O, iki yakasını bir araya getirmeye çalışıyordu.She tried to make both ends meet.
O, kıt kanaat geçinmeye çalışıyordu.She tried to make both ends meet.
Çalışmak ya da üniversiteye gitmek arasında karar veremiyorum.She can't make up her mind whether to get a job or to go on to college.
Elinden geldiğince çok İngilizce çalıştı.She studied English as hard as she could.
O, çalışma odasında bir şey yazıyor.She's writing something in her study.
O çalışkan bir öğrenci.She is an earnest student.
O, bir devlet kurumunda çalışıyor, değil mi?She's with a government bureau, isn't she?
Hayatını kazanmak için çok çalışıyor.She works hard to earn her living.
O çalışkandı.She used to be diligent.
Onun geçen hafta satın aldığını çanta çalındı .She was robbed of the handbag that she had bought last week.
Öğretmenin söylediği her kelimeyi not etmeye çalıştı.She tried to take down every word the teacher said.
O, başka bir öğrenci kadar çok çalışır.She works as hard as any other student.
O, mutfakta çalışır mı?Does she work in the kitchen?
O, üniversitede öğrenim yapabilmek için kısa-süreli bir işte çalıştı.She got a part-time job so that she could study at college.
Herhangi biri kadar çok çalışır.She works as hard as anybody does.
Erkeklerle yan yana çalıştı.She worked side by side with men.
Yerel bir hastanede bir hemşire olarak çalışıyor.She works as a nurse in the local hospital.
Gece gündüz piyano çalışıyor.She's practicing the piano day and night.
O, gece ve gündüz çalışıyor.She is working night and day.
O, para biriktirmek için kendi planını uygulamaya çalıştı.She tried to carry out her plan to save money.
O, sabahtan beri piyano çalışmaktadır.She has been practicing the piano since morning.
O, sabahtan akşama kadar çalıştı.She worked from morning till night.
O çalışmaya devam etti.She went on working.
O, gerçekten olduğundan çok daha genç görünmeye çalışıyordu.She tried to look much younger than she really was.
O onu arayıncaya kadar o çalışmaya devam etti.She went on working till he called her.
Onunla arkadaş olmaya çalıştı.She tried to make friends with him.
O, ondan uzak durmaya çalıştı.She tried to keep away from him.
Onu memnun etmek için boşuna çalıştı.She tried in vain to please him.
O, çalışmaya devam edemeyecek kadar çok yorgundu.She was too tired to go on working.
O bir güzellik salonu çalıştırıyor.She runs a beauty shop.
O düzenli olarak piyano çalışması yapar.She practices playing the piano regularly.
O, bir hastane için çalışır.She works for a hospital.
O, hayatını fakirlerin arasında çalışmaya adadı.She devoted her life to working among the poor.
Tüm yaşamını fizik çalışmalarına adadı.She gave her entire life to the study of physics.
O, çalışmalarında oldukça geridedir.She's far behind in her studies.
Mücevher çalmaya çalışırken yakalandı.She was captured trying to steal jewelry.
Her gün keman çalma çalışması yapar.She practices playing the violin every day.
Her gün piyano çalıştı.She practiced the piano every day.
O her gün piyano çalışıyor.She practises the piano every day.
Akşam yemeğinden sonra Japonca çalıştı.She studied Japanese after dinner.
Akşam yemeğinden önce her zaman piyano çalışır.She always practices the piano before dinner.
İstediği her şeyi almaya çalıştı.She tried to get whatever she wanted.
Zihin varlığını devam ettirmeye çalıştı.She tried to keep her presence of mind.
Onu ikna etmeye çalışmanın yararı yok.It's no use trying to persuade her.
Onu hastaneye götürmeye çalışmak boşunaydı.It was no use trying to take her to the hospital.
Bırak ders çalışmayı, düşünmek için bile bitik durumdaydım.I was too exhausted to think, let alone study.
O yorgun olmasına rağmen çalışmaya devam etti.Though she was tired, she kept on working.
Yorgunsan, çok çalışmak zorunda değilsin.You don't have to work so hard if you're tired.
Eğer yorgun hissediyorsan çalışmanın hiçbir anlamı yok.There is no point in studying if you are feeling tired.
Sanık eylemlerini haklı çıkarmaya çalıştı.The accused tried to justify his actions.
Gerekenden daha fazla para harcamamaya çalışın.Try not to spend more money than is necessary.
Onun hastalığı onun çalışmasına devam etmesini imkansız yaptı.His sickness made it impossible for him to continue his study.
Fakirlik onun çalışmalarına devam etmesini engelledi.Poverty prevented him from continuing his studies.
Mutsuz geçmişini unutmaya çalışmalısın.You should try to forget your unhappy past.
Arkadaşım, genellikle çalışmalarıyla oğluma yardımcı olur.My friend usually helps my son with his studies.
Babası öldükten sonra, o tek başına çalışmak zorunda kaldı.After his father died, he had to study by himself.
Babamın çalıştığı yer istasyonun yakınındadır.The office where my father works is near the station.
Babam bir şirkette bir mühendis olarak çalışmaktadır.My father works for the company as an engineer.
Babam ona çalışma odasına kadar eşlik etti.Father showed him into the study.
Babam mühendis olarak bir fabrikada çalışıyor.My father works at the factory as an engineer.