Üç dakikamız daha var.I think I have three more minutes.
O kart destesinin üçte birini bu şekilde gözden geçirmem kırk beş dakikamı aldı.It took me 45 minutes to get one inch down inside of that stack of cards.
Ve bunu yapmak için 13 dakikam kaldığından, bu biraz hızlıca olacak.And given that I have 13 minutes to do this, this is going to go kind of quick.
(Kahkaha) Neyse, hala 15 dakikamiz var.(Laughter) So, 15 minutes left.
Yaklaşık üç dakikam var,yani tam olacak.I have about three minutes, so that'll fit perfectly.
Kafaya yerleştirmek ve sinyallari alabilmeye başlamak sadece birkaç dakikamızı alıyor.It only takes a few minutes to put on and for the signals to settle.
- 2 dakikamız var çünkü.Just to, I don't know. Just because I have 2 minutes.
Ve sadece üç dakikamız var. Ama aslında bunun hakkında saatlerce konuşulabiliriz.And we've only got three minutes, but we could talk about it for hours.
Ve sadece 15 dakikam var ve goruyorum ki sureyi baslattilar bile.And I only have 15 minutes, and I see they're counting already.
Hala iki dakikam var.I still have two minutes.
Ve gercekten geriye sadece yasayacak 5 dakikam kalmis gibi hissettim.I didn't understand them properly, I could hardly hear.
Birkaç dakikam kaldı.So I have a couple minutes.
Kuliste 18 dakikam olduğu söylendi.I was told backstage that I have 18 minutes.
Bıraktığım yerden devam edeyim ne yapayım o zaman sadece 18 dakikam vardı.So I want to pick up from there because I only had 18 minutes, frankly. (Laughter)
Bir buçuk dakikam daha olması lazım.I think I have another minute and a half.
Her dakikam bir eziyet.My every moment.
İki dakikamın kaldığını söylüyor, yapamayız.It says I have two minutes left, so we can't do this.
İlk beş dakikamı suyun altında çaresizce kalp hızımı yavaşlatmaya çalışarak geçirdim.I spent the first five minutes underwater desperately trying to slow my heart rate down.
İki dakikam kaldı, izin verin size bununla ilgili komik bir hikaye anlatayım.I still have two minutes left --
Oraya ulaşmamız 33 gün 23 saat ve 55 dakikamızı aldıIt took us 33 days, 23 hours and 55 minutes to get there.
Eva, beş dakikamız kaldı.Eva, we have about five minutes.
Sadece beş dakikamız olduğundan daha hızlı ve basit bir yol kullanmamız daha iyi olacak.Since we only have five minutes, it's better that we have a fast and simpler way.
Her dakikamýz beraberdi.We spent every minute together.
Şimdi, size cevap vermek için sadece 9 dakikam var.Now, I've only got 9 minutes to provide you with an answer.
Bize tahliye edileceğimiz söylendi ve ayrılmaya hazırlanmak için 15 dakikamız vardı.We were told that we were being evicted and we had 15 minutes to get ready to leave.
İstasyona taksiyle gitmek 20 dakikamı alacak.Tardo veinte minutos en ir en taxi a la estación.
Sadece bir dakikam var.Solo tengo un minuto.
30 dakikamız var.Tenemos 30 minutos.
İstasyona taksiyle gitmek 20 dakikamı alacak.Поездка на такси до вокзала займёт у меня двадцать минут.
Yaklaşık üç dakikam var.У меня есть около трёх минут.
Sadece üç dakikamız var.Ми маємо лише три хвилини.
10 dakikamız kaldı, değil mi?Abbiamo 10 minuti, no?
10 dakikamız kaldı, değil mi?Ezt bedugja.
10 dakikamız kaldı, değil mi?Gremo.
10 dakikamız kaldı, değil mi?Kom op. We hebben tien minuten?
10 dakikamız kaldı, değil mi?Mamy 10 minut.
10 dakikamız kaldı, değil mi?Meillä on 10 minuuttia aikaa.
10 dakikamız kaldı, değil mi?Tak pojďte. Máme tak 10 minut, ne?
10 dakikamız kaldı, değil mi?Tenemos 10 minutos, ¿no?
10 dakikamız kaldı, değil mi?Vi har 10 minuter kvar.
10 dakikamız kaldı, değil mi?Vi har 10 minutter, ikke?
10 dakikamız kaldı, değil mi?Wir haben noch 10 Minuten, richtig?
10 dakikamız kaldı, değil mi?Έχουμε κάπου 10 λεπτά, έτσι;
10 dakikamız kaldı, değil mi?Имам около 10 минути, нали?
10 dakikamız kaldı, değil mi?Имам около 10 минути, нали?
- 2 dakikamız var çünkü.Sólo para... no sé. Sólo porque todavía tengo dos minutos.
- 2 dakikamız var çünkü.Tylko po to aby... Nie wiem... Dlatego, że mam jeszcze dwie minuty czasu.
- 2 dakikamız var çünkü.רק בשביל, אני לא יודע, רק בגלל שיש לי שתי דקות נוספות.
Adamlarım olmadan gitmiyorum, Sharp. Bombayı indirip buradan gitmek için 2,5 dakikamız var.- Jeg efterlader ikke mine folk.
Adamlarım olmadan gitmiyorum, Sharp. Bombayı indirip buradan gitmek için 2,5 dakikamız var..הכחול
(Alkış) Bir dakikamız falan var.一分ほど時間が余りました。
Ama aslında Sarah Jones sadece 18 dakikamız olduğunu söyledi.그런데다가 사라 존스가 고작 18분 전에 저한테 귀뜸해줬지 뭐에요.
Ama aslında Sarah Jones sadece 18 dakikamız olduğunu söyledi.Aber dann hat Sarah Jones mir auch noch gesagt, ich habe nur 18 Minuten Zeit.
Ama aslında Sarah Jones sadece 18 dakikamız olduğunu söyledi.Ale poza tym, Sarah Jones powiedziała, że mamy tylko 18 minut.
Ama aslında Sarah Jones sadece 18 dakikamız olduğunu söyledi.Dar apoi, în plus, ştiţi, Sarah Jones mi-a spus că avem doar 18 minute.
Ama aslında Sarah Jones sadece 18 dakikamız olduğunu söyledi.De ráadásul Sarah Jones még azt is mondta, hogy csak 18 percünk van.
Ama aslında Sarah Jones sadece 18 dakikamız olduğunu söyledi.Mais bon en plus, vous savez, Sarah Jones m'a dit qu'on avait que 18 minutes.
Ama aslında Sarah Jones sadece 18 dakikamız olduğunu söyledi.Pero aparte de eso, saben, Sarah Jones me dijo que solo teniamos 18 minutos.
Ama aslında Sarah Jones sadece 18 dakikamız olduğunu söyledi.Но ко всему прочему, Сара Джонс сказала, что у меня есть только 18 минут.
Ama aslında Sarah Jones sadece 18 dakikamız olduğunu söyledi.Но пък от друга страна, Сара Джоунс ми каза, че имаме само 18 минути.