Önceki İmparatorlardan Nero, bir zamanlar Yunanistana gitmişti ve kendine düşkünlüğünden dolayı ayıplanmıştı.Ένας προγενέστερος αυτοκράτορας, ο Νέρων, κάποτε ταξίδεψε στην Ελλάδα και επικρίθηκε για τρυφηλότητα.
Sabina'nın annesi de Hadrianus'a düşkündü ve kızıyla evlenmesine izin verdi.Η μητέρα της Βίβιας, αγαπούσε τον Αδριανό και του επέτρεψε να παντρευτεί την κόρη του.
Yine de, Augustus kızına çok düşkündü ve ona mümkün olan en iyi öğretmenleri tuttu.Ο Οκταβιανός είχε μεγάλη επιρροή στην κόρη του και ήθελε αυτή να έχει τους καλύτερους διδασκάλους.
Ayrıca uykuya çok düşkündür ve içmeyi sever.Αρέσκεται στο να κοιμάται και να πίνει λίγο παραπάνω.
Okumaya ve edebiyata oldukça düşkündü.Εκείνο που τον ευχαριστούσε ήταν το διάβασμα και η λογοτεχνία.
Sanata düşkün olan İbrahim Paşa aynı zamanda büyük bir edebiyat hamisiydi.Με το ψευδώνυμο Πωλ Αβρίλ εργάστηκε και ως εικονογράφος ερωτικής λογοτεχνίας.
Iroh, özellikle yemeğe, iyi bir çaya, strateji oyunu Pai Sho'ya ve naif müziğe düşkündür.Iroh har en forkærlighd for mad, en god kop te og strategi spillet Pai Sho samt god musik.
Ayrıca kadınlara düşkündür.Han er desuden ret kvinde-glad.
Okumaya ve edebiyata oldukça düşkündü.Han var meget interesseret i kunst og litteratur.
Ayrıca fal ve astrolojiye de düşkündür.Hun var interesseret i videnskab og astrologi.
Zevkine düşkün ve hazcı.Smag og Behag.
Sermet Muhtar Alus annesine çok düşkündü.Storm P. holdt meget af sine forældre.
Çocuklarına ve torunlarına çok düşkündür.Hun har haft megen glæde af det og et barnebarn.
Suetonius'a göre Claudius, Britannicus'a çok düşkündü.Cleese har siden sagt, at Chapman ville have sat pris på det.
Hayır işlerine düşkün(dü).Der utmerket han seg i sin innsats.
Onlara men ettiğin şeye ne düşkündür onlar.Og gi dem noe av den rikdom som Gud har gitt dere.»
Torunu Renesmee'yi görmesine müsaade edilmiştir ve ona çok düşkündür.Likevel blir han introdusert for hans barnebarn, Renesmee, og er svært glad i henne.
Söylendiğine göre Verus şiir yazma ve hitabete düşkün harika bir öğrenciydi.Det ble sagt at den unge Verus var en utmerket student, glad i å skrive poesi og gi taler.
En büyük düşkünlüğü ailesi.Verdas mest forelska par.
Özgürlüğüne düşkün.Smaken av frihet.
Tam tersine, zevkine düşkün, tembel ve kendi değerlendirmesiyle zeka düzeyi düşük bir ayı idi.Han var en folkelivsskildrer av rang, ekte i sin kjensle og trøysom i sin fortellermåte.
Şeker Sakal: Şeker düşkünü bir korsandır.Klistreskjegg Klistreskjegg er en sjørøver som elsker godteri.
Eğlenceye düşkün bir mahallesimüz vardır.Morsomt for eier å følge med på.
Kahramanlarımız Rafael, Donatello, Leonardo, Michelangelo pizzaya düşkündürler.De blir kjent som Leonardo, Raphael, Donatello og Michelangelo.
Ayrıca uykuya çok düşkündür ve içmeyi sever.Dia juga sering tidur dan sangat suka minum.
Onlara men ettiğin şeye ne düşkündür onlar.Di sana akan diberitahukan kepadamu segala sesuatu yang ditugaskan kepadamu (apa yang harus kauperbuat)."
Iroh, özellikle yemeğe, iyi bir çaya, strateji oyunu Pai Sho'ya ve naif müziğe düşkündür.Iroh terutama menyukai makanan, secangkir teh yang nikmat, permainan Pai Sho, dan bermain musik.
Ancak; dünya malına düşkünlüğü ile ünlü idi.Karena kekayaannya, ia dipersamakan dengan orang Eropa (gelijkgesteld).
Özgürlüğüne düşkün.Mereka cinta kebebasan.
Bunun üzerine çok düşkün olduğu içkiyi kesip perhize başladı.Di sini Allah mengajar mengenai minuman beralkohol dan pengaruhnya yang merusak.
Mahallenin gençleri futbol düşkünüdür.Kedua orangtuanya adalah penggemar sepak bola.
Yemeğe ve kadınlara düşkündür.Dia sangat senang uang dan perempuan.
Babasına çok düşkün.Ia sangat disayangi oleh ayahnya.
Sally'nin 'ye düşkün olduğunu ve iyi huylu göründüğünü eklemiştir.Dia merahasiakan dirinya bahwa dia sangat menyukai dan terkesan pada Pretty Cure.
İkizler: Süs düşkünü akılsız iskelet kızlar.SarapanPagi: Perumpamaan tentang Gadis-gadis yang Bijaksana dan Gadis-gadis yang bodoh
Hayır işlerine düşkün(dü).Dia juga akan selalu berbuat amal saleh (kebajikan kepada sesama makhluk).
Keyfine çok düşkündür.SENANG RASA HATI KAMI.
Alkol düşkünlüğü, El Salvador'un başta gelen sorunlarındandı.Industri kopi berkembang pesat di El Salvador.
Özgürlüklerine düşkünlükleri ve inatçılığıyla tanınırlar.Mereka dikenal atas kemasyhuran dan kekejaman mereka.
Matematikçi Pappus, Apollonius'un, bencil, üne düşkün, kibirli ve gururlu birisi olduğunu yazmaktadır.Nasihat ayahnya adalah supaya Homobonus menjadi pedagang yang jujur, adil, dan ramah.
Yuri Gagarin'in buz hokeyi düşkünlüğünü biliyorum.Tôi biết Yuri Gagarin rất thích môn Khúc côn cầu băng.
Söylendiğine göre Verus şiir yazma ve hitabete düşkün harika bir öğrenciydi.Verus được báo cáo là một học sinh xuất sắc, thích viết thơ và có những bài phát biểu.
Torunlarına çok düşkünlüğü ile bilinir.Cô rất quan tâm đến cháu trai mình.
Mahallenin gençleri futbol düşkünüdür.Cả nhà anh đều mê bóng đá.
Öğrencisi olan Sofia Kovalevskaya'ya düşkündü.Nó được đặt theo tên của nhà toán học Nga Sofia Kovalevskaya.
Dean, içki ve kadın düşkünüdür.Okina thích uống rượu và … những cô gái đẹp.
Düşkünlüğü elbisesinin yırtık pırtık olduğundan değildi.Đó là mất mát từ thất bại của Áo.
Ayrıca uykuya çok düşkündür ve içmeyi sever.Ông cũng ham mê săn bắn và thích uống rượu.
Modaya ve makyaja cok düşkündür.Cô rất thích thời trang và những vật lấp lánh.
Seks düşkünüdür.Thích Thiền Tâm.
Onlara men ettiğin şeye ne düşkündür onlar.これを貴人に対して実践したものが避諱(ひき)である。
Babasına düşkün olan kızları Bilge (Ecem Uzun) ise bu duruma çok üzülmektedir.綾部澪(あやべ れい) DVを振るう父親が嫌いで家出中の綾部の娘。
Fakat dünya zevklerine düşkün biri (idi).中條 柊哉(なかじょう しゅうや) 本作の主人公。
Sanatlara düşkün değildir.芸能人には興味はない。
Aşka oldukça düşkün bir karakter çizen Şahika, ilk olarak Sacit'e aşık olmuştur.男好きの一面があり、特に斉藤に惚れている模様。
At Yarışlarına düşkünlüğüyle bilinen oyuncunun ayrıca kendisine ait yarış atları bulunmaktadır.エリザベス女王も競馬ファンとして知られており、自身何頭も競走馬を所有している。
Seks düşkünüdür.セクハラ好き。
Yine de birbirleri için duydukları sevgi ve düşkünlük değişmez.つとむへの恋愛感情はいまでも変わっていない。
Temizliğe düşkünlüğünden ötürü “Temiz” lakabı ile anılır.綺麗にするために殺す「掃除人」。
Hayır işlerine düşkün(dü).そうして、(人は)その善を図る」と。