Habere göre, can kaybı yoktu.Reportedly, there were no casualties.
Buradaki çoğu insan oldukça arkadaş canlısı.Most people here are pretty friendly.
O bütün gün canımı sıkmaktan başka bir şey yapmaz.She does nothing but annoy me all day long.
Şu anda canım televizyon seyretmek istemiyor.Now I don't feel like watching television.
Buradaki insanlar gerçekten arkadaş canlısı.The people here are really friendly.
Ne yazık ki, Tom bir can yeleği giymiyordu.Unfortunately, Tom wasn't wearing a life jacket.
Başka can kaybı bildirilmedi.No other casualties were reported.
"Piknikte canlı müzik olacak." "Ne tür müzik?""There will be live music at the picnic." "What kind of music?"
O canlandırıcı bir yürüyüş yaptı.He took an exhilarating walk.
Nehir kenarı boyunca canlandırıcı bir yürüyüş yaptı.He took an exhilarating walk along the riverside.
O nehir kıyısı boyunca canlandırıcı bir yürüyüş yaptı.He took a vitalizing walk along the riverside.
Tom Mary'ye bir can kurtaran yeleği fırlattı.Tom threw Mary a life preserver.
O, ailesini görmek için can atıyor.She yearns for her family.
Sadece canımız dans etmek istemiyor.We just don't feel like dancing.
O dans etmek için can atıyor.She's itching to dance.
Hızlı bir mola ve bir aperatiften sonra o yeniden canlanmış hissetti.After a quick break and a snack he felt revitalized.
Canım yemek pişirmek istemiyor.I don't feel like cooking.
Bugün canım yemek pişirmek istemiyor.I don't feel like cooking today.
O bir canavar.He is a monster.
Onların hepsi canavar.They are all monsters.
O bir canavar değil, seni temin ederim.He is no monster, I assure you.
Bu gece canım yemek pişirmek istemiyor.I don't feel like cooking tonight.
Canım bunu daha fazla yapmak istemiyor.I don't feel like doing this anymore.
Tom cangılda kendini evde hissediyor.Tom feels at home in the jungle.
Tom çok cana yakındı.Tom was very forthcoming.
Bunun can sıkıcı olacağını biliyordum.I knew it would be painful.
Canım partiye gitmek istemiyor.I don't feel like going to the party.
Su soğuktu ama canlandırıcıydı.The water was cold but invigorating.
Güzel İngiliz mutfağını yeniden keşfetmek için can atıyorum.I'm dying to rediscover fine British cuisine.
Vay canına, bu ne sürpriz!Wow, what a surprise!
Harcanan para ekonomiyi canlandırıyor.Spending money stimulates the economy.
Hayallerini canlı tutuyorlar.They're keeping their dream alive.
Hiçbiri can yeleği giymiyordu.Neither was wearing a lifejacket.
Umarım bundan canlı kurtuluruz.I hope we get out of this alive.
Tom niye kendi canına kıysın ki?Why would Tom take his own life?
Pazartesiler canlı gösteri geceleridir.Mondays are open mike nights.
Hayal gücümü canlandırdı.It stimulated my imagination.
O zamanı canlı olarak hatırlıyorum.I remember that time vividly.
İşler daha canlı görünüyor.Things are looking brighter.
Tom'un biraz canı sıkkındı.Tom was a little disgruntled.
Geriye canlı olarak gelmeyi umuyoruz.We hope to come back alive.
Umarım canlı bulunurlar.I hope they're found alive.
Tom çok cana yakındır.Tom is just so approachable.
Hiç canı sıkkın görünmüyordu.She didn't seem bothered at all.
Sessizlik can sıkıcıdır.The silence is oppressive.
Onlar seni görmek için can atıyorlar.They're eager to see you.
Canavarı kışkırtmayın.Don't provoke the beast.
Canavarı tahrik etmeyin.Don't provoke the beast.
Tom gibi olmak için can atıyorum.I aspire to be like Tom.
Tom canını dişine takarak çalışıyor.Tom works his butt off.
Konu hakkında canlı bir tartışma yaptık.We had a lively debate about the issue.
Onları görmek için can atıyorum.I'm dying to see them.
Canlı müzik harika.Live music is great.
Reddedilmek can sıkıcı.It's painful to be rejected.
Vay canına! Bu nedir, bensiz öğle yemeği yiyorsun!Oh wow! What's this, you're having lunch without me!
Biz seni görmek için can atıyoruz.We look forward to seeing you.
Tom ve ben can düşmanlarıyız.Tom and I are mortal enemies.
Mary can yeleğini giymedi.Mary did not wear her life vest.
Canım şimdi dans etmek istemiyor.I don't feel like dancing now.
Gerçekten bodrumda bir canavar olduğunu düşünüyor musun?Do you think there's really a monster in the basement?