Kapıyı kapat! Burada bir hava cereyanı var!Shut the door! There is a draught here!
Ve sonra umulmayan bir şey cereyan etti.And then something unexpected occurred.
Burası çok cereyanlı.It's very drafty in here.
Burası cereyanlı.It's drafty in here.
Burası gerçekten cereyanlı.It's really drafty in here.
Ancak bizzat Hatemi ile de aralarında tartışmalar cereyan etmiştir.They part my garments among them, and cast lots upon my vesture.
90'larda tekno ve rave cereyan ediyordu, bunların birçok farklı türü de vardı.Techno and rave were happening in the 90s and had a lot of different forms.
Bu hazırlıklar çok çok kısa bir zamanda cereyan eder.This predicts trouble in a short time.
Ve bunda iki şey cereyan ediyor.And two things really flow from this.
Eğer olay böyle cereyan ettiyse muhtemelen bunun birkaç kez provasını yapmış olmalılar.And I'd like to think if this was the case, they probably would have rehearsed it a few times.
Bu, onun hayatının toplamı, cereyan eden şeylerin hepsinin -- kötü şeyler, iyi şeyler.It's the sum total of his life, all the things that had happened -- the bad things, the good things.
Bütün bunlar böyle cereyan etmektedir.That, because Allah!
Öğrenci, "Balkon pencereleri çok eski ve her yerden cereyan yapıyor."The balcony windows are very old and there are drafts throughout.
Ancak bizzat Hatemi ile de aralarında tartışmalar cereyan etmiştir.Vom Werden und Vergehen meines Heimatdorfes (Chronik).
Olay kuru bir çöl ortasında cereyan etmektedir.Das Treffen findet mitten in der Wüste statt.
Bu hazırlıklar çok çok kısa bir zamanda cereyan eder.Die Bereitstellung erfolgt hierbei in einer viel zu kurzen Zeitspanne.
Savaş önce düello şeklinde cereyan etti.Das Duell gegen Sturm gestaltete sich zunächst ausgeglichen.
Unutulmaz bir olay cereyan etti.Un évènement inoubliable s'est produit.
1999'da Kosova'da cereyan eden çatışmaları ailesiyle birlikte ev hapsinde tutulduğu Priştina'dan izlemiştir.Durante la Guerra de Kosovo en 1999, fue secuestrado junto a su familia en su domicilio en Priština.
Bu hazırlıklar çok çok kısa bir zamanda cereyan eder.Y quiero resolver este problema en poco tiempo.
Çeşitli fikir cereyanlarında sosyalistler en zayıf görünümde olanlardı.Tiene el punto de vista más socialista entre los losties, en términos económicos.
Suda cereyan eden katalizlenmeyen tepkimede böylesi bir ortam yoktur.Cada triángulo no degenerado tiene tal punto.
Mebusluk müddeti esnasında müruru zaman cereyan etmez.No reconoce el manejo de husos horarios.
İslamcılık Cereyanı, 1962.Ricerche sulle leghe greche, 1962.
Ancak bizzat Hatemi ile de aralarında tartışmalar cereyan etmiştir.На лицах истязателей моих явственно проступило недоумение.
Moskova Metrosunun sert nükleer kışıyla başlayan hikâye bir yıllık süreçte cereyan eder.История начинается c суровой ядерной зимы и происходит в течение одного года.
Rutin devriye turlarıyla sakin başlayan görev, gizemli olayların cereyan etmesiyle karmaşık bir hal alır.Их благополучный отдых прерывает срочный вызов по загадочному происшествию.
Olay kuru bir çöl ortasında cereyan etmektedir.Действие происходит в иссушенной пустыне.
Savaş üç temel cephede cereyan etti.Война велась на трех фронтах.
Göç hareketi üç dalga halinde cereyan etmiştir.O azebre: peça em três actos.
Mebusluk müddeti esnasında müruru zaman cereyan etmez.É desaconselhada a sua utilização durante a fase de amamentação.
Ancak bizzat Hatemi ile de aralarında tartışmalar cereyan etmiştir.Het waren mijn zonden die Hem daar plaatsten."
Eylem, üstünde cereyan ettiği yerin şekline göre biçim almakta ve buna göre şekillenmektedir.Het organisme reageert op dit veld zoals het dit ervaart en waarneemt.
Romanın ikinci kısmı tamamen Riad'ın üzerinde cereyan eder.Het tweede tweede deel over Rayna.
Olay kuru bir çöl ortasında cereyan etmektedir.De ontmoeting vindt midden in de woestijn plaats.
6-9 Ocak 1921 tarihleri arasındaki muharebeler, örtme ve emniyet kuvvetleri harekatı şeklinde cereyan etti.3-9 februari: Het geweld tussen de betogers en tegen journalisten hield enige tijd aan.
İsveç ile komşuları arasında cereyan etmiştir.Chciał to osiągnąć przez przyjaźń ze Szwedami.
İsveç ile komşuları arasında cereyan etmiştir.Hon höll dock kontakten med Sverige.
Parlamento çalışmaları aleni olarak cereyan eder.Рішення парламенту мають рекомендаційний характер.
Mebusluk müddeti esnasında müruru zaman cereyan etmez.Під час сплячки їжі не вживають.
Moskova Metrosunun sert nükleer kışıyla başlayan hikâye bir yıllık süreçte cereyan eder.Історія починається з суворої ядерної зими й відбувається протягом одного року.
Mebusluk müddeti esnasında müruru zaman cereyan etmez.Szoptatás alatt nem tanácsos szedni.
Sakarya meydan muharebesinin cereyan ettiği Yıldız tepesiyle Sakarya nehri arasındadır.Elven videt seg tidligere ut i brede slyng som kunne roes med båt (nå oppdemmet med terskler).
"Her şey Kusursuz Bir Fars Atmosferi İçinde Cereyan Etti", Murat Yalçın, Kitap-lık, No.106, Haziran 2007.«Hvem skal finansiere min gode smak?», av Øyvind Myhre, Ideer om Frihet nr. 3, 1989.
İslamcılık Cereyanı, 1962.Utgitt av Håkonshallens venner, 1962.
Bu reaksiyon, aynı zamanda, ikincil ve üçüncül alkollerden oluşur, ancak ikame SN1 yoluyla cereyan etmektedir.Phản ứng này cũng xảy ra đối với rượu bậc 2 và bậc 3, nhưng là phản ứng thế SN1.
90'larda tekno ve rave cereyan ediyordu, bunların birçok farklı türü de vardı.Nhạc điện tử và rave đã xuất hiện vào thập niên 90 và hiện hữu ở nhiều biến thể khác nhau.
Ancak bizzat Hatemi ile de aralarında tartışmalar cereyan etmiştir.わたしの邪魔をする者だ。
Ancak bizzat Hatemi ile de aralarında tartışmalar cereyan etmiştir.佛以法華為木鐸,惟我禪師,超然深悟。
Savaş üç temel cephede cereyan etti.地面战在3个战线展开。
Filmdeki olaylar cephede değil, Bakü harp hastanesinde cereyan eder.她不是死在病房里,而是医院的走道上。
Mebusluk müddeti esnasında müruru zaman cereyan etmez.陪都严格意义上不计入建都时间。
1971 - 2000 arasında Kuzey İrlanda'da cereyan eden iç savaş sırasında gerillaların nakledildiği hapishaneydi.1971년 중반에서 2000년 중반까지 북아일랜드 분쟁에 참여한 준군사조직 요원들을 체포 수감하는 데 사용되었다.
Bu hazırlıklar çok çok kısa bir zamanda cereyan eder.Постигат всичко това в много кратки срокове.
Cereyan eden bu hâdiseler üzerine Olcaytu da Şiîliği terk ederek Sünnîliği kabul etmek zorunda kaldı.Prenasledovaný pre vieru, musel opustiť Uhorsko.
İsveç ile komşuları arasında cereyan etmiştir.Žalgirio laikų Lietuva ir jos kaimynai.
90'larda tekno ve rave cereyan ediyordu, bunların birçok farklı türü de vardı.9 dešimtmetyje LARP išplito, atsirado įvairių jo rūšių.
Savaş önce düello şeklinde cereyan etti.Tüli lahendati pimedas peetud duellil.
Belki de bu hayvan ölümleri uzakta, dünyanın öbür ucunda cereyan ettiği için kimse dikkat etmemiştir.아마도 이러한 일들이 지구 반대편에서 일어나서 그런 것일 수도 있습니다. 아무도 관심을 갖지 않는 지역에서 말입니다.
Belki de bu hayvan ölümleri uzakta, dünyanın öbür ucunda cereyan ettiği için kimse dikkat etmemiştir.Może dlatego, że działo się to na drugim końcu świata, gdzie nikt nie zwracał uwagi.