Ana içeriğe geç
Sözlük

dağda ile cümle

dağda kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
10
ORT. KELİME
Dağda bazı buzullar vardır.Na Planinici je Cimska gomila.
Çin Budizmi'ndeki dört kutsal dağdan biridir.Patrí medzi tzv. štyri posvätné vrchy budhizmu.
Dağda metamorfik kayaçlar yaygındır.V metamorfnih kamninah je redek.
Gerçekten de dağda 147 adet manastır bulunmaktaydı.1774 m. vienuolyne buvo šeši vienuoliai.
Hristiyan geleneğine göre, Musa, bu dağda gömülüdür, fakat kabrinin yeri bilinmemektedir.Šiame kalne Mozė buvo tariamai palaidotas paties Dievo, todėl jo kapavietė nėra žinoma.
Rüzgârlar, gündüzleri vadiden dağa doğru, geceleri ise dağdan vadiye doğru eser.Dieną kalnų slėniais jis pučia aukštyn, o naktį nuo kalnų viršūnių dvelkia į slėnius.
Dağdan geniş vadilere inen bu dere buralarda bir nehre dönüşürmüş.Nuo aplinkinių kalnų į upę suteka daug intakų.
610 yılının gecesinde Muhammed'e Mekke'nin yakınlarındaki dağda610년 그 밤에 무슨 일이 일어난 것일까요?
610 yılının gecesinde Muhammed'e Mekke'nin yakınlarındaki dağdaC'est à dire, qu'est-il donc arrivé, en cette nuit de l'an 610
610 yılının gecesinde Muhammed'e Mekke'nin yakınlarındaki dağda Kur'an için ilk vahiy geldiğinde ne oldu?Čo sa stalo v noci roku 610 keď Muhammad dostal prvé zjavenie Koránu na kopci neďaleko Mekky?
610 yılının gecesinde Muhammed'e Mekke'nin yakınlarındaki dağda Kur'an için ilk vahiy geldiğinde ne oldu?Kaj se je zgodilo v noči leta 610, ko je Mohamed prejel prvo razodetje Korana na gori nad Meko?
610 yılının gecesinde Muhammed'e Mekke'nin yakınlarındaki dağda Kur'an için ilk vahiy geldiğinde ne oldu?To jest, tej nocy w 610 r., kiedy Mahometowi objawił się Koran, na górze niedaleko Mekki.
610 yılının gecesinde Muhammed'e Mekke'nin yakınlarındaki dağdaNhững gì đã xảy ra là, vào một đêm năm 610
Ağabeyin Harun Hor Dağında ölüp atalarına kavuştuğu gibi, sen de çıkacağın dağda ölüp atalarına kavuşacaksın.Engkau akan meninggal di atas gunung itu, seperti Harun saudaramu meninggal di Gunung Hor
Ağabeyin Harun Hor Dağında ölüp atalarına kavuştuğu gibi, sen de çıkacağın dağda ölüp atalarına kavuşacaksın.네 형 아론이 호르산에서 죽어 그 조상에게로 돌아간 것 같이 너도 올라가는 이 산에서 죽어 네 조상에게로 돌아가리니
Ağabeyin Harun Hor Dağında ölüp atalarına kavuştuğu gibi, sen de çıkacağın dağda ölüp atalarına kavuşacaksın.ומת בהר אשר אתה עלה שמה והאסף אל עמיך כאשר מת אהרן אחיך בהר ההר ויאסף אל עמיו׃
Ağabeyin Harun Hor Dağında ölüp atalarına kavuştuğu gibi, sen de çıkacağın dağda ölüp atalarına kavuşacaksın.ومت في الجبل الذي تصعد اليه وانضمّ الى قومك كما مات هرون اخوك في جبل هور وضمّ الى قومه.
Ağabeyin Harun Hor Dağında ölüp atalarına kavuştuğu gibi, sen de çıkacağın dağda ölüp atalarına kavuşacaksın.你 必 死 在 你 所 登 的 山 上 、 歸 你 列 祖 〔 原 文 作 本 民 〕 去 、 像 你 哥 哥 亞 倫 、 死 在 何 珥 山 上 、 歸 他 的 列 祖 一 樣
Ağabeyin Harun Hor Dağında ölüp atalarına kavuştuğu gibi, sen de çıkacağın dağda ölüp atalarına kavuşacaksın.你 必死 在 你 所 登 的 山上 、 歸你 列祖 〔 原文 作本 民 〕 去 、 像 你 哥哥 亞倫 、 死 在 何珥 山上 、 歸他 的 列祖 一 樣
Ancak insanlar dağdan inip, kendilerini toparladıktan sonra, yine tırmanmaya çıkıyorlar.Ale místo toho lidé slezou dolů, a jen co se zotaví, zase lezou nahoru.
‹‹Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapılması gereken yerin Yeruşalimde olduğunu söylüyorsunuz.››우리 조상들은 이 산에서 예배하였는데 당신들의 말은 예배할 곳이 예루살렘에 있다 하더이다
‹‹Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapılması gereken yerin Yeruşalimde olduğunu söylüyorsunuz.››Naši otcovia sa modlievali na tomto vrchu, a vy hovoríte, že v Jeruzaleme je miesto, kde sa treba modliť.
‹‹Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapılması gereken yerin Yeruşalimde olduğunu söylüyorsunuz.››Nos pères ont adoré sur cette montagne; et vous dites, vous, que le lieu où il faut adorer est à Jérusalem.
‹‹Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapılması gereken yerin Yeruşalimde olduğunu söylüyorsunuz.››Nossos pais adoraram neste monte, e vós dizeis que em Jerusalém é o lugar onde se deve adorar.
‹‹Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapılması gereken yerin Yeruşalimde olduğunu söylüyorsunuz.››Nuestros padres adoraron en este monte, y vosotros decís que en Jerusalén está el lugar donde se debe adorar
‹‹Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapılması gereken yerin Yeruşalimde olduğunu söylüyorsunuz.››Očetje naši so na tej gori molili; vi pa pravite, da je v Jeruzalemu kraj, kjer se mora moliti.
‹‹Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapılması gereken yerin Yeruşalimde olduğunu söylüyorsunuz.››Otcové naši na této hoře modlívali se, a vy pravíte, že v Jeruzalémě jest místo, kdežto náleží se modliti.
‹‹Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapılması gereken yerin Yeruşalimde olduğunu söylüyorsunuz.››Våra fäder hava tillbett på detta berg, men I sägen att i Jerusalem den plats finnes, där man bör tillbedja.»
‹‹Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapılması gereken yerin Yeruşalimde olduğunu söylüyorsunuz.››Våre fedre tilbad på dette fjell, og I sier at i Jerusalem er det sted hvor en skal tilbede.
‹‹Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapılması gereken yerin Yeruşalimde olduğunu söylüyorsunuz.››Vore Fædre have tilbedt på dette Bjerg, og I sige, at i Jerusalem er Stedet, hvor man bør tilbede."
‹‹Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapılması gereken yerin Yeruşalimde olduğunu söylüyorsunuz.››Батьки наші на сїй горі покланялись; а ви кажете, що в Єрусалимі місце, де треба покланяти ся.
‹‹Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapılması gereken yerin Yeruşalimde olduğunu söylüyorsunuz.››Отцы наши поклонялись на этой горе, а вы говорите, что место, где должно поклоняться, находится в Иерусалиме.
‹‹Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapılması gereken yerin Yeruşalimde olduğunu söylüyorsunuz.››אבותינו השתחוו בהר הזה ואתם אמרים כי ירושלים היא המקום הנבחר להשתחות שמה׃
‹‹Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapılması gereken yerin Yeruşalimde olduğunu söylüyorsunuz.››آباؤنا سجدوا في هذا الجبل وانتم تقولون ان في اورشليم الموضع الذي ينبغي ان يسجد فيه.
‹‹Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapılması gereken yerin Yeruşalimde olduğunu söylüyorsunuz.››我 們 的 祖 宗 在 這 山 上 禮 拜 . 你 們 倒 說 、 應 當 禮 拜 的 地 方 是 在 耶 路 撒 冷
‹‹Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapılması gereken yerin Yeruşalimde olduğunu söylüyorsunuz.››我 們 的 祖宗 在 這山 上 禮拜 . 你們倒說 、 應當禮 拜 的 地方 是 在 耶路撒冷
Atına binip dağdaki kulübesine gidiyor.A veces va montando a caballo a su cabaña.
Atına binip dağdaki kulübesine gidiyor.Cavalga regularmente até à sua casa da montanha.
Atına binip dağdaki kulübesine gidiyor.Er reitet mit seinem Pferd regelmäßig zur Berghütte.
Atına binip dağdaki kulübesine gidiyor.Fellovagol a hegyi faházukhoz.
Atına binip dağdaki kulübesine gidiyor.Hij gaat regelmatig te paard naar hun berghut.
Atına binip dağdaki kulübesine gidiyor.Il monte régulièrement son cheval jusqu'à leur chalet de montagne.
Atına binip dağdaki kulübesine gidiyor.Îşi călărește regulat calul până la cabana lor de pe munte.
Atına binip dağdaki kulübesine gidiyor.그는 정기적으로 그의 산장에 말을 타고 갑니다
Atına binip dağdaki kulübesine gidiyor.Ông đều đặn cưỡi ngựa đến túp lều trên núi.
Atına binip dağdaki kulübesine gidiyor.Pravidelne jazdí na koni na ich horskú chatu.
Atına binip dağdaki kulübesine gidiyor.Regularnie jeździ konno do ich domku w górach.
Atına binip dağdaki kulübesine gidiyor.Va regolarmente a cavallo.
Atına binip dağdaki kulübesine gidiyor.Πηγαίνει τακτικά με το άλογό του στην καλύβα τους στο βουνό.
Atına binip dağdaki kulübesine gidiyor.Він регулярно їздить на коні до їхнього гірського будиночку.
Atına binip dağdaki kulübesine gidiyor.Он регулярно ездит на лошади в домик в горах.
Atına binip dağdaki kulübesine gidiyor.Язди често коня си до хижата им в планината.
Atına binip dağdaki kulübesine gidiyor.הוא רוכב על סוסו בקביעות לביתן שלהם בהרים.
Atına binip dağdaki kulübesine gidiyor.انه يركب حصانه إلى كوخه الجبلي على نحو منتظم.
Atına binip dağdaki kulübesine gidiyor.術後 PJは非常に満足しています
Böylece o gece dağdan kaçan o adam neşeyle değil saf, ilkel bir korkuyla ürperdi.Así el hombre que bajó de la montaña esa noche temblaba no con alegría sino con un temor sombrío y primordial.
Böylece o gece dağdan kaçan o adam neşeyle değil saf, ilkel bir korkuyla ürperdi.Człowiek, który zbiegl tamtej nocy z góry drżał nie z radości, ale z czystego, pierwotnego strachu.
Böylece o gece dağdan kaçan o adam neşeyle değil saf, ilkel bir korkuyla ürperdi.De man die die nacht de heuvel afvluchtte, trilde dus niet van vreugde maar van hevige, primordiale angst.
Böylece o gece dağdan kaçan o adam neşeyle değil saf, ilkel bir korkuyla ürperdi.그날 밤, 산 아래로 달아난 그 남자는 기쁨이 아닌 분명하고 본능적인 공포에 떨었습니다.
Böylece o gece dağdan kaçan o adam neşeyle değil saf, ilkel bir korkuyla ürperdi.Moža, ki je tisto noč pritekel iz gore, ni prevevalo veselje, temveč globok, prvobitni strah.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod