Tom'un Mary'den borç para istemeye cesareti var.Tom has a lot of guts asking Mary for a loan.
Tom, tekrar denemesi için Mary'yi cesaretlendirdi.Tom encouraged Mary to try again.
Tom'un Mary'den video kamerasını ona ödünç vermesi için isteme cesareti yok.Tom doesn't have the courage to ask Mary to lend him her video camera.
Tom'un Mary'ye doğruyu söyleyecek cesareti yoktu.Tom didn't have the heart to tell Mary the truth.
Tom'un Mary'ye gerçeği söyleyecek cesareti yoktu.Tom didn't have the courage to tell Mary the truth.
Tom'un Mary'nin onun yapmasını istediği şeyi reddedecek cesareti yoktu.Tom didn't have the courage to refuse to do what Mary asked him to do.
Tom'un Mary'ye itaatsizlik edecek cesareti yoktu.Tom didn't have the courage to disobey Mary.
Tom'un Mary'ye arkadaşlık teklif edecek cesareti yoktu.Tom didn't have the courage to ask Mary out.
Tom cesaretinden dolayı Mary'ye hayran.Tom admired Mary for her courage.
Tom onun cesareti için Mary'ye hayran.Tom admired Mary for her bravery.
Sanırım Tom'un Mary'ye karşı çıkma cesareti yok.I think Tom doesn't have the courage to oppose Mary.
Tom'un Mary'ye ateş edecek cesareti yoktu.Tom didn't have the guts to shoot Mary.
Onun bunu söyleyecek cesareti vardı.He had the courage to say it.
Tom Mary'ye onunla dışarı çıkmasını rica etmek istedi, ama cesareti yoktu.Tom wanted to ask Mary to go out with him, but he didn't have the courage to.
Tom Mary'nin cesaretine gerçekten hayran kaldı.Tom really admired Mary's courage.
Tom Mary'yi işleri kendi başına yapması için cesaretlendiriyor.Tom keeps encouraging Mary to do things on her own.
Tom'un gökyüzü dalışını deneyecek cesareti yoktu.Tom didn't have the courage to try sky diving.
Tom'un Mary ile konuşacak cesareti yoktu.Tom didn't have the courage to speak to Mary.
Tom'un bir hata yaptığını kabul edecek cesareti yoktu.Tom didn't have the courage to admit that he had made a mistake.
Tom Mary'ye bakmaya cesaret edemedi.Tom didn't dare to look at Mary.
Tom son dakikada cesaret edemedi.Tom chickened out at the last minute.
Tom cesaret edemedi ve bangi jampingi denemedi.Tom chickened out and didn't try bungee jumping.
Tom'un cesareti kırıldı.Tom became discouraged.
Tom Mary'nin cesaretine hayran oldu.Tom admired Mary's courage.
Planıma hayır diyecek cesareti yok.He doesn't have the guts to say no to my plan.
Yeterince cesaretin yok.You don't have the guts.
Tom Mary'yi öpmek istedi fakat denemek için cesareti yoktu.Tom wanted to kiss Mary, but he didn't have the nerve to try.
Onların sonuçlarını aldıktan sonra herkesin cesareti kırıldı.Everyone were discouraged after they got their results.
Keşke hislerimi ifade etme cesaretim olsa.I wish I had the courage to express my feelings.
Keşke duygularımı gösterecek cesaretim olsa.I wish I had the courage to show my feelings.
Keşke duygularım hakkında konuşma cesaretim olsa.I wish I had the courage to speak about my feelings.
Onun cesaretini takdir ettim ve ona güveniyorum.I looked upon his courage and trusted him.
Onun cesaretine hayran olduğum için, ona güvendim.Because I admired his courage, I trusted him.
Cesaretinden dolayı ona güvenim vardı.Because of his bravery, I had confidence in him.
Onun cesareti anılarımızda kalacak.Her braveness will remain in our memories.
Erkek kardeşimin nehri yüzerek geçmeye cesareti yoktu.My brother didn't have the courage to swim across the river.
Dereyi atlamaya cesaret edemedi.He dared not jump over the brook.
Tom utangaç ve cesaretsizdir.Tom is shy and cowardly.
Cesaretin varsa beni korkut!Fear me, if you dare!
Cesaretli ol!Chin up!
Mütevazilik olmaksızın cesaret tehlikeli bir oyundur.Without humility, courage is a dangerous game.
Cesaretimizi yitirmemeliyiz.We should not lose courage.
Gel ve beni yakala eğer cesaretin varsa.Come and catch me if you dare.
Artık hiç kimsenin onu yapmak için cesareti var gibi görünmüyor.No one seems to have the guts to do that anymore.
Kız kardeşimi aşağılamaya nasıl cesaret edersin?How dare you insult my sister!
Doğruluk mu cesaret mi oynayalım.Let's play truth or dare.
Tom'un cesaretini kırmayalım.Let's not discourage Tom.
Tom Mary'nin cesaretini kırmak istemiyor.Tom doesn't want to discourage Mary.
O cesaret verici.That's encouraging.
O cesaret kırıcı.That's discouraging.
Cesaretin olsun.Have courage.
O, dereyi atlamaya cesaret edemedi.He dared not jump the brook.
O derenin üzerinden atlamaya cesaret edemedi.He didn't dare to jump over the brook.
Akıntıya karşı çabalamak cesaret gerektirir.To strive against the stream requires courage.
Bir şey söz vermeye cesaretim yok.I do not dare to promise something.
Onlar kar fırtınasına cesaretle karşı koydular.They braved the snow storm.
Bu cesaret kırıcı.This is discouraging.
Tom cesareti kırılmış.Tom is unnerved.
Tom cesareti kırılmış görünüyor.Tom looks discouraged.
Tom cesaret verecek şekilde başını salladı.Tom nodded encouragingly.