O dürüst mü? Beni güldürme!El? Cinstit? Nu mă face să râd!
Dürüstlüğünüz umut verici.Onestitatea dumneavoastră este promiţătoare.
Dürüstlüğünüz umut verici.Sinceritatea dumneavoastră este promiţătoare.
Bildiğim kadarıyla, o dürüst.Din câte știu eu, ea este cinstită.
Bildiğim kadarıyla, o dürüst.Din câte știu eu, el este cinstit.
Adaleti ve dürüstlüğü ile herkesin sevgisini kazandı.Igazságosságával és szelídségével megnyerte alattvalóinak szeretetét.
Böyle bir dünyada dürüst olmak "budala" olmaktır.A világ a radikális konstruktivisták szerint ilyen értelemben „megismerhetetlen”.
Dürüst ve güvenilir.Feltehetően becsületes és megbízható.
Ben dürüstçe yardım etmeyi istiyorum.Együtt összetartva segítőkészek.
O dürüst olmayı seçti.Elhatározza, hogy maga szolgáltat igazságot.
Birçok kültürde festivaller tanrı veya tanrıların huzurunda duruştur.Számtalan falusi ünnepséget rendeznek egyik vagy másik isten tiszteletére.
Yeryüzündeki dürüst ve güvenilir insanları korur.A világ lelkiismeretes és tisztességes népeihez fellebbezünk.
Hâlbuki ben hediyesini bile almıştım. / Bugünlerde dürüst davranmıyor.Egészen a mai napig működtek, egyszer sem oszlottak fel.
Onun dürüst bir insan olduğundan eminim.Biztos vagyok benne, hogy ő egy becsületes fickó.
Onun dürüst olduğu gerçeğini inkar edemeyiz.Nem tagadhatjuk, hogy becsületes.
İyi tasarım dürüsttür.Hyvä design on rehellistä.
Korolenko dürüsttü.Falkenhayn oli oikeassa.
Oyunu olabildiği kadar dürüst oynarım.Tällä pystyy pelaamaan suoritettuaan varsinaisen pelin.
Bu ilişkide önemli olan tek şey dürüstlüktü.Näiden tärkein ominaisuus oli kuitenkin yksinkertaisuus.
Güneş ve dürüstlük.Rehellisyys ja epärehellisyys.
Dürüstçe, saat kaça kadar yatmayı planlıyorsun? Zaten öğle oldu.Toden totta, kuinka pitkään oikein aiot nukkua? On keskipäivä.
Tom dürüsttür, bu yüzden onu seviyorum.Tom on rehellinen. Siksi pidän hänestä.
Dürüst olalım!Ollaanpa rehellisiä!
Herkes dürüst değildir.Jokainen ei ole rehellinen.
"Devletlerden hoşlanırım, bu konuda dürüst olmak gerekir" dedi.«Το είπε ο δάσκαλος, άρα πρέπει να είναι αλήθεια».
Hilekar şehir (6:9-16): Şehir, ticarette dürüst olmadığı gerekçesiyle azarlanmaktadır.Η αγία πόλη ως τόπος ανομίας (στ΄ 9-16): Η πόλη επιπλήττεται για τις ανήθικες εμπορικές πρακτικές της.
O dürüst olmayı seçti.Επέλεξε να πολιτικοποιηθεί.
Bu olay, onun dürüstlüğünü efsane haline getirdi.Ο άθλος του αυτός τον κατέστησε θρύλο.
O, dürüst bir adamdı.Αυτός ήταν έντιμος άνθρωπος.
Nisan 2006'daki bir röportajında Matt Groening, "Dürüst olmak gerekirse, ufukta bir son görmüyorum.I et interview i april 2006 sagde Matt Groening: "Jeg kan helt ærligt ikke se nogen ende på det.
Joe Lo Truglio: Dedektif Charles Boyle sakar, dürüst ve yemek yapmayı seven bir polistir.Joe Lo Truglio som Charles Boyle, en nervøs, klodset med ærlig og hårdarbejdende betjent.
Böyle bir dünyada dürüst olmak "budala" olmaktır.Det modsatte af at være vís er at være 'tåbelig'.
Dürüstlüğüyle tanınan Profesör suçlu ilan edilmiştir.Amagermanden er kendt skyldig.
Onun dürüst olduğunu sanıyorum.Jeg synes han er ærlig.
Korolenko dürüsttü.Milanković hadde hatt rett.
Güneş ve dürüstlük.Helse og ærlighet.
Üstelik Heyerdahl daha doğru dürüst yüzmeyi bile bilmez.Det er fortsatt uklart om sjiraffer virkelig kan svømme.
Düşüncesizdir, ama açık sözlü ve dürüsttür.Man må være oppriktig, seriøs.
Dürüst ve yumuşak huylu bir tanrıdır.En sindig og mild opprører.
Xander, Drakula'nın etkisinden kurtulduktan sonra Dawn ona karşı dürüst olur ve ikili ilişkilerini bitirir.Han endrer trolldommen, og når Titania våkner opp, blir de to forent.
Tüm bunlara rağmen Piso'nun dürüstlüğü konusunda şüpheler vardır.Det hefter seg imidlertid vesentlig tvil ved Lazars påstander.
Ben dürüstçe yardım etmeyi istiyorum.Dia secara jujur ingin menolong.
Size dürüst olmak gerekirse bence yaptığı albüm, hakkında konuşulacak kadar değerlidir.Album ini yang dia buat agar terlalu berharga untuk diperbicarakan.
Akıllı ve dürüst bir öğrencidir ve arkadaşlarına bağlıdır.Seorang siswa yang cerdas, teliti dan berkomitmen terhadap teman-temannya.
Dürüst ve güvenilir.Jujur dan dapat dipercaya.
Din özgürlüğü Adventist Kilisesi’nin desteklediği ve önayak olduğu bir duruştur.Kebebasan beragama adalah posisi yang disokong dan dianjurkan oleh Gereja Advent.
"Zenne: Dürüstlük bazen öldürür".Kadang satirnya positif membunuh."
Dürüst ve yumuşak huylu bir tanrıdır.Ia seorang raja yang adil dan lemah lembut.
Eyüp kitabı, "Dürüstler neden acı çeker?" sorusuna odaklanmaktadır.Kamila bertanya tentang kebenaran kalau Taufan (Fadil) mencintainya?
Böyle bir dünyada dürüst olmak "budala" olmaktır.Hasilnya, dunia menjadi "tempat yang lebih cerah".
Çinvat Köprüsü'nün görünümü geçen kişinin aşasına veya dürüstlüğüne göre değişir.Penampilan Jembatan bervariasi tergantung pada pengamat asha, atau kebenaran.
Bu yoldan sonra sadece dürüst olsanız da yeter" demiştir.Bạn chỉ cần phải trung thực theo cách thông thường sau đó."
Arkadaşının dürüstlüğünü abartmak da zararlı olabilir ama küçümsemekten daha az zarar verir.Đánh giá quá cao lòng trung thực của người bạn đó cũng có thể gây tổn thất, nhưng ít hơn.
Dinsel törensiz dürüstlük, kabalığa dönüşür."Ngay thẳng mà thiếu lễ sẽ trở nên thô lỗ.".
4), "dürüst ve çok namusluydu".4), ông đã "nổi bật và rất vinh quang".
Ama dürüstlükle söylemeliyiz, elbette hiçbir yasal sorumluluk kabul etmiyoruz.Nếu không phán đoán thì ta không có sai lầm, mà cũng không có được chân lý.
Ben dürüstçe yardım etmeyi istiyorum.Ông nhờ Tô Đại giúp đỡ.
Gary Oldman, James Gordon rolüyle: Gotham şehrindeki dürüst polislerden biri.Gary Oldman trong vai James Gordon Một trong số ít những sĩ quan cảnh sát thanh liêm của thành phố Gotham.
Akıllı ve dürüst bir öğrencidir ve arkadaşlarına bağlıdır.Cậu là một cậu bé thông minh và tận tâm với bạn bè của mình.
İyi tasarım dürüsttür.Lời Ngụy Trưng thật là xác đáng.