Bazı çiftçiler çiftlikte çalışıyorlar.Some farmers are working on the farm.
Çiftçiler tarlada çalışmakla meşgul.Farmers are busy working in the field.
Çiftçiler kışın da sıkı çalışır.Farmers work hard in the winter, too.
Bir at üstünde bu dereyi atlamaya çalışacağım.I'll try to jump over this stream on a horse.
Bunu tamir etmeye çalışmaktansa yeni bir tane alsan daha varlıklı olacaksın.You will be better off buying a new one than trying to fix it.
O kadar çok televizyon izlemeseydi, çalışmak için daha fazla zamanı olurdu.If he did not watch so much television, he would have more time for study.
Daha sıkı çalışsaydı, sınavı geçerdi.If he had studied harder, he would have passed the exam.
Onun ne söylemeye çalıştığını anlayamıyorum.I cannot understand what he is driving at.
Onun ne söylemeye çalıştığını anlayabiliyor musun?Can you make out what he is trying to say?
Şirketin tepesine gelmek için, onun sıkı çalıştığını herkes biliyor.Everyone knows that he worked hard to get to the top of the company.
O beni aldatmaya çalıştığında canım ona vurmak istedi.I felt like hitting him when he tried to cheat me.
Bilgisayarını çalıştırmak için gerekli olanın tümü oydu.That was all he needed to operate his computer.
Başarı sıkı çalışmanın sonucudur.His success is the result of hard work.
Onun çalışmasını gördüm.I saw him running.
Onun çalışmasına gerek yok.There is no need for him to work.
O içeri geldiğinde iki saattir İngilizce çalışıyordum.I had been studying English for two hours when he came in.
Onunla çalışmaya dayanamam.I can't bear to work with him.
Onunla tartışmaya çalışmanın faydası yok.It is no use trying to argue with him.
Ondan daha çalışkan değilim.I am no more diligent than he is.
Ben onu bir daha sigara içmemesi için boş yere ikna etmeye çalıştım.I tried in vain to persuade him not to smoke any more.
Onun hakkında onu ikna etmeye çalışmanın faydası yok.It is no use trying to convince him of that.
Onun için çalışacak birkaç adamı var.He has several men to work for him.
Onun çalışacak bir yeri yok.He has no room to study in.
Anlaşmak için onu ikna etmeye çalışmak işe yaramaz.It is useless to try to persuade him to agree.
Ona ayak uydurmaya çalış.Try to keep up with him.
Ben onu aramaya çalıştım, ama hat meşguldü.I tried to call him up, but the line was busy.
Japon edebiyatını ona tanıtmaya çalışmanın bir faydası yok.There is no point in trying to introduce Japanese literature to him.
Onun piyano çalışı şahane görünüyordu.His piano playing sounded fantastic.
Onun emrinde çalışmaktansa açlıktan ölmeyi tercih ederim.I would rather starve than work under him.
Onun altında çalışmaktansa istifa ederim.I would rather quit than work under him.
Onun emri altında çalışmaktansa işi bırakmayı tercih ederim.I would rather quit than work under him.
Ailesi tarlada çalışıyor.His family works in the fields.
Onun yüzüne bir bakış, bana çalışmaya isteksiz olduğunu söyledi.One glance at his face told me that he was reluctant to work.
Boş yere onun düşüncesini değiştirmeye çalıştık.We tried in vain to make him change his mind.
O, kim için çalışır?Who does he work for?
Erkek kardeşi bir ticaret şirketinde çalışır.His brother works for a trading company.
Onun görüşlerini anlamaya çalıştım.I tried to sound out his views.
Onun en son çalışmaları belediye binasında sergileniyor. Onlar açıklama ötesinde harika.His latest works are on display at the city hall. They are fabulous beyond description.
Onun en son çalışmaları geçici sergide.His latest works are on temporary display.
Onun çalışması kabul edilebilir, ama mükemmel olmaktan uzak.His work was acceptable, but far from excellent.
Onun çalışması şimdi tam.His work is now complete.
Onun çalışması tatmin ediciydi.His work was satisfactory.
Geliriyle geçinmeyi zor bulduğu için o çalışmaya başladı.Finding it hard to make ends meet on his income, she started to work.
Çalışmasında yüzlerce kitap var.There are hundreds of books in his study.
Çalışmasında 1000'den az kitap yoktur.He has not less than 1,000 books in his study.
Çalışma odasında bir sürü kitap var.There are plenty of books in his study.
Onun yeni saç stilini gördüğümde kahkahamı bastırmaya çalıştım.When I saw his new hairstyle I tried hard to suppress my laughter.
Onun başarısı çok çalışmanın sonucuydu.His success resulted from hard work.
O, başarısını hem çok çalışmaya hem de şansına borçlu.He owes his success both to working hard and to good luck.
Kardeşi çok çalışır.His brother is a hard worker.
O, çok çalışmasına rağmen bir şey değişmedi.Though he tried hard, nothing changed.
Onun annesi on beş yıldır bir eczane çalıştırıyor.His mother has been running a drugstore for fifteen years.
Anne ve babası bir otel çalıştırıyor.His parents ran a hotel.
Bütün gün boyunca çalışmaktadır.He's been working all day long.
Çok çalışmasına rağmen, her zamanki gibi fakir kaldı.Though he worked hard, he remained poor as ever.
Ailesine bakmak için çok çalıştı.He worked hard to provide for his family.
O gençken daha çok çalışmasını diliyor.He wishes he had studied harder when he was young.
Çalıştırdığı on işçisi var.He has employed ten workers.
O, on sekiz yıldır çalıştığı firmadan ilişkisini kesti.He dissociated himself from the firm he had worked for for eighteen years.
O, günde sekiz saat çalışır.He works eight hours a day.