Ama dürüstlükle söylemeliyiz, elbette hiçbir yasal sorumluluk kabul etmiyoruz.Maar ik erken, zelfs in bijzondere vraagstukken, geen onfeilbaar gezag.
Joe Lo Truglio: Dedektif Charles Boyle sakar, dürüst ve yemek yapmayı seven bir polistir.Joe Lo Truglio als Charles Boyle, een zeer onhandige, nerveuze, maar hardwerkende rechercheur.
Bu kurallara uyanları ise dürüst (İbranice: hasid) olarak adlandırır.Iemand die dat bereikt heeft, wordt een arahant (heilige) genoemd.
Suskunluk sarmalı Dürüstlük Nifak Münafık Mukadderat ve İcabat,Bedri RuhselmanOnterende straf Schaamschot Schaamstreek Schaamhaar
Size dürüst olmak gerekirse bence yaptığı albüm, hakkında konuşulacak kadar değerlidir.Ter promotie van het album werd het nummer More Than You Deserve als videoclip uitgebracht.
Güneş ve dürüstlük.Moed en deugd.
O dürüst mü? Beni güldürme!Hij eerlijk? Laat me niet lachen!
Bu dürüstçe değil.Dat is oneerlijk.
O hiç dürüst değil.Zij is helemaal niet eerlijk.
O dürüst bir adam olmalı.Hij moet een eerlijk man zijn.
Dürüst olduğundan dolayı Tom'u severim.Ik mag Tom, omdat hij eerlijk is.
Dürüst olalım.Laat ons eerlijk zijn.
Bu dürüstçe değil.Het is niet eerlijk.
Senin dürüst olduğuna inanıyorum.Ik geloof dat je eerlijk bent.
Bu yoldan sonra sadece dürüst olsanız da yeter" demiştir.Cokolwiek po długim namyśle uznasz za prawdę – prawdą będzie”.
Bir keresinde kendini "katıksız dürüst, yakışıklı, sapık bir iş adamı" olarak tanımlamıştır.Sam siebie określa jako "uczciwego, przystojnego, seksownego sklepikarza".
Ben dürüstçe yardım etmeyi istiyorum.Szczerze wierzymy, że oni nam pomogą.
Tüm bunlara rağmen Piso'nun dürüstlüğü konusunda şüpheler vardır.Jednak Sofia ma poważne wątpliwości odnośnie prawdomówności Jamesa.
Bu ilişkide önemli olan tek şey dürüstlüktü.Jedynym wyznacznikiem moralności jest zwykła uczciwość.
Joe Lo Truglio: Dedektif Charles Boyle sakar, dürüst ve yemek yapmayı seven bir polistir.Joe Lo Truglio jako detektyw Charles Boyle, mały i niepozorny policjant, przyjaźni się z Jake'iem.
Paraları yoktur ve doğru dürüst bir şey yiyememekte, ısınamamaktadırlar.Nie zdobyli oni żadnego medalu ani nie zajęli miejsca punktowanego.
Hâlbuki ben hediyesini bile almıştım. / Bugünlerde dürüst davranmıyor.Nie złożyła dotychczas swego daru, więc zrobi to teraz.
Tamamen dürüst olmak gerekirse, neden daha ileri gidemediğini bilmiyorum.Zaczynam się zastanawiać czy rzeczywiście nie mam czasu?
En çok sadakate ve dürüstlüğe önem verir.Dużą wagę przykładają do szczerości i prawości.
Akıllı ve dürüst bir öğrencidir ve arkadaşlarına bağlıdır.Człowiek uczciwy i szlachetny, gotów na wszystko wobec przyjaciół.
Ben dürüstçe yardım etmeyi istiyorum.Att arbeta med särskilt stöd.
Bu olay kendisini hatırladıkça üzerken hayatı da doğru dürüst gitmemektedir.Hon lyckas med detta precis innan hon själv också blir medvetslös.
Genelde insanlara karşı aşırı dürüsttür ve bu da başını belaya sokar.Han framställs oftast också som illvillig och ställer gärna till problem för andra.
Oyunu olabildiği kadar dürüst oynarım.Я граю настільки чесно, наскільки це можливо.
Bu yoldan sonra sadece dürüst olsanız da yeter" demiştir.Шлях цей, правда, довгий, але зате вірний».
O dürüst olmayı seçti.Він хоче добитися справедливості.
24:17 Dürüst yargıla Lev.17: 4-10 Суд.
Bazı uluslararası dürüstler kamplarda hayatlarını yitirdiler.Багато українських націоналістів загинули в таборі.
Ama dürüstlükle söylemeliyiz, elbette hiçbir yasal sorumluluk kabul etmiyoruz.Отже, різниця, фактично, не носить юридичного характеру.
Üstelik Heyerdahl daha doğru dürüst yüzmeyi bile bilmez.Але сам Шрек навіть не знає, що таке Різдво.
Yapıtta oluşturulan üç temel öge: Sağduyu, adalet ve dürüstlüktür.«Наша програма побудована на трьох фундаментальних цінностях: воля, правда, справедливість.
Kariyeri boyunca dürüstlüğüyle tanındı.Надалі була відома своєю релігійністю.
Korolenko dürüsttü.Ярослав Олесницький.
4), "dürüst ve çok namusluydu".«Чесний, але дурний».
CTU'da çalışan dürüst, güvenilir bir bilgisayar uzmanıdır.ЦБС є спеціально уповноваженим центральним органом виконавчої влади у галузі статистики.
Nêsren veya Nêsren-jak'e (Несрэн-жак1э); doğruluğu, adaleti ve dürüstlüğü simgeler.צדק, цадик), що означає справедливість, чесність.
O çok dürüst.Він дуже чесний.
O fakir, ama dürüsttür.Він бідний, але чесний.
Tom o kadar çok dürüst değil.Том не такий вже й чесний.
Fakirdi ama dürüsttü.Вона була бідною, але чесною.
Fakirdi ama dürüsttü.Він був бідним, але чесним.
Ekim'de Del Rey, albümü için "İnsanlar bana sorduğunda, dürüst olmam gerekirse-neler olacağını bilmiyorum.V říjnu řekla, jaké jsou vyhlídky na album: "Když se mě lidé ptají, abych byla upřímná, tak vážně nevím.
1985 yılında İsrail tarafından Uluslararası Dürüstler unvanı verilmiştir.V roce 1985 jej Izrael za jeho činy ocenil titulem Spravedlivý mezi národy.
Ben dürüstçe yardım etmeyi istiyorum.Instinktivně jsem mu chtěl pomoci.
Hâlbuki ben hediyesini bile almıştım. / Bugünlerde dürüst davranmıyor.Ve své době byl velmi ceněn, dnes není příliš známý.
Oyunu olabildiği kadar dürüst oynarım.Co nejvíc hraček.
Ayrıca Stan çok dürüsttür.Také je ale velmi čestný.
Çok dürüst ve iyi niyetli biri.Velmi čestný a dobře vychovaný muž.
Bu ilişkide önemli olan tek şey dürüstlüktü.Jeho hlavní charakteristikou je spravedlivost.
Ayrıca Almanya'nın sergileyeceği duruştan da çok emin değildi.Zejména nevěděl, jaké je stanovisko Německa.
Akıllı ve dürüst bir öğrencidir ve arkadaşlarına bağlıdır.Este transparent, onest și este dispus să facă orice pentru prieteni.
Ama dürüstlükle söylemeliyiz, elbette hiçbir yasal sorumluluk kabul etmiyoruz.Îmi iau răspunderea în mod formal și spun că nu există lege...
Dürüst ve güvenilir.Calitate și fiabilitate.
Bu anlamda “radikal dürüstlüğe” dayanır ve “aldatma” pratiklerinden ayrılır.Filmul este, însă, grav compromis de convenționalul și chiar ridicolul secvențelor „insurecției”.
Ben dürüstçe yardım etmeyi istiyorum.Așa să 'mi ajute Dumenezeu.