Çalışma odasısının mobilyasını vergiden düşebildi.He could deduct the furnishing of his work room from his taxes.
O piyano çalıyordu ve o şarkı söylüyordu.He was playing the piano and she was singing.
Onun çalışma odasının mobilyası vergiden düşürülebilirdi.The furnishing of his work room was tax deductible.
Çalışma odasının mobilyasını vergiden düşürebildi.He could write off his work room's furnishing from his taxes.
Bugün ben de elimden geleni yapmaya çalışacağım.I'll try my best today, too.
Bana bir şey söylemeye çalışıyorsun hissine kapılıyorum.I get the feeling you're trying to tell me something.
Çalışmak zorunda olan sadece Tom değildir. Ben de çalışmak zorundayım.It's not only Tom that has to study. I have to study, too.
Çalışmak zorunda olan tek kişi Tom değildir. Ben de çalışmak zorundayım.Tom isn't the only one who has to study. I have to study as well.
Sadece Tom çalışmak zorunda değil aynı zamanda ben de çalışmak zorundayım.Not only Tom has to study, but I have to study, too.
Tom'un bir garajda çalıştığını hayal edebiliyor musun?Can you imagine Tom working in a garage?
Tom'un bir garajda çalıştığını görebiliyor musun?Can you see Tom working in a garage?
Onların ne söylemeye çalıştıklarını anlayamadık.We couldn't figure out what they were trying to say.
O yıllar yılı çok çalıştı.He worked hard, year in, year out.
Fazla çalıştığımı düşünüyorum.I think I am overworked.
O bütün gün ve gece çalışıyor, köpek kadar yorgun olmalı.He's been working all day and night; he must be dog tired.
Onun planları teoride her zaman kulağa hoş geliyor ama uygulamada çalışmaz.His plans always sound great in theory but they don't work in practice.
Bizim tekerlekli çöp bidonumuz çalındı.Our wheelie bin was stolen.
Erkek çalışmalıdır.The man must work.
Daha sıkı çalışmak zorundasın.You have to study harder.
O bir Oxfam mağazasında çalışır.She works in an Oxfam shop.
O bir adil ticaret dükkanında çalışır.She works in a Fair Trade Shop.
Senin kadar çok çalışıyorum.I work as much as you.
Onun ilginç bir işi var, orada çok çalışmak zorunda.He has an interesting job, where he has to work a lot.
Odamda çalışırken yağmuru severim.I love the rain while I'm studying in my room.
Çalışma yapmak için çok yorgunum.I'm too tired to do study.
Tom'a daha çok benzemeye çalışmalısın.You should try to be more like Tom.
Tom ne söylemeye çalışıyor?What is Tom trying to say?
Tom bu sabahtan beri bu rapor üstünde çalışmaktadır.Tom's been working on this report since this morning.
Tom eskisinden daha çok çalışıyor.Tom works harder than he used to.
Tom bir çeviri bürosu için çalışıyor.Tom works for a translation agency.
Devam edemeyecek kadar yoruluncaya kadar Tom çalıştı.Tom worked until he was too tired to continue.
Tom başka herhangi birinden daha çok çalıştı.Tom worked much harder than anyone else.
Tom üniversiteye giderken çalıştı.Tom worked his way through college.
Tom o projede üç hafta çalıştı.Tom worked for weeks on that project.
Tom bir benzin istasyonu görevlisi olarak çalıştı.Tom worked as a gas station attendant.
Tom işi mümkün olduğu kadar çabuk bitirmeye çalışacak.Tom will try to finish the work as early as possible.
Senin önerini kabul etmesi için Tom Mary'yi ikna etmeye çalışacak.Tom will try to convince Mary to accept your offer.
Tom bahçede çalışırken uzun kollu giyer.Tom wears long sleeves when working in the garden.
Tom panik yapmamaya çalışıyordu.Tom was trying not to panic.
Tom etkisiz hale getirmeye çalıştığı bomba patladığında anında öldü.Tom was killed instantly when the bomb he was trying to defuse exploded.
Tom, John'un ondan ödünç para almaya çalışacağı konusunda Mary'yi uyardı.Tom warned Mary that John would try to borrow money from her.
Tom Mary'den daha çok çalışmasını istedi.Tom wanted Mary to work harder.
Tom bir fırında çalışırdı.Tom used to work in a bakery.
Tom Mary için çalışırdı.Tom used to work for Mary.
Tom Mary'ye nasıl briç oynanacağını öğretmeye çalıştı.Tom tried to teach Mary how to play bridge.
Tom bütün gece Mary'yi araba sürmesi için ikna etmeye çalıştı.Tom tried to talk Mary into driving all night.
Tom ayağa kalkmaya çalıştı fakat kalkamadı.Tom tried to stand up, but couldn't.
Tom konuşmaya çalıştı, ama yapamadı.Tom tried to speak, but couldn't.
Tom gülümsemeye çalıştı, ama yapamadı.Tom tried to smile, but couldn't.
Tom sanat müzesini en son ne zaman ziyaret ettiğini hatırlamaya çalıştı.Tom tried to remember the last time he had visited an art museum.
Tom en son ne zaman Mary ile birlikte şarap içtiğini hatırlamaya çalıştı.Tom tried to remember the last time he had drunk wine with Mary.
Tom Mary'nin kapıyı açmasını engellemeye çalıştı.Tom tried to prevent Mary from opening the door.
Tom Mary'nin orduya katılmasını engellemeye çalıştı.Tom tried to prevent Mary from joining the army.
Tom Mary'nin polise gitmesini engellemeye çalıştı.Tom tried to prevent Mary from going to the police.
Tom anahtar deliğinden bakmaya çalıştı fakat bir şey göremedi.Tom tried to look through the keyhole, but couldn't see anything.
Tom gözyaşlarını tutmaya çalıştı.Tom tried to hold back his tears.
Tom tüm krediyi kapmaya çalıştı.Tom tried to hog all the credit.
Tom biletini Mary'ye ödettirmeye çalıştı.Tom tried to get Mary to pay for his ticket.
Tom ev ödevini onun için Mary'ye yaptırmaya çalıştı.Tom tried to get Mary to do his homework for him.
Tom işlerini Mary'ye yaptırmaya çalıştı.Tom tried to get Mary to do his chores.