Bazı insanlar kendi kişisel bağlantılarını kullanarak avantaj kazanmaya çalışırSome people try to gain advantage by exploiting their personal contacts.
Evde çalışmanın birçok yararından biri esnekliktir.Flexibility is one of the many advantages of working from home.
O, bir dublör olarak çalışırdı.He used to work as a stuntman.
Çocukların çalışkan olmaları iyidir.It is good that children are industrious.
Kim gençken çalışmaya başlarsa, yaşlandıklarında cömertçe yaşarlar.Whoever starts working in their youth, gets to live lavishly when they're older.
Onlar çalışma arkadaşlarımdır.They are both colleagues of mine.
Arapça çalışmak istiyorum.I would like to study Arabic.
Para biriktirmek için sıkı çalıştı.She's worked hard to save up money.
Belki Almanca çalışmalıyım.Maybe I should study German.
Her Pazar sabahı üç saat çalışırım.I work for three hours every Sunday morning.
İyi çalışıyor.It works well.
Karınca gibi çalış.Work as the ant.
Karınca gibi çalışın.Work as the ant.
O, konuşmayı komşular hakkındaki dedikodu ile tatlandırmaya çalıştı.She tried to spice up the conversation with gossip about the neighbors.
Proje nasıl çalışacak?How will the project work?
Tayvan'daki insanlar sıkı çalışırlar.People in Taiwan work hard.
O, 7/24 çalışır.She studies 24 / 7.
Sürekli çalışıyorum.I'm constantly studying.
O kulaklıklar çalışmıyor.Those earphones don't work.
Keçuva dili konuşabilmek amacıyla çalışıyorum.I am studying with the purpose of being able to speak Quechua.
Keçua öğrenebilmen için çalışıyorum.I am working so that you can learn Quechua.
Bugün çalışmıyorum.I don't work today.
Arabam bir hırsız tarafından çalındı.My car was stolen by a thief.
O, 200 saat ücretsiz çalışma cezasına çarptırıldı.He was sentenced to 200 hours of unpaid work.
Nasıl çalışmadan borçlarımı ödeyebilirim ki!How can I pay my bills without work!
Onun en son müzik parçaları sadece onun daha önceki çalışmasının varyasyonlarıdır.His latest musical pieces are just variants of his earlier work.
Çalışmak özgür kılar.Work makes free.
Oyuncu rolüne çalışıyor.The actress is studying her role.
Kanji çalışıyorum.I am studying kanji.
Öğrencileri çalıştırmayı seviyorum.I like to make the students work.
Beijing'te üç ay çalıştım.I studied three months in Beijing.
Almanca'yı Romen diline çevirmeye çalışalım.Let's try to convert German into a Romance language.
Bazı adli araştırmacılar karkasların böcek kolonizasyon oranını çalışmaktadırlar.Some forensics researchers study the rate of insect colonization of carcasses.
Onlar da çalışmadılar.They did not work, either.
Onlar güvenle yüzmeye çalıştı.They tried to swim to safety.
Onlar diğerlerini kurtarmaya çalışırken öldüler.They died trying to save others.
Onlar ülkeyi değiştirmeye çalışmadılar.They did not try to change the land.
Sosyal reformlar için çalışmakla meşgullerdi.They were busy working for social reforms.
Üç gün mesaj üzerinde çalıştı.They worked on the message for three days.
Kendileri için çalışmak üzere serbest bırakıldılar.They were freed to work for themselves.
Onlar birbirlerini aptal göstermeye çalıştılar.They tried to make each other look foolish.
Onlar daha iyi çalışma koşulları talep etmedi.They did not demand better working conditions.
Onlar altın piyasasını kontrol altına almaya çalıştılar.They tried to take control of the gold market.
Çok çalışmadan çok iyi yaşadılar.They lived very well without working very hard.
Asla birlikte çalışamayacaklarını söyledi.He said they would never be able to work together.
Onlar daha fazla ödeme ve daha güvenli çalışma koşulları talep ettiler.They demanded more pay and safer working conditions.
Ortak çıkarları için birlikte çalışmaktaydılar.They had been working together for common interests.
Onlar güneşin doğduğu zamandan güneş batıncaya kadar her gün çalıştılar.They worked each day from the time the sun rose until it set.
O, birkaç saat boyunca çalıştı.He worked for several hours.
O, yeniden seçilmek için çalışıyordu.He was running for re-election.
Konuşmayla ilgili çok çalışmıştı.He had worked hard on the speech.
Raporlarını bilimsel yapmaya çalıştı.He tried to make his reports scientific.
Kansas'ı huzurlu tutmak için çok çalıştı.He had worked hard to keep Kansas peaceful.
Konuşması için çalışacak fazla zamanı yoktu.He did not have much time to work on his speech.
Fakir Japon göçmenler düşük ücretle çalışmaya istekliydiler.Poor Japanese immigrants were willing to work for low pay.
Roosevelt, Amerika'nın Japonya ile ilişkileri geliştirmek için çok çalıştı.Roosevelt worked hard to improve America's relations with Japan.
Hiç kimse böylesine büyük bir şehri asla havadan ikmal etmeye çalışmamıştı.No one had ever tried to supply such a large city by air.
Bir doktor, onun sırtındaki mermiyi çıkarmaya çalıştı.A doctor tried to remove the bullet from his back.
Bir doktor, başkanın kafasındaki kurşunu çıkarmaya çalıştı.A doctor tried to remove the bullet from the president's head.
McClellan Lincoln'un korkularını yatıştırmak için çalıştı.McClellan tried to calm Lincoln's fears.