dal ile cümle
dal kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
9
ORT. KELİME
"Biz, boş şeylere dalanlarla birlikte dalardık."And plunged into useless things with those who were obstinate,
Ve topluluğun içine dalanlara ki;Penetrating deep into the armies,
Sonra onları bırak, içine 'daldıkları saçma uğraşılarında' oyalanıp-dursunlar.Say, “Allah” – then leave them playing in their indecency.
Ay için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar tayin etmişizdir.And We have appointed positions for the moon till it returns like an old branch of the date palm.
İçine dalacakları cehennem! Ne kötü döşektir o!Hell; which they shall enter; what an evil resting-place!
(Resulüm) sen "Allah" de, sonra onları bırak, daldıkları bataklıkta oynayadursunlar!Say, “Allah” – then leave them playing in their indecency.
Sonra onları bırak, boş laflara dalarak oyalansınlar.Say, “Allah” – then leave them playing in their indecency.
Güzel bir söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir.Like a sacred tree, which has firm roots and branches reaching into heaven.
Aya da, kuru bir hurma dalına dönüşünceye kadar çeşitli evreler belirledik.And We have appointed positions for the moon till it returns like an old branch of the date palm.
Üzerine azap sözü hak olanı, ateşe dalmış olanı sen mi kurtaracaksın?He against whom the word of chastisement is realized -- shalt thou deliver him out of the Fire?
"Dalın ona! Artık ister sabredin ister sabretmeyin.Roast in it!
Kendisini ne dalgınlık ne de uyuklama tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur.Slumber seizes Him not, neither sleep; to Him belongs all that is in the heavens and the earth.
De ki, "Sapıklığa dalanlara Rahman bir süre verir.Say: 'Whosoever is in error, let the All-merciful prolong his term for him!
Gemi, onları dağlar gibi dalga(lar) arasından geçirirken Nuh, bir kenarda duran oğluna.And it moved on with them amidst waves like mountains.
Bırak onları, kendilerine söylenen günlerine kavuşuncaya kadar dalsın, oynasınlar.So let them thou alone wading and sporting until hey meet the Day which they are promised.
Artık onları bırak; onlara vadedilen günlerine kadar, dalsınlar ve oynaya dursunlar.So let them thou alone wading and sporting until hey meet the Day which they are promised.
Bırak onları, kendilerine söz verilen güne kavuşana kadar, dalsınlar, oynasınlar.So let them thou alone wading and sporting until hey meet the Day which they are promised.
Gemi, içindekilerle dağlar gibi dalgalar üstünde akıp gidiyordu.And it moved on with them amidst waves like mountains.
Gemi onları, dağlar gibi dalgalar üstünden yürütüp götürüyordu.And it moved on with them amidst waves like mountains.
Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu.And it moved on with them amidst waves like mountains.
Evet öyle oldu, çünkü isyana dalıyorlar ve aşırı gidiyorlardı.This, because they disobeyed and were ever trespassing.
Gemi içindekilerle birlikte, dağlar gibi dalgalar arasında akıp gidiyordu.And it moved on with them amidst waves like mountains.
Şimdi sen bırak onları, tehdit edildikleri günlerine kavuşuncaya kadar batıla dalsınlar oynasınlar.So let them thou alone wading and sporting until hey meet the Day which they are promised.
Bırak onları, kendilerine söz verilen günlerine kavuşuncaya kadar dalsınlar, oynasınlar.So let them thou alone wading and sporting until hey meet the Day which they are promised.
(Ama) Fitneye her geri çağrılışlarında içine başaşağı (balıklama) dalarlar.Every time they are sent back to temptation, they yield thereto.
Ne uyuklamaya kapılır, ne uykuya dalar.Neither slumber, nor sleep overtake Him.
Fakat bir fitneye sevk edilince ta içine dalıverirler.Every time they are sent back to temptation, they yield thereto.
Ama fitneyle yüz yüze getirildiklerinde başaşağı içine dalarlar.Every time they are sent back to temptation, they yield thereto.
Size verip hayaline daldırdığımız şeyleri de sırtlarınızın arkasında bıraktınız.You have left behind you all that which We had bestowed on you.
Bunlar her ne zaman fitneye götürülseler ona baş aşağı dalarlar (daldırılırlar).Every time they are sent back to temptation, they yield thereto.
Fitne için her davet olunuşlarında onun içine başaşağı dalarlar.Every time they are sent back to temptation, they yield thereto.
İşte onlar hidâyeti verip, dalâlet satın aldılar. Ama bu, kârlı bir ticaret olmadı.These are they who have purchased error for guidance, so their commerce was profitless.
Ve kitap hakkında ihtilâfa dalanlar, haktan pek uzağa düşmüşlerdir.And verily, those who disputed as regards the Book are far away in opposition.
Kendisini ne dalgınlık ne de uyuklama tutmaz.Neither slumber, nor sleep overtake Him.
Ne zaman kargaşalığa çağrılsalar içine dalarlar.Every time they are sent back to temptation, they yield thereto.
Biz o gün (Ye'cuc ve Me'cuc'u) bırakmışızdır: Birbiri içinde dalgalanır(lar).On that Day, We will leave them surging upon one another.
Kendisi için denize dalan ve bundan başka işler yapan bazı şeytanları da emrine vermiştik.And of the devils were some that dived for him, and performed other, lesser tasks.
Çağrıldığınız zaman girin; yemeği yeyince dağılın, söze dalmayın.And when you are invited, go in.
Bırak onları kendilerine va'dedilen günlerine kavuşuncaya kadar dalsın, oynasınlar.So leave them to blunder and play, until they meet their Day which they are promised.
Biz o gün, bir kısmını bir kısmı içinde dalgalanırcasına bırakıvermişiz.On that Day, We will leave them surging upon one another.
Allah kendi katından bir güven işareti olarak sizi hafif bir uykuya daldırmıştı.He made drowsiness overcome you, as a security from Him.
Biz o gün onları bırakırız, dalgalar halinde birbirlerine girerler.On that Day, We will leave them surging upon one another.
Dalgıçlık yapan ve bundan başka işler de gören şeytanlardan da onun buyruğu altına verdik.And of the devils were some that dived for him, and performed other, lesser tasks.
Onları bırak; kendilerine söz verilen güne kavuşmalarına kadar dalıp oynasınlar.So leave them to blunder and play, until they meet their Day which they are promised.
Tıpkı onların dalıp gittiği gibi siz de dalıp gittiniz.And you indulged, as they indulged.
Birden korkunç bir kasırga geliverdi. Her taraftan dalgalar üzerlerine çullandı.The waves surge over them from every side, and they realize that they are besieged.
O gün onları bırakmışızdır, birbirleri içinde dalgalanırlar.On that Day, We will leave them surging upon one another.
Engin denizdeki karanlıklara da benzerlik var. Üst üste dalgaların kapladığı bir deniz.Or like utter darkness in a vast ocean, covered by waves, above which are waves, above which is fog.
Söze dalıp lafı koyulaştırmayın.And when you are invited, go in.
Bırak onları! Dalsınlar, oynasınlar kendileri için belirlenen günlerine ulaşıncaya kadar.So leave them to blunder and play, until they meet their Day which they are promised.
Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın.And when you are invited, go in.
O halde bırak onları, kendilerine vaad edilen günlerine kavuşuncaya kadar dalıp oynayadursunlar.So leave them to blunder and play, until they meet their Day which they are promised.
İşte onlar hidâyeti bırakıp dalaleti, mağfireti verip azabı satın almışlardır.It is they who exchange guidance for error, and forgiveness for punishment.
O gün, yani kıyamet günü onlar deniz dalgaları gibi birbirine çarparak çalkalanırlar.On that Day, We will leave them surging upon one another.
O gün onları bırakırız. Dalgalar halinde birbirlerine girerler.On that Day, We will leave them surging upon one another.
Ve onun için dalgıçlık yapan ve bunun yanında başka işler de gören şeytanları da...And of the devils were some that dived for him, and performed other, lesser tasks.
Yemeği yedikten sonra ayrılıp dağılın. Hadislere (sözlere) dalmayın.And when you have eaten, disperse, without lingering for conversation.
Bırak onları, kendilerine söz verilen gün ile karşı karşıya gelinceye kadar dalsınlar, oynasınlar.So leave them to blunder and play, until they meet their Day which they are promised.
Onlardır pek uzak bir sapıklığa dalanlar.They have gone far astray.
Ve onlar yakın bir zamanda, korkunç acılar veren bir azaba dalacaklardır.Soon they will burn in the Blazing Flame.