Ana içeriğe geç
Sözlük

dayan ile cümle

dayan kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
Dayanıksız bir bileşiktir.An Uneasy Alliance.
Bitki fizyolojisi, bitkilerdeki hayati olayları fizik ve kimya kanunlarına dayanarak inceler.Udkast til en Plantephysiologie, grundet paa de nyere Begreber i Physik og Chemie.
Köyün kuruluş tarihi 1600'lü yıllara dayanmaktadır.The fishing village dates to the 1600s.
Her iki sembolde Latin ismi solidus a dayanır.Note that the term transtheism is avoided by both.
Bu inşa şeklinin asıl amacı ise sismik sartıntılara karşı daha dayanıklı bir yapı oluşturmasıydı.Its overall goal is to make such structures more resistant to earthquakes.
Hava kirliliğine karşı dayanıklıdır.It is sensitive to air pollution.
Hep arkadaşlarıyla takılır ayrıca haksızlığa hiç dayanamaz.He always quarrels with his parents and does not obey them.
Suya dayanıklılığı ve yüksek mukavemeti bu sektör için önemlidir.For this reason their love and comfort is extremely important to them.
En uzun dayanan Soli olmuştur.Forms the right upper arm.
Oluşumu 300-400 milyon yıl öncesine dayanan antrasit kömürlerin karbon yüzdesi % 90-95 civarındadır.The result is usually 93–95% carbon.
Girişimcilik tecrübeye, uygulayarak denemeye... ...ve çabuk ve sık geribildirime dayanır.Entrepreneurship is experiential, it's hands-on, and it's immediate and intense feedback.
Çok dayanıklı yapıda.Ultra-stable profile.
Geleneksel yollar çoğu zaman merkez Chi'nin içsel özelliklerine dayanır.The traditional way mostly goes into the internal aspect the centering of the chi
Artık durum dayanılır olmaktan çıkmıştı.And it got to be almost impossible.
Korku milletin eksik hafızasına dayanıyor.And the fear is also based on this low memory of the nation.
Buna dayanamam. Şimdiye kadar yeterince duydum.I can't stand it, I've had it up to here.
Bunlar, sağduyuya dayanarak yaratılmış önlemler.They're commonsense measures.
Fizyoloji kavramına dayananRelying on the concept of physiology,
İflas Kanunu'nun 7. maddesine dayanarak kişisel direk iflasa gideyim.Let me just declare Chapter 7 bankruptcy.
Kenar Kenar Kenar benzerliğine dayanarak ADC üçgeni CBA üçgenine eşittir.And this is by Side Side Side (SSS) congruency.
Yani Çin bölgenin ekonomik dayanak noktası haline geliyor.So China is becoming the anchor of the economy in the region.
Bu ülkelerin sınırları Stalin'in kararnamesine dayanır.These countries' borders originate from Stalin's decrees.
Bu bestelediğim şarkı geleneksel Bask ritmine dayanmaktadır.This is a song that I wrote based on traditional Basque rhythms.
Sıkışık bir halde ve kramplı, dayanılmaz acı veriyor.It's fixed in a clenched spasm and it's excruciatingly painful.
Hayalet bir kolu vardı, dayanılmaz acıları vardı ve kımıldatamıyordu.He had a phantom arm, excruciatingly painful, and he couldn't move it.
Sandviç Teoremi'ni, BUNA ve BUNLARA dayanarak kullandık.And so we are using the squeeze theorem based on this and this.
Peki hangi verilere dayanarak?But based on what data?
Şimdi, ortak atamız ne zamana dayanıyor?Now, how recently do we share this ancestry?
Tanrı korusun, fakat buna dahi dayanabilir.God forbid that it should have to withstand that.
O zaman Illionis eyaletinin bana verdiği yetkiye dayanarak, ben...Then by the power vested in me by the State of illinois, I...
Babası o kadar dayanılmaz tısladı olsaydı!If only his father had not hissed so unbearably!
Herhangi bir kanıta da dayanmıyor.It's not based upon evidence.
Kriz sonrası tüketicinin üçüncü kanunu ise dayanıklı ve sürekli yaşamak.The third of the four laws of post-crisis consumerism is about durable living.
Ve evrimsel psikologlar bu sezgilerin genlere dayandığına düşünüyorlar.And evolutionary psychologists think that these intuitions have a basis in the genes.
Aslında, dayanışma sıfırsız toplamlar için başka bir terimdir.Well, that's just another term for non-zero-sum.
Bunun bir kısmının ekonomik dayanışmaya bağlı olduğunu düşünüyorum.I think part of that is due to a kind of economic interdependence.
Onlar bu karşılaştırmaya da dayanamayacaklar ve bu doğal insansı bir şey.You know, they'll resist that comparison and that's natural, that's human.
Cevap bu üç basit soruya verilen cevaba dayanıyor.So the answer hinges on the answer to three simple questions.
Gerçekte, az önce tanıştığınız yaşlı hanım, anne tarafından büyük teyzeme dayanıyor.In fact, the older lady you just met: very, very loosely based on a great aunt on my mother's side.
Veriler tamamiyle insanların bu eski fotoğraflarda mutlu görünüp, görünmediklerine dayanıyordu.The data were based entirely on whether people looked happy in these early pictures.
Sonuç olarak çocukların 2/3'i lokumların cazibesine dayanamıyor.What happens is two-thirds of the kids give in to temptation.
Yani en uygun zamansal karışım geçmişten ne aldığınıza-- geçmişe olumluluğa dayanıyor.So the optimal temporal mix is what you get from the past -- past-positive gives you roots.
Dayanabilir misin?Think you can hold on?
Beni serbest bırak, dayanamıyorumRelease me, I can't hold on
Gerçek bir hikayeye dayanmaktadýr.Based on a true story
Ona dayanabilir misin? ♫ Birlikte:Sweeney:
V¸cudun daha fazla dayanamaz.Your body won't hold out much longer.
Sadece suya dayanıklı değil, su geçirmez de?It's not just water-resistant, it's fully waterproof?
Şimdi, kamera ışığım vardı ve en fazla iki, üç saat dayanacağını biliyordum.Now, I had my camera light and I knew I had about two, maybe three hours tops worth of light.
Dayanışma gruplarının faydalı olmalarına alıştık.We're used to support groups being beneficial.
Beklentimiz, dayanışma gruplarının kendiliğinden faydalı olmaları.We have an attitude that support groups are inherently beneficial.
Ama gerçek o ki, dayanışma grubu, kendi başına ne iyi, ne de kötü.But it turns out that the logic of the support group is value neutral.
Düşürmekten korkmayın, titanyumdan daha dayanıklıdır.Don't worry about dropping it, it's tougher than titanium.
Hasılat yönetimi, deneyime, zamana vb. dayanır.So, yield management is actually pretty interesting based on experience, on time, etc.
Gerçekten sana dayanamıyorum.I really can't hold you back.
Bu yolla dayanıklı olabilirsin.That way you can build tolerance.
Güney Afrika'da, kabloların süsleme amaçlı olarak kullanımı yüzyıllar öncesine dayanır.The decorative use of wire in southern Africa dates back hundreds of years.
Bu da yerine verdikleri şey, bunun iki sene dayanması bekleniyor.This was the replacement; that's supposed to last for two years.
"Ben ne yapabilirim?" Diye dayanılmaz yanlış bir ses tonuyla yeniden başladı."What do I make by it?" he began again in a tone of unendurable wrong.
Hammadeler binlerce yıl süren tarımsal ekonominin dayanağıydı.Commodities were the basis of the agrarian economy that lasted for millennia.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod