day ile cümle
day kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
5
ORT. KELİME
Onun küstah tavırlarına dayanamadım.I couldn't put up with her arrogant behavior.
Tatillerini dayısının evinde geçirir.She spends her holidays at her uncle's.
O, hakarete dayanamadı.She could not put up with the insult.
Süt ve sebzeye dayalı yaşar.She lives on milk and vegetables.
Başarısızlığını hastalığa dayandırdı.She attributed her failure to illness.
O, eleştirilmeye karşı her zaman dayanıklıdır.She is always immune to criticism.
O, Japonya'dayken kamera aldı.While in Japan, she bought the camera.
O, trendeki ısıya dayanamadı.She couldn't stand the heat in the train.
Ona bakmaya dayanamadım.I couldn't bear to look at her.
Biz hasta çocuğun acıklı çığlıkları dinlemeye dayanamadık.We could not bear to listen to the sick child's pathetic cries.
Karı koca arasındaki ilişki aşka dayalı olmalıdır.The relationship between husband and wife should be based on love.
Hillary merdiveni duvara dayadı.Hillary rested the ladder against the wall.
Duvar depremde dayanamadı.The wall gave way in the earthquake.
Ticaret ortakları, ticaret politikasını açıklığa kavuşturmak için Japonya'ya dayanıyor.Trading partners are leaning on Japan to clarify its trade policy.
Ben Londra'dayım.I am in London.
Nagoya'daki yaz sıcağına dayanabilir misin?Can you stand the summer heat in Nagoya?
Kaybolan çocuk, kurtarma ekibi gelene kadar dayandı.The lost boy held out until the rescue team came.
Kapıya dayanan adam kimdir?Who is the man that is leaning against the gate?
Kalenin 11. yüzyıla kadar dayandığı söyleniyor.It is said that the castle dates back to the 11th century.
O, uzun bir yolculuğa dayanabilir mi?Can she endure a long trip?
Ben onun küstahlığına dayanamam.I can't stand his arrogance.
O Fransa'daydı.He was in France.
Dayanışma ve eşit haklar kamu politikasının temel taşını oluştururMake solidarity and equal rights the cornerstone of public policy.
Mayuko yalnız yaşamaya dayanamaz.Mayuko can't stand living alone.
Bu ısıya dayanamıyorum.I can't stand this heat.
Sen Fransa'dayken seni gerçekten çok özlemiştim.I really missed you when you were in France.
Ve şimdi Lvov'dayım.And I'm in Lvov now!
Ben çılgın yaşamıma dayanamıyorum.I can't stand my crazy life.
Bir dakika bekle! Dayan!Wait a minute! Hang on!
Ukrayna'dayken, ben hep Ukraynaca konuşurum.When in Ukraine, I always speak Ukrainian.
Toplam dürüstlüğe dayalı bir ilişki başarısızlığa mahkûmdur.A relationship based on total honesty is bound to fail.
Bir zamanlar Kyoto'daydım.I was at Kyoto once.
Ona nasıl dayanabiliyorsun?How can you stand it?
Çok sayıda ülke tarıma dayalıdır.Many countries depend on agriculture.
Bizim dünyamız elektrik enerjisine dayalı çalışır.Our world runs on electricity.
O gürültüye daha fazla dayanamadım.I couldn't put up with that noise any longer.
Bu duruma kaç kişinin dayanacağını bilmiyorum.I don't know how many are going to endure this situation.
Ben onun başka bir adamla birlikte olma düşüncesine dayanamam.I can't bear the thought of her with another man.
Düşünmek için zamanım yoktu. Kanaate dayalı karar almak zorundaydım.I didn't have time to think. I had to make a judgment call.
Çocukluğumla ilgili hikayeme dayandırıyorum.I'm basing my story on my childhood.
Roka veya herhangi bir acı yeşilliğe dayanamam.I can't stand arugula or any bitter greens.
Onun iddiası gerçeklere dayalı değildi.Her argument was not based on facts.
Sonuna kadar dayanacağız.We shall hold on till the end.
Kalabalık bir trende dayanırken netbook kullanabilir miyim?Can I use a netbook while standing in a crowded train?
Bu kafes köpekbalığına dayanıklı mı?Is this cage shark-proof?
Haydi, dayan!Come on, hang in there!
Umarım yeni üvey babam sonuncudan daha uzun süre dayanır.I hope my new stepfather sticks around longer than the last one.
Bu film bir romana dayalı.This film is based on a novel.
Acı dayanılmazdı.The pain was unbearable.
O, Amerika'dayken onunla arkadaş oldu.He became friends with her while in the U.S.
O, Amerika'dayken onunla tanıştı.He met her while in the U.S.
Tom geçen yıl bu zaman hâlâ Boston'daydı.Tom was still in Boston this time last year.
Tom bu gürültüye daha fazla dayanamayacağını söylüyor.Tom says he can't put up with this noise any longer.
Sonunda hastaneye gitmeden önce, Tom ağrıya birkaç hafta dayandı.Tom put up with the pain for a couple of weeks before finally going to the hospital.
Tom otuza merdiven dayadı.Tom is going on thirty.
Tom'un üç dayısı var.Tom has three uncles.
Tom daha fazla düz durmaya dayanamıyor.Tom can't stand up straight anymore.
Tom buradaki sıcak ve bunaltıcı yazlara dayanamıyor bu yüzden dağlara gidiyor.Tom can't stand the hot and muggy summers here, so he heads for the mountains.
Tom öyle insanlara dayanamıyor.Tom can't stand people like that.
Dayan, Tom. Ölme.Hang in there, Tom. Don't die.