Keşke İngilizce, Esperanto kadar düzenli olsaydı.If only English were as regular as Esperanto.
Ellerinizi düzenli olarak yıkamak kendinizi hastalıklardan korumak için iyi bir yoldur.Washing your hands regularly is a good way to protect yourself from diseases.
O beni düzenli olarak ziyaret etti.She visited me regularly.
O beni düzenli olarak ziyaret ediyordu.She was visiting me regularly.
Biz düzenli olarak bir araya gelme alışkanlığını edindik.We made a habit of getting together regularly.
Açılış konuşması düzgünce gitti.The opening statement went smoothly.
Lütfen Türkçemi düzeltebilir misin?Can you please correct my Turkish?
Çocuklar şaşırtıcı düzeyde hızlı bir şekilde büyüyorlar.Children grow up astonishingly quickly.
Mary saçını düzeltti.Mary smoothed her hair.
Bütün düzenlemeler Tom tarafından yapıldı.All the arrangements were made by Tom.
Her şey düzenliydi.Everything was in order.
Onu nasıl düzelteceksin?How will you fix it?
Tom hatayı fark etti ve onu düzeltti.Tom noticed the mistake and corrected it.
Konser nerede düzenlenecek?Where will the concert be held?
Her şeyi düzenledik.We've arranged everything.
Bir düzine elma aldım.I bought a dozen apples.
Tom'un düzenlediği parti büyük bir başarıydı.The party organized by Tom was a huge success.
Bunu düzeltmek imkansız.It's impossible to fix.
O ülkede birçok şehir kıyı düzlüğünde bulunurlar.Most cities in that country are found on the coastal plain.
Hemşireler yatak yaralarını önlemek için düzenli olarak hastayı çevirdi.The nurses turned the patient regularly in order to prevent bedsores.
Tom düzenlediği bir partiye Mary'yi davet etti.Tom invited Mary to a party he was hosting.
Tom seri katili yakalamak için polis tarafından düzenlenen bir entrikaya katıldı.Tom took part in a scheme set by the police to capture the serial murderer.
Onlar için bir parti düzenleyelim.Let's throw a party for them.
Onun için bir parti düzenleyelim.Let's throw a party for him.
Tom bir düzine yumurtaya ihtiyacı olduğunu söyledi.Tom said he needed a dozen eggs.
Tom kiliseye düzenli katılır.Tom attends church regularly.
Belediye Başkanı Tom Jackson, bu ay birkaç kampanya gösterisi düzenledi.Mayor Tom Jackson held several campaign appearances this month.
Tom belediye başkanına suikast düzenlemek için bir plan hakkında polisi uyardı.Tom warned the police about a scheme to assassinate the mayor.
Tom projeyi mahvetmek için bir komplo düzenledi.Tom orchestrated a plot to destroy the project.
Polis soyguncuyu yakalamak için bir pusu düzenledi.The police arranged an ambush to catch the mugger.
Çiçekleri düzenledik.We arranged the flowers.
Avukatımız imzalamamız için bir sözleşme düzenledi.Our lawyer drew up a contract for us to sign.
Ben bu makaleyi düzeltmek istiyorum.I want to correct this article.
Hataları düzelt.Correct the mistakes.
Edebi açıdan bakıldığında, kitap en üst düzeyde değil.From a literary perspective, the book is not at the highest level.
Odan düzenli olduğunda eşyanı bulmak daha kolay değil mi?Isn't it easier to find your stuff when your room's tidy?
Yeni trafik düzenlemeleri yarın yürürlüğe giriyor.The new traffic regulations come into force tomorrow.
Düzensiz fiiller İngilizcenin bir parçasıdır.Irregular verbs are a part of the English language.
Linda saçını düzeltiyor.Linda is fixing her hair.
Dan, Linda'nın günlüğünden düzinelerce sayfayı tarayarak saatler geçirdi.Dan spent hours scanning dozens of pages of Linda's diary.
Dan'ın yatak odası düzensizlik içindeydi.Dan's bedroom was in disarray.
Tom onu düzeltmek için ne zaman uğruyor?When's Tom coming over to fix that?
Bunu nasıl düzelteceğiz?How are we going to fix that?
Onu düzenlemeye yardım edebilir misin?Could you help arrange that?
Tom odasını düzenlemeli.Tom needs to organize his room.
Tom Mary'nin partisi için üç düzine kurabiye pişirdi.Tom baked three dozen cookies for Mary's party.
Her şey mükemmel çalışma düzeni içinde.Everything is in perfect working order.
Pekala, bunu düzeltmemi istiyor musun yoksa istemiyor musun?Well, do you want me to fix it or not?
Onu düzeltemeyeceğini mi söylüyorsun?Are you saying you can't fix it?
Onu düzeltebileceğini düşünüyor musun?Do you think you can fix it?
Onu düzeltebileceğini mi söylüyorsun?Are you saying you can fix it?
Tom'un doktorlarına göre onun durumu düzelmez.According to Tom's doctors, his condition is incurable.
Birçok ülke doğum oranını düzenlemeye çalışıyor.Many countries try to regulate the birth rate.
Omurga eğriliğini düzeltmeye çalışıyor.He's trying to correct his scoliosis.
Ben Paskalya pazar gününde tam anlamıyla bir düzine yumurta yedim.I literally ate a dozen eggs on Easter Sunday.
Hatalarım sürekli düzeltilmiş olsaydı, daha çabuk öğrenirdim.If my mistakes were always corrected, I would learn faster.
Berbat Fransızcam için özür dilerim. Ben hala başlangıç düzeyindeyim.I'm sorry for my terrible French. I'm still a beginner.
Bunun nasıl düzeltileceğini biliyorum.I know how to fix this.
Karısı vefat edince kendisine düzinelerce taziye kartı geldi.When his wife died, he received dozens of condolence cards.
Tom'un, yaşına göre fiziği oldukça düzgün.Tom is in pretty good shape for his age.