Diyordu ki: Asla trombonlara bakma -- bu sadece onları cesaretlendirir.Nunca mires a los trombones -- esto sólo les anima.
Diyordu ki: Asla trombonlara bakma -- bu sadece onları cesaretlendirir.Soha ne nézzen a harsonákra csak felbátorítja őket!
Diyordu ki: Asla trombonlara bakma -- bu sadece onları cesaretlendirir.Ποτέ μην κοιτάς τα τρομπόνια -- απλώς τα ενθαρρύνεις.
Diyordu ki: Asla trombonlara bakma -- bu sadece onları cesaretlendirir.Никога не гледайте тромбоните - това само ги насърчава.
Diyordu ki: Asla trombonlara bakma -- bu sadece onları cesaretlendirir.Она гласит: никогда не смотри в сторону тромбонов - их это только воодушевляет.
Dokuz rasayı ya da navarasaları biliyorum. öfke, cesaret, nefret, neşe ve korku.저는 나파라사스라고하는 9개의 라사(감정표현방법)를 알고 있습니다. 분노, 용기 혐오, 해학
Dokuz rasayı ya da navarasaları biliyorum. öfke, cesaret, nefret, neşe ve korku.la colère, la bravoure, l"écœurement, l'humour et la peur.
Dokuz rasayı ya da navarasaları biliyorum. öfke, cesaret, nefret, neşe ve korku.Tôi biết 9 loại trạng thái tình cảm chi phối: tức giận, dũng cảm ghê tởm, hài hước và sợ hãi
Dokuz rasayı ya da navarasaları biliyorum. öfke, cesaret, nefret, neşe ve korku.Wut, Tugend, Abscheu, Humor, und Angst.
Dokuz rasayı ya da navarasaları biliyorum. öfke, cesaret, nefret, neşe ve korku.Znam dziewięć rasas (stanów ducha) i navarasas gniew, waleczność, odraza, nastrój i strach.
Dokuz rasayı ya da navarasaları biliyorum. öfke, cesaret, nefret, neşe ve korku.אני מכירה את תשעת הבעות הפנים של הנווראסאס: זעם, אומץ, גועל, הומור
Dokuz rasayı ya da navarasaları biliyorum. öfke, cesaret, nefret, neşe ve korku.كنت اعرف الاصول التسعة او ما يسمى بالنافاراساس الغضب، البسالة الاشمئزاز، المرح
Dokuz rasayı ya da navarasaları biliyorum. öfke, cesaret, nefret, neşe ve korku.怒り 勇気 嫌悪 笑い そして恐怖
Dördüncüsü: Keşke kendimi gerçekten istediğim gibi ifade edecek cesareti kendimde bulabilseydim.5番 他の人の期待に 合わせるのでなく
Dördüncüsü: Keşke kendimi gerçekten istediğim gibi ifade edecek cesareti kendimde bulabilseydim.Cuarto: desearía haber tenido el valor de ser yo mismo.
Dördüncüsü: Keşke kendimi gerçekten istediğim gibi ifade edecek cesareti kendimde bulabilseydim.네째: 진정한 나를 표현할 용기가 있었더라면.
Dördüncüsü: Keşke kendimi gerçekten istediğim gibi ifade edecek cesareti kendimde bulabilseydim.Νούμερο τέσσερα: εύχομαι να είχα το θάρρος να εκφράσω τον πραγματικό μου εαυτό.
Dördüncüsü: Keşke kendimi gerçekten istediğim gibi ifade edecek cesareti kendimde bulabilseydim.מספר 4: הלואי שהיה לי האומץ לבטא יותר את העצמי האמיתי שלי.
Dördüncüsü: Keşke kendimi gerçekten istediğim gibi ifade edecek cesareti kendimde bulabilseydim.الرابع: أتمنى لو أنها كانت لدي الشجاعة للتعبير عن ذاتي.
Dunedain Efendisi insanlarıyla büyük cesaretli bir saldırı yaptı ve düşman köleleri ürktüler.Dunedain folkets Herre, sine mænd i et storslået og ærefuldt slag, og fjenden tjenere skælvede.
Dunedain Efendisi insanlarıyla büyük cesaretli bir saldırı yaptı ve düşman köleleri ürktüler.Herr der Dúnedain, seine Mannen in einen großen und kühnen Angriff und die Diener des Feindes verzagten.
Dunedain Efendisi insanlarıyla büyük cesaretli bir saldırı yaptı ve düşman köleleri ürktüler.liderou seu povo em uma grande ofensiva, e os serviçais do Inimigo cederam.
Dunedain Efendisi insanlarıyla büyük cesaretli bir saldırı yaptı ve düşman köleleri ürktüler.Pán Dúnadanov, viedol svoj ľud do veľkého a odvážneho boja, a služobníci Nepriateľa sa triasli hrôzou.
Dunedain Efendisi insanlarıyla büyük cesaretli bir saldırı yaptı ve düşman köleleri ürktüler.Wódz Dúnedainów poprowadził swych ludzi do mężnego szturmu, i słudzy zła zadrżeli.
Dunedain Efendisi insanlarıyla büyük cesaretli bir saldırı yaptı ve düşman köleleri ürktüler.敵のしもべは恐れをなした
Eğer ailesinin bu desteği olmasaydı, belki yeteneği için cesaretlendirilmeyecekti ve ressam olmayacaktı.Jinak by její obrovský talent nebyl podpořen. Vůbec se nemusela stát malířkou.
Eğer bir gün böyle biriyle karşılaşırsanız, Onlara yaklaşın, onları cesaretlendirin, onlara umut verin.Ale ak raz jedného stretnete, všimnite si ho, posmeľte ho, dajte mu nádej.
Eğer bir gün böyle biriyle karşılaşırsanız, Onlara yaklaşın, onları cesaretlendirin, onlara umut verin.Ale když někdy jednoho potkáte, najměte ho, podpořte a nabídněte mu naději.
Eğer bir gün böyle biriyle karşılaşırsanız, Onlara yaklaşın, onları cesaretlendirin, onlara umut verin.Dar dacă vreodată te întâlnești cu unul, vorbește cu el, încurajează-l și oferă-i o speranță.
Eğer bir gün böyle biriyle karşılaşırsanız, Onlara yaklaşın, onları cesaretlendirin, onlara umut verin.Jos sattumalta joskus tapaat jonkun, keskustele heidän kanssaan, rohkaise heitä ja anna heille toivoa.
Eğer bir gün böyle biriyle karşılaşırsanız, Onlara yaklaşın, onları cesaretlendirin, onlara umut verin.Lecz gdy takiego spotkacie, podejdźcie, pokrzepcie i dajcie mu nadzieję.
Eğer bir gün böyle biriyle karşılaşırsanız, Onlara yaklaşın, onları cesaretlendirin, onlara umut verin.Maar als u er ooit één ontmoet, betrek ze, moedig ze aan, en geef ze hoop.
Eğer bir gün böyle biriyle karşılaşırsanız, Onlara yaklaşın, onları cesaretlendirin, onlara umut verin.Mais si vous en rencontrez un, embauchez-le, encouragez-le, et offrez-lui de l'espoir.
Eğer bir gün böyle biriyle karşılaşırsanız, Onlara yaklaşın, onları cesaretlendirin, onlara umut verin.Mégis, ha találkoznának eggyel, beszéljenek vele, bátorítsák és adjanak neki reményt.
Eğer bir gün böyle biriyle karşılaşırsanız, Onlara yaklaşın, onları cesaretlendirin, onlara umut verin.Men hvis du nogensinde møder en, kontakt dem, opmunter dem, og giv dem håb.
Eğer bir gün böyle biriyle karşılaşırsanız, Onlara yaklaşın, onları cesaretlendirin, onlara umut verin.Nhưng nếu bạn có bao giờ gặp một ai như vậy, hãy ủng hộ, khích lệ và trao cho họ niềm tin.
Eğer bir gün böyle biriyle karşılaşırsanız, Onlara yaklaşın, onları cesaretlendirin, onlara umut verin.Pero si se encuentran con uno, denles ánimo, denles esperanza.
Eğer bir gün böyle biriyle karşılaşırsanız, Onlara yaklaşın, onları cesaretlendirin, onlara umut verin.Se algum de vocês encontrar um sem-abrigo, atraiam-no, encorajem-no e dêem-lhe esperança.
Eğer bir gün böyle biriyle karşılaşırsanız, Onlara yaklaşın, onları cesaretlendirin, onlara umut verin.Se però vi capita di incontrarne uno, parlategli, incoraggiatelo e offritegli speranza.
Eğer bir gün böyle biriyle karşılaşırsanız, Onlara yaklaşın, onları cesaretlendirin, onlara umut verin.Tapi jika anda bertemu salah satu dari mereka, berhubunganlah dengan mereka, dorong mereka, dan beri harapan.
Eğer bir gün böyle biriyle karşılaşırsanız, Onlara yaklaşın, onları cesaretlendirin, onlara umut verin.Vendar, če kdaj katerega izmed njih srečate, se mu posvetite, ga spodbudite in mu ponudite upanje.
Eğer bir gün böyle biriyle karşılaşırsanız, Onlara yaklaşın, onları cesaretlendirin, onlara umut verin.Αλλά αν ποτέ συναντήσετε έναν από αυτούς, πλησιάστε τον και ενθαρρύντε τον προσφέροντάς του ελπίδα.
Eğer bir gün böyle biriyle karşılaşırsanız, Onlara yaklaşın, onları cesaretlendirin, onlara umut verin.Но ако някога срещнете такъв, наемете го, насърчете го и му предложете надежда.
Eğer bir gün böyle biriyle karşılaşırsanız, Onlara yaklaşın, onları cesaretlendirin, onlara umut verin.Но если вы встретите их, развлеките их, поддержите их и предложите им повод для надежды.
Eğer bunu yapmak için herkesi cesaretlendirebilecek tek bir şey varsa, politikacıları, dini liderleri ve bizi,Jeśli miałbym wszystkich zachęcić do czegoś,
Eğer bunu yapmak için herkesi cesaretlendirebilecek tek bir şey varsa, politikacıları, dini liderleri ve bizi,우리 모두가, 정치인들, 종교지도자들, 그리고 우리들이 하도록 제가 고무시킬 수 있는 한가지가 있다면,
Eğer bunu yapmak için herkesi cesaretlendirebilecek tek bir şey varsa, politikacıları, dini liderleri ve bizi,S'il y a une chose que je peux encourager tout le monde à faire,
Eğer bunu yapmak için herkesi cesaretlendirebilecek tek bir şey varsa, politikacıları, dini liderleri ve bizi,Wenn es etwas gibt, wozu ich jeden Menschen ermutigen kann,
Eğer bunu yapmak için herkesi cesaretlendirebilecek tek bir şey varsa, politikacıları, dini liderleri ve bizi,ואם יש דבר אחד שאני יכול לעודד את כולם לעשות, פוליטיקאים, מנהיגים דתיים וכולנו,
Eğer bunu yapmak için herkesi cesaretlendirebilecek tek bir şey varsa, politikacıları, dini liderleri ve bizi,إذا كان هناك شيء واحد يمكن أن أشجع الجميع على القيام به ، السياسية، و زعماء الدين، وبيننا،
Eğer bunu yapmak için herkesi cesaretlendirebilecek tek bir şey varsa, politikacıları, dini liderleri ve bizi,政治家や宗教指導者 そして皆さんにお勧めするのは 道徳的な想像力の拡大です
Eğer öyleyse, umarım cesaretli biridir.Se estiver, torça para que ela tenha coragem.
Eğer öyleyse, umarım cesaretli biridir.- Tak. Ja pierdolę.
Eğer öyleyse, umarım cesaretli biridir.Ако е така, Надявам се, че е достатъчно смела.
Evet bunlarla aynı değil ama bizim cesaret kelimemiz,Non è la stessa, ma
Ey babalar, çocuklarınızı incitmeyin, yoksa cesaretleri kırılır.Hỡi kẻ làm cha , chớ hề chọc_giận con_cái mình , e chúng_nó ngã_lòng chăng .
Ey babalar, çocuklarınızı incitmeyin, yoksa cesaretleri kırılır.Hỡi kẻ làm cha, chớ hề chọc giận con cái mình, e chúng nó ngã lòng chăng.
Ey babalar, çocuklarınızı incitmeyin, yoksa cesaretleri kırılır.I fäder, reten icke edra barn, på det att de icke må bliva klenmodiga.
Ey babalar, çocuklarınızı incitmeyin, yoksa cesaretleri kırılır.I Fædre! opirrer ikke eders Børn, for at de ikke skulle tabe Modet.
Ey babalar, çocuklarınızı incitmeyin, yoksa cesaretleri kırılır.I fedre! opegg ikke eders barn, forat de ikke skal tape motet!