day ile cümle
day kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
5
ORT. KELİME
Sıcağa dayanamam.I can't stand the heat.
Geçen ay Londra'daydım.I was in London last month.
Geçen hafta dayımla birlikte kaldım.I stayed with my uncle last week.
Ben bir dayanak yaptım.I have made a foothold.
Hayvanların kızdırıldığını görmeye dayanamıyorum.I can't stand to see animals be teased.
Ben iki aydır Japonya'dayım.I have been in Japan for two months.
O, Japonya'dayken onunla tanıştım.I met him while he was in Japan.
Onun kabalığına dayanamadım.I couldn't put up with his rudeness.
Ben artık onun küstahlığına daha fazla dayanamam.I cannot stand his arrogance any longer.
Onun küstahlığına daha fazla dayanamam.I can't stand his arrogance any longer.
Yalnız olmaya dayanamayan bir erkeğim.I am a man who can't stand being alone.
Yalnız olmaya dayanamayan bir insanım.I am a man who can't stand being alone.
Üstün düşman saldırılarına karşı ne kadar dayanabiliriz?How long can we hold out against the superior enemy attacks?
O zaman tesadüfen Hokkaido'daydık.We happened to be in Hokkaido then.
Biz geçen kış Londra'daydık.We were in London last winter.
Bu sıcaklığa dayanamıyorum!I'm baking!
Gıda malzemeleri o zamana kadar dayanmaz.The food supplies will not hold out till then.
Biz bazen eylemlerine dayalı olarak diğerlerini yargılarız.We sometimes judge others based on their actions.
Bazı çocuklar dayanılmaz baskıdan kaçmak için intihara başvuruyorlar.Some children resort to suicide in order to escape from unbearable pressure.
Ben Tayvan'dayken onunla arkadaş oldum.While I was in Taiwan, I made friends with him.
Zirvedeki sekiz oyuncu turnuvanın dokuzuncu gününe kadar dayandı.The top eight players survived the ninth day of the tournament.
Tom artık ağrıya dayanamadı.He could no longer stand the pain.
Ağrı onun dayanabileceğinden daha fazlaydı, bu yüzden o bir ilaç aldı.The pain was more than he could bear, so he took some medicine.
Bu acıya dayanamıyorum.I can't stand this pain.
Bu ağrıya dayanamıyorum.I can't stand this pain.
Babamın ölüm haberinini aldığımda sadece üç gündür Tokyo'daydım.I had been in Tokyo only three days when I received news of my father's death.
Bu sıcakta et fazla dayanmaz.Meat won't keep long in this heat.
Japonlar ağırlıklı olarak pirince dayalı yaşarlar.The Japanese live mainly on rice.
Çiftlik yola dayanıyor.The farm abuts on the road.
Onun öyle ağlamasını görmeye dayanamam.I can't bear to see him cry like that.
Onunla çalışmaya dayanamam.I can't bear to work with him.
Onun senin dayanman için güçlü bir omuzu var.He has a strong shoulder for you to lean on.
Ona inanmak için onun iyi dayanakları var.He has good grounds for believing that.
Onun o davranışına dayanamam.I can't stand that attitude of his.
Ailesi on yedinci yüzyıla kadar dayanıyor.His family dates back to the seventeenth century.
Onun argümanı gerçeklere dayalıydı.His argument was based on facts.
Onun sonucu bu gerçeklere dayanmaktadır.His conclusion is based on these facts.
Onun fikirleri onun deneyimine dayanmaktadır.His ideas are based on his experience.
Onun davranışına daha fazla dayanamam.I can't stand his behavior anymore.
Onun ifadesi gerçeğe dayalıydı.His statement was based on the fact.
Onun kabalığına dayanamam.I can't abide his rudeness.
Onun kabalığına daha fazla dayanamam.I can't put up with his rudeness any more.
Onun kabalığına dayanamıyorum.I can't stand his impoliteness.
Onun teorisi dikkatli araştırmaya dayalıdır.His theory is based on careful research.
O, iki yıllığına Japonya'daydı.He has been in Japan for two years.
Dizleri dayanamadı.His knees gave way.
O ankete dayalı sonuçlarını çıkardı.He drew his conclusions based on that survey.
Londra'dayken British Museum'u ziyaret etti.While in London, he visited the British Museum.
O, satın almadan önce evin dayanıklılığını kontrol etti.He checked the durability of the house before buying it.
Şekerlemeye dayanamaz.He can't resist sweets.
O otoriteye dayanamadı.He succumbed to authority.
O, antik efsanelere dayanan bir roman yazdı.He wrote a novel based on ancient myths.
O benim dayım.He is my uncle.
Başarısızlığını kötü şansa dayandırdı.He attributed his failure to bad luck.
Sırtını duvara dayamış duruyordu.He stood with his back to the wall.
Merdiveni çite dayadı.He placed the ladder against the fence.
O, duvara dayandı.He leaned against the wall.
Kulağını duvara dayadı.He pressed his ear against the wall.
Baştan çıkarmaya karşı dayanıklıdır.He is proof against temptation.
Ben onu kaybetmeye dayanamam.I can't stand losing her.