Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.Houd je afzijdig van drinkebroers en veelvraten;
Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.Janganlah bergaul dengan pemabuk atau orang rakus
Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.술을 즐겨하는 자와 고기를 탐하는 자로 더불어 사귀지 말라
Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.Não estejas entre os beberrões de vinho, nem entre os comilões de carne.
Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.Ne bivaj med popivači vina, ne med požeruhi mesa:
Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.Nebuď medzi pijanmi vína ani medzi žráčmi mäsa;
Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.Nebývej mezi pijány vína, ani mezi žráči masa.
Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.Ne légy azok közül való, a kik borral dõzsölnek; azok közül, a kik hússal dobzódnak.
Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.Ne sois pas parmi les buveurs de vin, Parmi ceux qui font excès des viandes:
Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.Nie bywaj między pijanicami wina, ani między żarłokami mięsa;
Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.No estés con los bebedores de vino, ni con los comilones de carne
Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.Non essere fra quelli che s'inebriano di vino, né fra coloro che son ghiotti di carne
Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.Nu fi printre ceice beau vin, nici printre ceice se îmbuibează cu carne.
Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.Sei nicht unter den Säufern und Schlemmern;
Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.Vær ikke blandt vindrikkere, blandt dem som fråtser i kjøtt!
Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.Var icke bland vindrinkare, icke bland dem som äro överdådiga i mat.
Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.Μη εσο μεταξυ οινοποτων, μεταξυ κρεοφαγων ασωτων
Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.Не будь между упивающимися вином, между пресыщающимися мясом:
Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.Не бъди между винопийци, Между невъздържани месоядци,
Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.אל תהי בסבאי יין בזללי בשר למו׃
Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.لا تكن بين شريبي الخمر بين المتلفين اجسادهم.
Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.好 飲 酒 的 、 好 喫 肉 的 、 不 要 與 他 們 來 往
Aşırı şarap içenlerle, Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.好飲 酒 的 、 好喫 肉 的 、 不 要 與 他 們來往
Bangalore'ın dışındaki bir düşkünler evinde ders verdiğim için kendimi şanslı hissediyordum.Abban a kiváltságban részesültem, hogy egy menedékházban oktathattam Bangalore külvárosában.
Bangalore'ın dışındaki bir düşkünler evinde ders verdiğim için kendimi şanslı hissediyordum.Am fost atât de onorată fiindcă am avut ocazia să predau într-un ospiciu de la periferia din Bangalore.
Bangalore'ın dışındaki bir düşkünler evinde ders verdiğim için kendimi şanslı hissediyordum.Đó thực sự là một đặc ân cho tôi khi tôi có thể được dạy ở một nhà tế bần ở vùng ngoại ô Bangalore.
Bangalore'ın dışındaki bir düşkünler evinde ders verdiğim için kendimi şanslı hissediyordum.Ho avuto il privilegio di insegnare in una casa di cura alla periferia di Bangalore.
Bangalore'ın dışındaki bir düşkünler evinde ders verdiğim için kendimi şanslı hissediyordum.Ich hatte das Privileg, in einem Hospiz im Außenbezirk von Bangalore unterrichten zu können.
Bangalore'ın dışındaki bir düşkünler evinde ders verdiğim için kendimi şanslı hissediyordum.Ik had het voorrecht om les te geven in een verzorgingstehuis in de rand van Bangalore.
Bangalore'ın dışındaki bir düşkünler evinde ders verdiğim için kendimi şanslı hissediyordum.J'ai eu le privilège de pouvoir enseigner dans un hospice dans la banlieue de Bangalore.
Bangalore'ın dışındaki bir düşkünler evinde ders verdiğim için kendimi şanslı hissediyordum.전 방갈로르 외각의 한 호스피스 시설에서 수업을 할 수 있었다는 것이 정말로 큰 영광이었습니다
Bangalore'ın dışındaki bir düşkünler evinde ders verdiğim için kendimi şanslı hissediyordum.Miałam ten przywilej uczenia w hospicjum na przedmieściach Bangalore.
Bangalore'ın dışındaki bir düşkünler evinde ders verdiğim için kendimi şanslı hissediyordum.Saya sangat beruntung dapat mengajar di sebuah rumah sakit khusus di pinggiran kota Bangalore.
Bangalore'ın dışındaki bir düşkünler evinde ders verdiğim için kendimi şanslı hissediyordum.Sentia-me muito privilegiada por poder ensinar num hospital nos arredores em Bangalore.
Bangalore'ın dışındaki bir düşkünler evinde ders verdiğim için kendimi şanslı hissediyordum.Tuve el privilegio de poder enseñar en un hospicio en las afueras de Bangalore.
Bangalore'ın dışındaki bir düşkünler evinde ders verdiğim için kendimi şanslı hissediyordum.Ήμουν τόσο τυχερή που μπορούσα να διδάσκω σ' ένα άσυλο στα προάστια του Μπανγκαλόρ.
Bangalore'ın dışındaki bir düşkünler evinde ders verdiğim için kendimi şanslı hissediyordum.Имах честта да преподавам в болница за неизлечимо болни в покрайнините на Бангалор.
Bangalore'ın dışındaki bir düşkünler evinde ders verdiğim için kendimi şanslı hissediyordum.Я была удостоена возможности преподавать в хосписе на окраине Бангалора.
Bangalore'ın dışındaki bir düşkünler evinde ders verdiğim için kendimi şanslı hissediyordum.היתה לי הזכות ללמד בבית-מחסה בחוצות העיר בנגלור.
Bangalore'ın dışındaki bir düşkünler evinde ders verdiğim için kendimi şanslı hissediyordum.لقد كنت محظوظة بأن استطعت ان ادرس في دير في ضواحي بانغلور
Bangalore'ın dışındaki bir düşkünler evinde ders verdiğim için kendimi şanslı hissediyordum.教える機会を持てたことは、 大変光栄なことでした。 ある日の朝早くに、
Bay Owen Hintlilere düşkün gibi görünüyor.Al señor Owen parecen gustarle los negritos.
Bay Owen Hintlilere düşkün gibi görünüyor.Domnul Owen pare a fi mândru de mic indieni.
Bay Owen Hintlilere düşkün gibi görünüyor.Herr Owen scheint ein bißchen besessen von den kleinen Indianerjungen zu sein.
Bay Owen Hintlilere düşkün gibi görünüyor.Herr Owen verkar tycka om små negrer.
Ben bahçesine düşkün biriyim.7年前のある日 ジャガイモを植えていました
Ben bahçesine düşkün biriyim.Ich bin ein begeisterter Gärtner.
Ben bahçesine düşkün biriyim.Ik ben een uiterst toegewijd tuinier.
Ben bahçesine düşkün biriyim.Jestem zagorzałym ogrodnikiem.
Ben bahçesine düşkün biriyim.Je suis un jardinier très passionné.
Ben bahçesine düşkün biriyim.저는 그것을 텃밭에서 발견했습니다. 저는 텃밭을 아주 열심히 돌봅니다.
Ben bahçesine düşkün biriyim.Saya seorang tukang kebun yang tekun.
Ben bahçesine düşkün biriyim.Sono un giardiniere appassionato
Ben bahçesine düşkün biriyim.Sunt un gradinar foarte devotat.
Ben bahçesine düşkün biriyim.Tôi đã tim ra nó trong khu vườn, tôi là người làm vườn tận tụy
Ben bahçesine düşkün biriyim. Yedi yıl kadar önce bir gün, patates ekiyordum.Soy un jardinero dedicado, y hace unos siete años estaba yo cierto día plantando papas.
Ben bahçesine düşkün biriyim.Μου αρέσει πολύ η κηπουρική.
Ben bahçesine düşkün biriyim.Аз съм запален градинар.
Ben bahçesine düşkün biriyim.Я очень увлечённый садовод.
Ben bahçesine düşkün biriyim.והיה יום אחד לפני שבע שנים בערך, שתלתי תפוחי אדמה.