Ciddi olamazsın.You cannot be serious.
Müzakere ciddi bir aşamaya girdi.The negotiation has entered upon a serious phase.
Siyah insanlara karşı hâlâ ciddi bir ırkçı nefret vardır.There is still serious racial hatred against black people.
Hepimiz duruma ciddi olarak baktık.We all regarded the situation as serious.
Benim erkek arkadaşım ciddi görünüyor.My boyfriend seems serious.
Seninle ciddi bir şey hakkında konuşmayı zor buluyorum.I find it difficult to talk to you about anything serious.
Mary'nin ciddi olarak hasta olduğundan kesinlikle eminim.I know for certain that Mary is seriously ill.
Ben, sağlığımı ciddiye alıyorum.I take my health seriously.
İşim hakkında ciddiyim.I'm serious about my job.
Ciddi bir hata yaptım.I made a serious mistake.
Birbirimize karşı ciddi şekilde konuştuk.We talked seriously to one another.
Ekin erken donun bir sonucu olarak ciddi hasar gördü.The crop suffered serious damage as a consequence of the early frost.
Durum çok ciddi.The situation is very serious.
Ciddi yaralarına rağmen onların hepsi iyi ruh hali içindeydi.For all their serious wounds, all of them were in good spirits.
Çocuk suçluluğundaki artış ciddi bir sorundur.The increase in juvenile delinquency is a serious problem.
Durumunuz ciddi değil.Your condition isn't serious.
Ciddi ol.Get serious.
Duruma ciddi olarak bakıyor musunuz?Do you regard the situation as serious?
Nüfus artışı ciddi bir sorundur.The increase of the population is a serious problem.
Nüfus artışı, ciddi sosyal sorunlara yol açmıştır.Population growth has given rise to serious social problems.
Nüfus patlaması, ciddi bir sorundurThe population explosion is a serious problem.
Havaalanın yakınlarında yaşayanlar için gürültü en ciddi problemdir.Noise is the most serious problem for those who live around the airports.
Şişman olmak benim için ciddi bir sorundur.Being fat is a serious problem for me.
Hava kirliliği bu ülkede ciddi bir sorundur.Air pollution is a serious problem in this country.
Hava kirliliği ciddi global bir sorundur.Air pollution is a serious global problem.
Başkanın ciddi sorumlulukları var.The president has grave responsibilities.
Ciddi hastalığımdan kurtulduğum için, yaratılışın tümü benim için güzeldir.Since I recovered from my serious illness, all of creation is beautiful to me.
Küresel ısınma, vahşi hayvanlar için de ciddi sorunlara neden olabilir.Global warming can cause serious problems for wild animals, too.
Kasaba su ikmali ağır yağışlar tarafından ciddi şekilde engellendi.The town water supply was seriously obstructed by heavy rainfalls.
O zaman, ülkemiz ciddi ekonomik zorluklarla karşı karşıya kalmıştır.At the time, our country was confronted with serious economic difficulties.
Kuraklık dönemi ürüne ciddi hasar verdi.The spell of drought did severe damage to the harvest.
Kuraklık, hasada ciddi hasar verdi.The drought did severe damage to the harvest.
Japonya'da yedi yılı boyunca, ciddi olarak Japonca çalıştı.During his seven years in Japan, he studied Japanese in earnest.
Kirlilik problemleri yıldan yıla gittikçe ciddileşiyor.From year to year, pollution problems are becoming more and more serious.
Benim ciddi bir cilt sorunum var.I have a serious skin problem.
O, kararına ciddi bir hata olarak baktı.She looked on his decision as a grave mistake.
Onun arabası ciddi şekilde hasar gördü.His car was seriously damaged.
Yüzünde ciddi bir görünüm vardı.He had a severe look on his face.
Her zaman ciddi müzik dinler.He always listens to serious music.
O her zaman ciddi müzik dinler.He always listens to serious music.
O, ciddiyetini koruyor.He's keeping a straight face.
Kötü haber söylendiğinde o ciddi görünüyordu.He looked grave when told the bad news.
Trafik kazasında ciddi biçimde yaralandı.He got hurt seriously in the traffic accident.
O ciddi olarak çalışmaya başladı.He began to study in earnest.
O, ciddi şekilde kalabalığa hitap etti.He addressed the crowd gravely.
O, ciddiyet tarafında yayıldı.He erred on the side of severity.
Bir trafik kazasında ciddi biçimde yaralanmıştı.He was seriously injured in a traffic accident.
Bir trafik kazasında ciddi şekilde yaralandı.He was seriously injured in a traffic accident.
Bugün ciddileşiyor.He is being earnest today.
O, araba kazasında ciddi şekilde yaralandı.He was seriously injured in the car accident.
O, ciddi hastalığı nedeniyle gelemedi.He could not come because of his serious illness.
O ciddi bir hata yaptı.He made a grave mistake.
Ciddi bir suç işledi.He committed a serious crime.
Onlar onun ciddi olarak hasta olduğunu söylüyorlar.They say that he is seriously ill.
Ciddi bir hastalıktan ötürü acı çekiyor.He is suffering from a serious illness.
O, kadınları ciddiye almayan erkek türüdür.He's the kind of guy who doesn't take women seriously.
O ciddi olarak fotoğraf çekti.He took the photos in earnest.
Meselenin ciddiyetini anlayamıyorlardı.They couldn't comprehend the seriousness of the matter.
Onlar ciddi bir durumla karşı karşıya.They are faced with a serious situation.
Onun yüzünde her zaman ciddi bir görünüş var.She always has a serious look on her face.