Demokrasilerimiz seçimlere dayanıyor.Our democracies rely on elections.
Gerçekten dayanıklı bir makine bu.This is an incredibly rugged machine.
Alkole dayanıklısın.You know how to tolerate your alcohol. Huh?
Dediğim gibi, beyin cerrahisi çok eski bir geleneğe dayanmaktadır.So as I said, neurosurgery comes from a long tradition.
Teninizi hissediyor; teninize dayanıyor, ve ne zaman konuştuğunuzu biliyor.It feels your skin. It rests on your skin, and it knows when it is you're talking.
Bu sistem, insanların tüketmesine dayanıyor, ev kar sayesinde evriliyor.This is t he greatest country in the world.
Zaman sınav zamanı İradenizi sınama, dayanıklılığınızı sınamaTo test your will, your endurance. It's time to test your heart.
Bu, hızdaki değişim'in ivme ile zamandaki değişimin çarpımı'na eşit olması denklemine dayanıyor.CHANGE IN VELOClTY IS JUST ACCELERATlON TlMES CHANGE IN TlME
Samimi davranışlarıma dayanamıyorsun.Can't stand when I'm sincere.
Çünkü, çete içinde, kimse benim devamlı hamlelerime dayanamaz.Because, within the gang, no one can retreat my continuous attack.
Bizi almaya gelmiyorlar. Dayanmalısın çavuş.Eversmann.
Biraz daha dayanmalısın. -Sadece biraz daha dayan.We're good!
Bunların ikisi de zihin fazlasına dayanıyor.Both of these rely on cognitive surplus.
İkisi de insanların yaratma ve yarattıklarını paylaşma arzularına dayanıyor.Both of these design for the assumption that people like to create and we want to share.
İcat ettiği filamanı uzun süre dayanacak şekilde tasarladı.He invented his filament to last.
Neden onun filamanı bu kadar dayanıklı?Why does his filament last?
Uzun süre dayanan ampuller iktisadi bir sakıncadır.Lasting lights are an economic disadvantage.
Böylece Osram şirketi ampullerin ne kadar uzun süre dayandıklarını kayıt altına alabiliyordu.- so that the company Osram was able to register how long they lasted.
Bonus fiziksel dayanıklılık.Bonus physical resilience.
Sosyal dayanıklılığı artırmanın en iyi yolu şükran.Now, a great way to boost social resilience is gratitude.
Dünya'nın toplam 1.2 trilyon rezervesi ise ancak 45 yıl dayanabilir.The whole world, at 1.2 trillion estimated reserves, only gives us about 45 years.
Dayanılamayacak kadar acı vericiydi, fakat yaptım.It was excruciatingly painful, but I did it.
Ve bu eski modele dayanıyor.And it is based on an old model.
Ampirizm yetersizdir çünkü bilimsel teoriler görünenleri, görünmeyenlere dayanarak açıklar.Empiricism is inadequate because, well, scientific theories explain the seen in terms of the unseen.
Neredeyse bitti, dayanın.You can view this as two tens is twenty.
Direnişin en önemli yanı dayanışma.Solidarity is the most important aspect of resistance.
Bu bilgilere dayanarak Eugenol'un moleküler ve empirik formüllerini bulunuz.What are the empirical and molecular formulas for eugenol?
Sadece dayan eve gidiyoruzJust hold on we're going home
Sadece dayan eve gidiyoruz (eve)Just hold on we're going home (home)
O yüzden sadece dayan eve gidiyoruz (eve gidiyoruz)So just hold on we're going home (going home)
Sadece dayan eve gidiyoruz (eve gidiyoruz)Just hold on we're going home (going home)
Sadece dayan eve gidiyoruz (eve gidiyoruz, eve gidiyoruz)Just hold on we're going home (going home, going home)
Oh sadece dayan eve gidiyoruz (eve gidiyoruz)Oh just hold on we're going home (going home)
Pip dayanılmaz bir şekilde ellerini yakar,Pip insufferably burns his hands,
Size gösterdiğim sembole dayanarak, fonksiyonumuzun bu olduğunu varsayalım. -So let's say that that's my function definition based on the notation that we've been introduced to.
Bilgelik, deneyime dayanır; ama doğru deneyimlerin yaşanması gerekir.Wisdom depends on experience, and not just any experience.
Bu dayanılmaz.It's not sustainable.
Daha çok açık kalmama dayanamayacağını biliyordum.I knew he couldn't resist staying open later than me!
Aslında bu isim, bu plastik parçasından cok daha eskiye dayanıyorActually, the name is much older than this plastic brick.
Dayan, Little Richard.Little Richard!
Ama hızın yarattığı basınca çoğu dayanamadı.Your space flight's gonna be a brutal assault on your senses.
Buna dayanabilir.Just relax. She can handle it.
Dayan, bebeğim!Seven eighty. Take it up, baby!
A.J., dayan!Aah! A.J., hang on!
Buna dayanarak burada, TED'de, gerçek TED geleneğinde, Tekillik Üniversitesini duyuruyoruz.Based on that we are announcing, here at TED, in true TED tradition, Singularity University.
Hiçbir Çocuk Geri Kalmasın eğitim sistemi çeşitliliğe değil, benzerliğe dayanıyor.Education under "No Child Left Behind" is based on not diversity but conformity.
Çünkü demokrasiler bilgili yurttaşlığa dayanır.Because democracy depends on an informed citizenship.
Demokrasi, bilgiliyken gösterilen rızaya dayanır.Democracy depends on informed consent.
Gazeteciliğim üç temel esasa dayanır: açığa çıkarma, tutuklatma.My journalism is hinged on three basic principles: naming, shaming and jailing.
Az dayan!Big deal!
Lütfen bana dayanıp durma !Please don't lean on me.
Yine de jeolojik benzerlerinden 3000 kat daha dayanıklı.Yet, it's 3,000 times tougher than its geological counterpart.
Bizler eskiye dayanan bir paylaşma kültüründen geliyoruz.And we come from a long tradition of sharing.
Bu öğütlerin dayandığı, ebeveynlikle ilgili çalışmaların çoğu işe yaramaz.Most studies of parenting on which this advice is based are useless.
Onlar için 120 mil dayanan batarya demek menzil artışı demek, azaltma değil.For them to get a battery that goes 120 miles is an extension on range, not a reduction in range.
Avcılık geçmişimiz ve insanların kendilerini koruma isteği çok gerilere dayanıyor.Second Amendment.
Şöyle diyorlar: "Artık dayanamıyorum.They say, "I can't take it anymore.
Ama eğer bir altuzayım varsa, tek bir temele dayanmak zorunda değil.But if I have a subspace, it doesn't have just one basis.
Merkez Bankaları hiçbir entrika Muhtemelen bu basit ama dayanılmaz gücü karşılaştırabilirsiniz.No machinations of central banks can possibly compare to this simple yet irresistible power.
Bunlar, aslında tabiatı dayanıklı kılan bağlantılar.They are the connections that actually make nature resilient.