmalısın.You should only choose between products and services based on information attached.
Fikir yayılımının temeli de zaten buna dayanır.And that is the essence of where idea diffusion is going.
Eski zamanlardan kalma bir iddiaya dayanır: kendi içimizde kazanırız ya da kaybederiz.Yet there lives on the ancient claim: we win or lose within ourselves.
Bu varsayım modernliğin rekabet, piyasa ve teknolojinin ürünü olduğuna dayanıyor.It's an assumption that modernity is a product simply of competition, markets and technology.
Bunun nedeni, bence, yine esasında uygarlık devletine dayanıyor.Well the reason, I think, essentially is, again, back to the civilization-state.
10 metre uzakta kuvvet uygulayarak olduğunuzu varsayalım bizim dayanak noktası kol.Let's say that we're applying the force at 10 meters away from our fulcrum arm.
Evin değerinde oluşan fiyat artışına dayanarak yeni kredi kullandım. .I took a loan against the equity that I have in my house.
Hadi ! biraz daha dayanın ! mola olacak !C'mon! Hang on ! there will be break
Mahalli oyuncaklarımızın çoğu temel bilim prensiplerine dayanır.Many of our folk toys have great science principles.
Ve birden dengemi yitirdim ve duvara dayanmam gerekti.And then I lost my balance, and I'm propped up against the wall.
Bunun geçmişi 3.5 milyar yıl eskiye dayanır ve öncesinde hafif daha tartışmalıdır.It was far back as 3.5 billion years ago and slightly more controversially earlier, as well.
Gerçekler ortaya konulursa, onlar herhangi bir milli krizi karşılamaya dayandırılabilir.If given the truth, they can be depended upon to meet any national crisis.
Yani bu kömür sadece bir aydan biraz daha uzun bir süre dayanabilecekSo this coal will last a little bit more than a month.
Bu tepkinin kökleri, tehditin "bir mamut tarafından kovalanmak" olduğu zamanlara dayanıyor.And, comes from a time when that threat was being chased by a wooly mammoth.
Kelime ilk olarak Latince'deki dayanmak, acı çekmek anlamına gelen patior'dan geliyor.It comes initially from the Latin patior, to endure, or to suffer.
Genellikle teknolojiye dayanan bir oyun vardır.And it's usually a technology-driven play.
Sosyalistler, sosyalizmde, bunların yerine "bir sosyal dayanışma olduğunu" söyleyeceklerdir.They'll say: well look, there's a social cohesiveness to this.
Sadece biraz detaylı düşünmenizi sağlamaya çalışıyorum. Sosyal bütünlük (kaynaşma, dayanışma).I just wanna give a little bit nuance to the discussion.
Dolayısıyla dayanıp teminatlandırılmış borç yükümlülüklerini satmadılar.So they just kind of held fast and didn't sell their CDOs.
Ve deney şuna dayanıyor;The experiment really rests on the following: