day ile cümle
day kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
5
ORT. KELİME
Tom soğuğa aldırış etmiyor ama Mary dayanamıyor.Tom doesn't mind the cold, but Mary can't stand it.
Tom Mary'nin etrafında olmaya dayanamaz.Tom can't stand being around Mary.
Tom Mary'nin dikkatsizliğine daha fazla dayanamaz.Tom can't put up with Mary's carelessness any longer.
Tom Mary'yi görmeye bile dayanamaz.Tom can't bear even the sight of Mary.
Onun teorisi gerçeklere dayanır.Her theory is based on facts.
Görüşün gerçeğe dayalı değil.Your argument is not based in reality.
Tom görünüşe göre geçen kış Boston'daydı.Tom was apparently in Boston last winter.
Tom ağrıkesicileri sadece artık ağrıya dayanamadığı zaman alır.Tom only takes painkillers when he just can't stand the pain any longer.
Tom Mary'nin çikolatalı dondurmaya dayanamadığını biliyor.Tom knows Mary can't resist chocolate ice cream.
Tom'a dayak atıldı.Tom got beaten up.
Tom sonunda baskıya dayanamadı ve itiraf etti.Tom eventually broke down and confessed.
Tom Mary'nin ne olduğunu bilmemesine dayanamadı.Tom couldn't stand Mary not knowing what had happened.
Tom Mary'nin cesedine bakmaya dayanamadı.Tom couldn't bear to look at Mary's dead body.
Tom acıya daha fazla dayanamadı bu yüzden kendini vurdu.Tom couldn't bear the pain any more so he shot himself.
Tom sigara dumanının kokusuna dayanamaz.Tom can't stand the smell of cigarette smoke.
Tom Mary'yi o kadar mutsuz görmeye dayanamıyor.Tom can't bear to see Mary so unhappy.
Tom baskıya dayanamadı ve Mary'ye gerçeği söyledi.Tom broke down and told Mary the truth.
Büyük olsalar bile, bütün acılar dayanılabilir olmalı.All sorrows should be tolerable, even if they are great.
Bu tür insanlara dayanamam.I can't stand those kinds of people.
Tom, Mary'nin kafasına bir silah dayadı.Tom stuck a gun to Mary's head.
Ekonomide hiçbir sistematik çalışma dayanışmayı öngörmezNo systematical study in economics assumes solidarity.
Tom sadece Mary'ye dayanamaz.Tom just can't stand Mary.
Bu sıcak havaya dayanamıyorum.I can't stand this hot weather.
Umarım ekmek yarına kadar dayanır.I hope the bread keeps until tomorrow.
Tom Mary'nin boğazına bir bıçak dayadı.Tom held a knife to Mary's throat.
Bu oyun bir romana dayanır.This game is based on a novel.
Hava dayanılmaz sıcak.It's unbearably hot.
Bu sıcaklık dayanılmaz.This heat is unbearable.
Hala Polonya'dayız sanıyorum!I think we are still in Poland!
Onun ailesi birkaç yüzyıl öncesine dayanan genetik hastalıkların bir öyküsüne sahipti.Her family had a history of genetic diseases that dated back several centuries.
Soğuğa dayanamıyorum.I can't stand the cold.
Birçok kişi onun "tavsiyeye dayanıklı" olduğuna inanmış.Many people are convinced that he is "advice-resistant".
Birçok kişi onun tavsiyeye dayanıklı olduğuna ikna olmuş.Many people are convinced that he is "advice-resistant".
Onun teorisi ayrıntılı soruşturmaya dayanmaktadır.His theory is based on elaborate investigation.
Aksanına dayanarak onun bir Fransız olduğunu söyleyebilirdim.I could tell from his accent that he was a Frenchman.
Plastik kutular daha uzun dayanırlar.Plastic boxes last longer.
100 doların bana ne kadar dayanacağını merak ediyorum.I'm wondering how long $100 will last me.
Yüz dolar bana ne kadar dayanır?How long will one hundred dollars last me?
Araştırmasını anketin sonuçlarına dayandırıyor.She is basing her research on the results of the survey.
Londra'dayken Mary ve John'a rastladım.I met Mary and John when I was in London.
Çatı katı dayanıklı ve su geçirmez.The rooftop is durable and watertight.
Bütün bu gürültüye dayanamam.I can't put up with all that noise.
Mary Macaristan'daydı.Mary was in Hungary.
Tüm yaşam kimyaya dayalıdır ve yaşayan her şey kimyasal bileşiklerden oluşur.All life is based on chemistry and all living things are composed of chemical compounds.
Zamanlar dayanıklıdır.Times are tough.
Evim depreme dayanıklı olarak dizayn edilmiştir.My house is designed to withstand an earthquake.
Evim depreme dayanacak şekilde tasarlanmıştır.My house is designed to withstand an earthquake.
Tayvan'dayken onunla arkadaş oldum.I became friends with him while I was in Taiwan.
Ben Lyon'dayım, ama belki bir iş bulmak için Paris'e gideceğim.I am in Lyon, but maybe I'll go to Paris for hunting a job.
Bu, suya dayanıklı bir saat.This is a waterproof clock.
Tom Boston'dayken öldü.Tom died while he was in Boston.
Deneyimlerime dayanarak söylüyorum.I speak from experience.
Onlar orada dayanıp patates cipsi yiyorlar.They are standing there and eating potato chips.
Ayartılmaktan başka her şeye dayanabilirim.I can resist everything but temptation.
Silahı kafasına dayadı.He put the gun to his head.
Silahı onun kafasına dayadı.He put the gun to his head.
Şubat ayında Sao Paulo'daydım.In February, I was in Sao Paulo.
Bu dayanılmaz.This is unbearable.
Almanya'dayken araba sürdün mü?Did you drive when you were in Germany?
Ağrı dayanılmaz.The pain is unbearable.