O, dakikliği ile gurur duyuyordu.He was proud of his punctuality.
O akıllı, daha da fazlası dürüst ve dakik.He is smart, and what is more, honest and punctual.
Onlar Nara'yı geçtikten on dakika sonra, arabanın benzini bitti.Ten minutes after they had passed Nara, the car ran out of gas.
On altı kilometre yürüyüp, on dakika dinlenip, tekrar yürüdüler.They walked for ten miles, rested for ten minutes, then walked again.
Onlar otuz dakika sonra bize yetiştiler.They caught up with us half an hour later.
Onlar istasyona birkaç dakika arayla geldiler.They got to the station only a few minutes apart.
Onun saati on dakika geridir.Her watch is ten minutes slow.
Problemi on dakika içinde çözebilirdi.She was able to solve the problem in ten minutes.
On dakikadan daha az bir sürede dönecek.She will be back in less than ten minutes.
O, on dakika önce başladı.She started ten minutes ago.
O, birkaç dakika düşündü.She thought for a few minutes.
O, 20 dakika içinde yüzüne makyaj yaptı.She made up her face in 20 minutes.
O, ara vermeden 30 dakika boyunca konuştu.She spoke for 30 minutes without a break.
Yaklaşık otuz dakikada geri döndü.She came back in about thirty minutes.
Otuz dakikadır onu bekliyor.She has been waiting for him thirty minutes.
Ben aradıktan üç dakika sonra geldi.She came three minutes after I called.
Dakik olmayan insanları sevmez.She doesn't like people who aren't punctual.
O, saatini on dakika ileri aldı.She advanced her watch ten minutes.
Oğluna bir dakika beklemesini söyledi.She told her son to wait a minute.
Yaklaşık 20 dakikada makyaj yaptı.In about 20 minutes she made up her face.
Dakika farklarını fark etmediler.They did not notice minute differences.
Biz 50 dakikada oraya uçacağız.We'll fly there in 50 minutes.
Uçak on dakika içinde hareket eder.The plane takes off in ten minutes.
Uçak, otuz dakika gecikmeyle havaalanına varacak.The plane will arrive at the airport thirty minutes late.
Uçak otuz dakika geç geldi.The plane came in 30 minutes late.
Uçak sabah 11.00'de havalandı; planlanandan otuz dakika daha sonra.The plane took off at 11:00 a.m; thirty minutes later than scheduled.
Babam dakik olmadığım için beni azarladı.My father scolded me for not being punctual.
Yaklaşık on dakika önce babam eve geldi.Father came home about ten minutes ago.
Yürüyerek on beş dakika.It's fifteen minutes on foot.
Annem on dakika önce evden ayrıldı.My mother left home ten minutes ago.
Ona bir dakika beklemesini rica ettim.I asked her to wait a minute.
On dakika içinde katılacağım.I'll join in ten minutes.
Her sabah on dakikalık oda toplantısı yaparız.We have a homeroom meeting for ten minutes every morning.
Çalar saat on dakika ileri.The alarm clock is ten minutes fast.
Postane buradan birkaç dakikalık yürüme mesafesindedir.The post office is a few minutes' walk from here.
Yumurtalarımı iki dakika kaynatır mısınız lütfen?Would you please boil my eggs for 2 minutes?
Tren on dakika içinde hareket edecek.The train leaves in ten minutes.
Tren on dakika rötarlı geldi.The train arrived ten minutes behind schedule.
Tren 30 dakika gecikti.The train is 30 minutes overdue.
Trenin beş dakika içinde hareket etmesi bekleniyor.The train is supposed to leave in five minutes.
Trenin beş dakika içinde gitmesi gerekiyor.The train is supposed to leave in five minutes.
Tren bugün on dakika geç kaldı.The train is ten minutes behind today.
Tren on dakika geç vardı.The train arrived ten minutes behind time.
Son dakikaya kadar bekledim.I waited until the last minute.
Coşku içerisinde, 30 dakikalık bir show-zamanı çok çabuk geçti.In all the excitement the 30 minute show-time passed in a flash.
Her zaman olduğu gibi, bu defa da son dakikada çalıştım.This time, the same as always, I crammed at the last minute.
Sana sadece 10 dakika ayırabilirim.I can spare you just 10 minutes.
Tren beş dakika içinde hareket ediyor.The train leaves in 5 minutes.
Otobüs, on dakika geç geldi.The bus arrived ten minutes late.
O, tam kapanmadan önce, o son dakikada dükkâna gitti.He went to the store at the last minute, just before it closed.
Konuşma otuz dakika sürdü.The speech lasted thirty minutes.
Diğerleri birkaç dakika içinde gelecek.The others will arrive in a few minutes.
Tabağını üç dakika içinde bitirmezsen tatlı almayacaksın.If you don't finish your plate in three minutes, you won't get dessert.
O, beni 30 dakika bekletti.She kept me waiting for 30 minutes.
O, 30 dakika içinde karşı tarafa vardı.She got to the other side in 30 minutes.
O, 10 dakika içinde diğer tarafa vardı.She got to the other side in 10 minutes.
10.30 trenine bindim. Ancak o on dakika geç kaldı.I took the 10:30 train. However, it was ten minutes late.
Yoğun kar yüzünden, Pekin uçağı 20 dakika geç geldi.Because of heavy snow, the plane from Beijing arrived 20 minutes late.
Saat 1.00'de öğle yemeği yiyeceğiz. Başka bir deyişle, 10 dakika içinde.We're going to lunch at 1 o'clock. In other words, in 10 minutes.
Dakik olmak için ona bağımlı olamazsın.You can't depend on him to be punctual.